Bu gelişme, yalnızca basit bir diplomatik davet değil; aynı zamanda Ankara’ya yöneltilmiş net bir teklif ya da tehdit olarak yorumlanıyor: “Ya safını değiştireceksin, ya da bu yeni kurulan dengenin dışında kalacaksın.”

Peki İbrahim Anlaşmaları tam olarak nedir? Gerçekten bir barış adımı mı, yoksa İran’ı kuşatmak için örülen zincire Türkiye halkasını ekleme hamlesi mi? Ve en önemlisi, Türkiye bu imzayı attığı ya da reddettiği gün kendini hangi risklerle karşı karşıya bulacak? İşte tüm bu soruların yanıtları ve olayın perde arkası.

İbrahim Anlaşmaları Nedir? Bir "Barış" Projesi mi, Stratejik Kuşatma mı?

İbrahim Anlaşmaları, ismini Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın ortak peygamber figürü olan Hz. İbrahim’den alan, aslında Trump’ın ilk başkanlık döneminin sonunda hayata geçirdiği bir normalleşme sürecidir.

Kağıt üzerinde anlatılan hikaye şuydu: Ortadoğu'da barışı güçlendirelim, dinler arası hoşgörüyü artıralım, bölgesel refahı yükseltelim. 15 Eylül 2020'de, dönemin ABD Başkanı Trump'ın ev sahipliğinde Beyaz Saray’da imzalanan bu anlaşmalarla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, İsrail ile ilişkilerini resmen normalleştirdi.

Bu anlaşmalardan önce İsrail ile çoğu Arap ülkesinin arasında ne büyükelçilik vardı, ne doğrudan uçuş, ne de açık savunma işbirliği. İsrail pasaportu taşıyan birinin Körfez’de turistik vize alması bile mümkün değildi. Ancak anlaşmalardan sonra:

  • BAE ve Bahreyn, İsrail’le karşılıklı büyükelçilikler açtı.

  • Ülkeler arasında direkt uçuşlar başladı.

  • Savunma ve istihbarat işbirliği anlaşmaları imzalandı.

Ancak perde arkası çok daha farklıydı. Bu anlaşmalar, aslında İran’ın bölgedeki artan nüfuzuna karşı bir “Arap-İsrail ittifakı” kurma projesiydi. Öyle ki, dönemin İsrail Başbakanı Netanyahu bu planı Filistinlilerle daha fazla müzakere için bir fırsat olarak görürken, Filistin yönetimi bunu "yüzyılın tokadı" olarak nitelendirmişti.

İbrahim Anlaşmaları nedir, hangi ülkeler imzaladı? 2026’da neden yeniden gündemde?
İbrahim Anlaşmaları nedir, hangi ülkeler imzaladı? 2026’da neden yeniden gündemde?
İçeriği Görüntüle

Halkası Eksik Kalan Büyük Oyuncular: Neden Türkiye?

İlk dalgada BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan gibi ülkeler yer aldı. Ancak Trump’ın kurmak istediği "zincir"de eksik kalan çok büyük oyuncular vardı: Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ürdün ve en önemlisi Türkiye.

Trump 25 Mayıs’ta yaptığı paylaşımda, bu “karmaşık bulmacayı” tamamlamak için bu ülkelerin “eş zamanlı olarak” anlaşmaları imzalaması gerektiğini yazdı. Peki bu ülkeler neden bu zincirin bir parçası olmak isteniyor?

"Hedef Sadece İran Değil": Eski ABD’li Subaydan Türkiye ve Mısır İçin Kritik Uyarı!
"Hedef Sadece İran Değil": Eski ABD’li Subaydan Türkiye ve Mısır İçin Kritik Uyarı!
İçeriği Görüntüle
  • Mısır ve Ürdün: Zaten yıllardır İsrail’le ayrı barış anlaşmalarına sahipler. Yeni paket, onların da İran’a karşı kurulan bu yeni blokta resmen yer almasını sağlayacak.

  • Suudi Arabistan ve Katar: Henüz imza atmadılar. Suudi Arabistan özellikle kamuoyu önünde “Bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan İsrail’le tam normalleşme olmayacak” çizgisini koruyor.

  • Türkiye: İşte en kritik aktör burda devreye giriyor.

Türkiye Neden Bu Kadar Kritik? Dengenin Değişmesi

Türkiye şimdiye kadar İbrahim Anlaşmaları’na bilinçli şekilde uzak durdu. Filistin meselesi, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde, diplomatik söylemde ve miting dilinde sürekli merkeze kondu.

