Ama asıl soru şu:
Bu çocuklar gerçekten yalnız mıydı, yoksa biz onların arkasındaki sistemi görmemekte mi ısrar ediyoruz?

Şanlıurfa’daki saldırı bir tesadüf değildi.
19 yaşındaki bir genç, sosyal medyada “20 kill” hedefi koyuyor.
Bu artık bir cinayet değil, sanki bir skor tablosu.

İnsan hayatı, oyun içi puana indirgenmiş durumda.

Kahramanmaraş’ta ise tablo daha da net:
Bir çocuk, WhatsApp profilinde bir katili idol olarak taşıyor.
Elliot Rodger

2014’te ABD’nin Kaliforniya eyaletinde kadınlara yönelik nefret motivasyonuyla 6 kişiyi öldüren ve “incel” ideolojisinin sembol isimlerinden biri haline gelen saldırgan.

Yani bu artık bireysel bir patlama değil.
Bu, ithal edilmiş bir ideolojinin yerli bir patlamasıdır.

Burada bir yanılgıyı net şekilde kırmak gerekiyor:
Sorun “oyunlar” değil.

Bilim açık söylüyor.
Oyunlar tek başına katil üretmez.

Ama bir çocuk, hayatla bağını koparmışsa…
Aile yoksa…
Sınır yoksa…
Değer yoksa…

Oyun, sadece zihnindeki şiddetin dili olur.

Şanlıurfa’daki saldırganın yaptığı tam olarak bu:
Gerçekliği oyunlaştırmak.

Asıl mesele başka.

Bu iki olayda ortak üç temel kırılma var:

Birincisi “Yalnızlık ve kopuş”

Bu çocuklar sadece asosyal değil.
Toplumdan kopmuş.

Arkadaş yok.
Aidiyet yok.
Değer yok.

Ve bu boşluğu internet dolduruyor.

Ama nasıl?

Nefretle.

İkincisi “İncel ideolojisi ve erkeklik krizi”

Kahramanmaraş saldırısı bize açık bir şey söylüyor:
Bu artık küresel bir akım.

İncel ideolojisi.

Kadın düşmanlığı.
Mağdur erkek psikolojisi.
Dışlanmışlık hissi.

Ama daha derininde şu var:
Ben değersizim” duygusunu, “dünya bana borçlu” öfkesine çeviren bir zihniyet.

Bu zihniyet şunu üretir:
Eğer ben mutlu değilsem, kimse mutlu olmayacak.

Üçüncüsü ise “Görünür olma arzusu”

Modern saldırganın yeni motivasyonu:
Ünlü olmak.

Araştırmalar gösteriyor:
Saldırganların büyük bölümü planını önceden paylaşıyor.

Yani bu bir gizli suç değil.
Bu bir sahneye çıkma çabası.

Şiddet artık bir mesaj.
Cinayet artık bir performans.

Ve burada medya da bu sahnenin bir parçası haline geliyor.
İsimleri tekrar ederek, manifestoları yayımlayarak, katili görünür kılıyor.

Aslında farkında olmadan ödülü veriyor:
Şöhret.

Peki bu noktaya nasıl geldik?

Cevap aslında çok basit ama rahatsız edici:

Toplum neyi alkışlıyorsa, ona dönüşür.

Bugün neyi alkışlıyoruz?

Şiddeti normalleştiren dizileri…
Kadını metalaştıran şarkıları…
Suçu estetize eden mafya kültürünü…
Mahremiyeti teşhir eden sosyal medya akımlarını…

Bir çocuk bunları izliyor.

Sonra şu sonucu çıkarıyor:
Değer görmek için dikkat çekmem lazım.

Ve dikkat çekmenin en hızlı yolu artık belli.

Bugün sokakta “Ne baktın?” diye insanlar öldürülüyor.
Pazarda çocuklar bıçaklanıyor.

Ve biz hâlâ sorunu yanlış yerde arıyoruz.

Sorun bireyde değil.
Sorun, bireyi üreten zeminde.

Eskiden ayıp durdururdu.
Şimdi ayıp, görünürlük sağlıyor.

Eskiden erkeklik korumaktı.
Şimdi erkeklik, silah sıkmak.

Eskiden mahremiyet saklanırdı.
Şimdi sergileniyor.

Bu sadece bir kültürel değişim değil.
Bu bir çözülme.

Ve çözülme hiçbir zaman bir anda olmaz.
Sessiz gelir.
Yavaş gelir.
Normalleşerek gelir.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bize şunu söylüyor:

Bu olaylar “ilk” değil.
Ve eğer bu zemini değiştirmezsek, “son” da olmayacak.

Peki ne yapılmalı?

Sadece güvenlik yetmez.
Sadece ceza yetmez.

Bugün Türkiye’nin konuşması gereken üç somut başlık var:

Birincisi, okullarda zorunlu psikolojik tarama ve erken uyarı sistemi.
Rehberlik servisleri formalite olmaktan çıkarılmalı, riskli çocuklar veri temelli izlenmeli.

İkincisi, dijital okuryazarlık ve içerik farkındalığı eğitimi.
Çocuk, izlediği içeriğin ne olduğunu bilmiyor.
Algı ile gerçeklik arasındaki farkı ayırt edemiyor.

Üçüncüsü, aileye yönelik zorunlu bilinçlendirme programları.
Çocuk internette ne izliyor, kimlerle konuşuyor, hangi dünyada yaşıyor…
Aile bunu bilmiyor.

Asıl mücadele burada.

Ailede.
Okulda.
Kültürde.

Çocuk bir suç işlemeden önce zaten bağırıyor.
Ama biz duymuyoruz.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları sonrası 81 ilde güvenlik seferberliği
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları sonrası 81 ilde güvenlik seferberliği
İçeriği Görüntüle

Çünkü artık kimse dinlemiyor.

Dinlemeye başlamak için bir çocuğun daha tetiği çekmesini beklemeyelim.

Son söz net:

Bir toplum, neyi normalleştirirse onu üretir.
Neyi alkışlarsa, ona dönüşür.

Ve bugün alkışladığımız şeyler, yarının katillerini yetiştiriyor.

Hüseyin Kurt: Yaşar Doğu'dan Astaorya'ya
Hüseyin Kurt: Yaşar Doğu'dan Astaorya'ya
İçeriği Görüntüle

Hüseyin Kurt: Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
Hüseyin Kurt: Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
İçeriği Görüntüle