Ağustos ayında hazırlandığı belirtilen gizli bir ABD istihbarat değerlendirmesinde, İsrail’de askerlik muafiyeti tartışmaları, ekonomik baskı, artan askeri harcamalar, silahlı gazilerin sivil hayata dönüşü ve siyasi kutuplaşmanın ciddi bir iç istikrarsızlık riski oluşturabileceği öne sürüldü. Değerlendirmenin odağında 27 Ekim seçimleri bulunuyor.
İsrail, 27 Ekim 2026’da yapılacak seçimlere yaklaşırken ülkenin siyasi ve toplumsal yapısına ilişkin dikkat çekici bir ABD istihbarat değerlendirmesi gündeme geldi.
Ağustos ayında CIA bünyesinde alternatif senaryolar geliştirmekle görevli uzmanlar tarafından hazırlandığı belirtilen ve “İçeriden Çatlak” başlığını taşıyan gizli değerlendirmede, İsrail’de biriken siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimlerin ağır bir iç çatışmaya dönüşebileceği ihtimali ele alındı.
Belgenin içeriği, raporu gördüğü veya hakkında bilgi sahibi olduğu belirtilen iki ABD’li kaynağın anlatımlarına dayanıyor. Rapor kamuoyuna açıklanmış değil ve içeriği bağımsız olarak doğrulanmış değil. CIA da söz konusu değerlendirme hakkında kamuoyuna açık bir doğrulama yapmış değil.
CIA’ya atfedilen İsrail raporunda ne var?
Raporda, İsrail’in önündeki risklerin tek bir siyasi anlaşmazlıktan kaynaklanmadığı, farklı gerilimlerin aynı dönemde üst üste binmesinin istikrarsızlığı artırabileceği değerlendirmesine yer verildiği belirtiliyor.
Öne çıkan başlıklar arasında Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf tutulmasına yönelik tartışmalar, yüksek askeri harcamalar, hayat pahalılığı, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti ve uzun süreli savaşlardan dönen askerlerin topluma yeniden uyum süreci bulunuyor.
Değerlendirmede Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğinin de seçim öncesindeki gerilimi artıran unsurlardan biri olarak ele alındığı aktarılıyor.
Raporun kesin olarak “İsrail’de iç savaş çıkacak” sonucuna vardığı söylenemez. Hazırlanan çalışma, farklı baskıların hangi koşullarda daha ağır bir iç krize dönüşebileceğini inceleyen alternatif bir istihbarat analizi niteliğinde.
Askerlik muafiyeti neden büyük bir sorun haline geldi?
Raporda İsrail toplumundaki en önemli kırılma alanlarından biri olarak Ultra-Ortodoks erkeklerin zorunlu askerlikten muaf tutulması gösteriliyor.
Uzun süredir uygulanan sistem kapsamında dini eğitimlerine tam zamanlı devam eden çok sayıda Ultra-Ortodoks erkek askerlik hizmetinden muaf tutuluyordu.
Ancak son yıllarda yüz binlerce yedek askerin uzun sürelerle göreve çağrılması, toplumun diğer kesimlerinde muafiyet uygulamasına yönelik tepkiyi büyüttü.
Netanyahu hükümetinin bu konuda kalıcı bir yasal düzenleme oluşturmakta zorlanması, tartışmayı koalisyonun geleceğini etkileyen siyasi bir krize dönüştürdü.
Ultra-Ortodoks partilerin askere alma politikalarına yönelik itirazları sürerken, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmedikleri gerekçesiyle bazı gençlerin gözaltına alınması kitlesel gösterilere yol açtı.
Netanyahu’nun koalisyonu neden baskı altında?
Ultra-Ortodoks partiler, Netanyahu’nun uzun yıllardır kurduğu siyasi ittifakların önemli bileşenleri arasında bulunuyor.
Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas’ın askerlik düzenlemesi konusundaki talepleri, hükümet içindeki dengeler açısından kritik önem taşıyor.
Askerlik muafiyetlerinin geniş biçimde devam etmesi toplumun diğer kesimlerinde tepkiye yol açarken, muafiyetlerin kaldırılması veya daraltılması ise Ultra-Ortodoks partilerin desteğinin kaybedilmesi riskini beraberinde getiriyor.
Bu ikilem, 27 Ekim seçimleri öncesinde Netanyahu’nun karşı karşıya olduğu siyasi sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Silahlı gaziler neden raporda ayrı başlık oldu?
Değerlendirmede dikkat çekilen bir diğer unsur, uzun süredir devam eden çatışmalarda görev yapan on binlerce askerin sivil hayata dönüşü.