“Ortadaki Oyuncu” Kimliği:
Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük stratejik avantajı, "ne İran’ın dostu, ne de düşmanı" olan, arada duran bir aktör olmasıydı. İran savaş başladığında çevre ülkelere saldırılar düzenlemiş ancak Türkiye’ye doğrudan bir saldırı gerçekleşmemişti. Bunun temel sebebi, Türkiye’nin bir “düşman” olarak değil, “aradaki aktör” olarak görülmesiydi.

Erdoğan’ın Duruşu:
Gazze savaşları ile birlikte Türkiye-İsrail ilişkileri neredeyse kopma noktasına geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Netanyahu hakkında yaptığı sert açıklamalar, Türkiye’nin durduğu çizgiyi net bir şekilde gösterdi. Bu atmosferde Trump’ın “İran’la savaşın bitmesini istiyorsanız, Türkiye de İbrahim Anlaşmaları’na katılacak” demesi, aslında şu ikilemi yaratıyor: “Ya Türkiye yıllardır süren bu duruşunu bozacak ve İsrail’le aynı safı seçecek, ya da İran konusunda bizimle aynı masada oturamayacak.”

İki Senaryo ve Türkiye’nin Karşılaşacağı Riskler

Bu tabloya iki açıdan bakmak gerekiyor. Her iki durum da Türkiye için ciddi riskler barındırıyor.

Senaryo 1: Türkiye İmzayı Atarsa

Türkiye, İsrail ile ilişkilerini donduran ve Gazze’deki katliamları eleştiren bugüne kadarki tüm söylemlerini bir gecede değiştirmek zorunda kalacak.

  1. İran’la Denge Siyasetinin Bitmesi: Türkiye artık arada duran, her iki tarafla da konuşabilen bir aktör değil; İran’ı çevreleyen Batı-İsrail bloğunun bir parçası olarak görülecek.

  2. İslam Dünyasında Yalnızlaşma: Filistin davasını en yüksek perdeden savunan bir liderin, bir anda İsrail’le normalleşme masasına oturması, iç ve dış politikada büyük bir prestij kaybına yol açar.

  3. İç Cephede Sarsıntı: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabanında Filistin hassasiyeti çok yüksektir. Bu adım, tabanda büyük bir hayal kırıklığı yaratır.

Senaryo 2: Türkiye Hayır Derse

Türkiye anlaşmaya girmeyi reddederse, bu kez de bambaşka bir risk seti ortaya çıkıyor:

  1. Yeni Düzenin Dışında Kalma: ABD, İran’la kendi istediği çerçevede anlaşmaya varırsa, ortaya çıkacak yeni güvenlik ve enerji düzeninin dışında bırakılma ihtimali gündeme geliyor.

  2. Yaptırım Baskısı: Trump yönetimi, anlaşmaya yanaşmayan Türkiye ve diğer ülkelere karşı ekonomik yaptırım paketleri uygulayabilir.

  3. Savunma Projelerinin Kilitlenmesi: Türkiye’nin savunma sanayiindeki ilerleyişi (F-16 modernizasyonu, motor teknolojileri vb.) daha önce olduğu gibi kritik bir baskı malzemesi haline gelebilir.

Türkiye, imzayı attığı gün İran’la ilişkilerinde ve Filistin konusundaki siyasi dilinde yepyeni bir çizgiye çekilecek. Hayır dediğinde ise Amerika’dan gelebilecek yaptırım baskısı ve savunma projelerinin kilitlenmesi riskiyle karşı karşıya kalacak.

Şu An Ne Oluyor? Trump’ın Zamanlaması ve Gerçeklik

Trump bu çağrıyı yaparken, İran ile yürütülen nükleer ve bölgesel güvenlik müzakerelerini araç olarak kullanıyor. İddiasına göre, eğer bu ülkeler bir arada anlaşmaya varırsa, İran’la da bir barış sağlanacak. Değilse, çatışmalara devam edilecek.

Ancak bu noktada kritik soru şu: Trump ne kadar blöf yapıyor?

  • Pakistan anlaşmayı daha açıklamanın hemen ardından reddettiğini duyurdu.

  • Suudi Arabistan ve Katar, bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan bu anlaşmalara yanaşmayacaklarını zaten birçok kez beyan etti.

Türkiye cephesinde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen ertesi gün İran ve Pakistan liderleriyle telefonda görüşmeler gerçekleştirdi. Bu hamle, Türkiye’nin bloklaşmaya karşı alternatif bir hat kurma çabası olarak okundu.

Bölgenin en büyük oyuncularının çekimser durduğu bu tabloda, Trump’ın bu ülkeleri "zorunlu" ibaresiyle ikna etmesi kolay görünmüyor. Ancak bu süreç ilerledikçe, özellikle ekonomik baskılar ve güvenlik tehditleri artarsa, masadaki dengelerin değişmesi de olası.