İsrail’de bazı yedek askerlerin silahlarını evlerinde tutabilmesi ve kamusal alanlarda uzun namlulu silah taşıyan kişilerin görülmesinin olağanlaşması, olası siyasi veya toplumsal gerilimlerin sonuçlarına ilişkin risk değerlendirmelerinde yer aldı.
Raporda bu durumun tek başına bir çatışma nedeni olduğu ileri sürülmüyor. Ancak ağır siyasi kutuplaşma ile geniş silah erişiminin aynı anda bulunmasının olası kriz senaryolarında hesaba katılması gerektiği değerlendiriliyor.
Ekonomik baskı da riskler arasında
İsrail’in uzun süredir devam eden askeri operasyonlarının bütçe üzerindeki yükü de raporda öne çıkan konular arasında.
Artan savunma harcamalarına hayat pahalılığı ve gıda fiyatlarındaki yükselişin eşlik etmesi, hane halklarının ekonomik baskısını artırıyor.
İstihbarat değerlendirmesinde ekonomik sorunların siyasi gerilimlerden bağımsız görülmediği, uzun süreli mali baskının toplumsal huzursuzluğu besleyebilecek unsurlardan biri olduğu belirtiliyor.
Batı Şeria’daki gerilim raporda nasıl ele alındı?
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te artan yerleşimci şiddeti de iç istikrarsızlığı büyütebilecek faktörler arasında gösteriliyor.
Ancak rapora ilişkin aktarımlarda önemli bir eksiklik de dikkat çekiyor.
Çalışmanın ağırlıklı olarak İsrailli Yahudiler arasındaki siyasi ve toplumsal çatlaklara odaklandığı, İsrail nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan Filistinli vatandaşların yaşadığı gerilimleri ayrıntılı biçimde değerlendirmediği belirtiliyor.
Bu nedenle rapor, İsrail toplumunun bütün kesimlerini kapsayan tam bir iç istikrar analizi olarak değil, belirli risk senaryolarına odaklanan alternatif bir çalışma olarak değerlendiriliyor.
27 Ekim seçimlerinde neden 61 sandalye kritik?
İsrail’de 120 sandalyeli parlamentoda hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor.
Seçim öncesindeki kamuoyu araştırmalarında hem Netanyahu liderliğindeki blokun hem de karşısındaki siyasi grupların tek başına veya mevcut ittifaklarla bu çoğunluğu garanti edemediği bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu durum seçim sonrasında uzun koalisyon görüşmeleri, yeni ittifak arayışları veya hükümet kurulmasında güçlük yaşanması ihtimallerini gündemde tutuyor.
CIA’ya atfedilen değerlendirmenin seçimleri önemli bir eşik olarak görmesinin nedenlerinden biri de bu siyasi belirsizlik.
Raporda hangi kriz senaryoları değerlendirildi?
İstihbarat uzmanlarının, mevcut gerilimlerin ağırlaşması halinde İsrail’i daha fazla baskı altına alabilecek dış gelişmeleri de incelediği belirtiliyor.
Bunlardan biri yabancı teknoloji ve yapay zeka şirketlerinin İsrail’deki yatırımlarını veya işe alımlarını azaltması.
Bir diğer senaryo ise bölge ülkelerinin İsrail ile normalleşme süreçlerini yavaşlatması veya mevcut ilişkilerini yeniden değerlendirmesi.
Bu başlıklar, gerçekleşmiş gelişmeler değil; iç istikrarsızlığın derinleşmesi halinde ortaya çıkabilecek olası sonuçlara ilişkin senaryolar olarak ele alınıyor.
İsrail’de iç savaş çıkacağı kesin mi?
Kamuoyuna yansıyan değerlendirme, İsrail’de iç savaşın kaçınılmaz olduğunu söylemiyor. Çalışmada siyasi, ekonomik ve toplumsal baskıların belirli koşullarda ciddi bir iç çatışma riskini artırabileceğine ilişkin senaryolar değerlendiriliyor.
Belgenin kamuya açık olmaması ve içeriğinin ikinci el kaynakların anlatımına dayanması nedeniyle rapora ilişkin ayrıntıların temkinli değerlendirilmesi gerekiyor.
27 Ekim seçimlerinin sonucu, yeni hükümetin nasıl kurulacağı ve askerlik muafiyeti başta olmak üzere ülke içindeki temel anlaşmazlıkların nasıl yönetileceği, söz konusu risklerin seyrini belirleyecek başlıca gelişmeler olacak.





