Azerbaycan’da devlet okullarında öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetlerine yönelik peş peşe yapılan düzenlemeler başörtüsü tartışmasını büyüttü. Mevzuatta “başörtüsü yasaktır” şeklinde açık bir hüküm bulunmamasına rağmen kıyafetlerin eğitimin “dünyevilik” ilkesine uygun olması şartı getirildi. Bazı okullarda başörtülü öğrencilerin derslere alınmadığı, öğretmenlere ise başlarını açmaları yönünde baskı yapıldığı iddiaları Türkiye’nin 28 Şubat dönemindeki uygulamalarını yeniden hatırlattı.
Türkiye’nin yakın tarihinde eğitim ve kamu hayatında derin izler bırakan 28 Şubat dönemindeki başörtüsü yasaklarını hatırlatan görüntüler bu kez Azerbaycan’dan geliyor.
Azerbaycan’da devlet okullarında öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkin yapılan yeni düzenlemeler, başörtüsünün eğitim kurumlarındaki geleceğini tartışmaya açtı.
Dikkat çekici nokta ise şu: Resmî düzenlemelerde doğrudan “başörtüsü” veya “hicab yasaktır” şeklinde bir hüküm bulunmuyor.
Buna karşılık hem öğrenciler hem de öğretmenler açısından kıyafetlerin genel eğitimin “dünyevilik” ilkesine uygun olması şartı getirildi.
Uygulamada bu hükmün başörtüsüne karşı kullanılmaya başlanması ise tartışmanın merkezini oluşturuyor.
Öğrenciler için ilk adım 21 Eylül’de atıldı
Tartışmanın öğrencilere ilişkin ayağı, devlet okullarındaki kıyafet yönetmeliğinde yapılan değişiklikle başladı.
Yeni düzenlemede, belirlenen okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan veya genel eğitimin dünyəvilik ilkesine uygun olmadığı değerlendirilen ilave kıyafet unsurlarının kullanılamayacağı hükme bağlandı.
Başörtüsünün adı metinde açık biçimde yazılmadı.
Ancak kararın ardından bazı okullarda başörtülü kız öğrencilerin okula kabul edilmediğine ilişkin görüntü ve iddialar kamuoyuna yansıdı.
Böylece başlangıçta genel bir kıyafet standardı olarak sunulan düzenleme, kısa sürede eğitim hakkı ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki tartışmanın merkezine yerleşti.
Ardından sıra öğretmenlere geldi
Tartışmayı büyüten ikinci karar ise 6 Ekim 2026 tarihli 325 sayılı Bakanlar Kurulu kararı oldu.
Bu kez devlet genel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin kıyafetleri için ortak kurallar belirlendi.
Kadın öğretmenler açısından klasik ceket-pantolon, ceket-etek veya ceket-elbise gibi seçenekler tanımlanırken kıyafetin sade ve iş ortamına uygun olması istendi.
Ancak düzenlemenin en çok tartışılan hükmü, öğretmenlerin kıyafet ve kullandıkları kıyafet unsurlarının genel eğitimin dünyevilik ilkesine uygun olması gerektiğini belirten madde oldu.
Başörtüsü yine açıkça yasaklanmadı.
Buna rağmen Bakü ve Sumgayıt başta olmak üzere bazı okullarda başörtülü öğretmenlerin “başını aç veya görevine devam edemezsin” biçiminde bir tercihle karşı karşıya bırakıldığı yönünde iddialar kamuoyuna yansıdı.
İşte tartışmanın düğümlendiği nokta da burada bulunuyor.
Başörtüsü yasak değilse neden başörtülüler okula giremiyor?
Yeni düzenlemenin yarattığı en kritik soru bu.
Mevzuat metninde doğrudan başörtüsü yasağı bulunmazken “dünyevilik” kavramının başörtüsünü de kapsayacak biçimde yorumlanması, uygulamanın hukuki sınırlarını tartışmalı hale getiriyor.
Çünkü laik veya dünyevi bir eğitim sisteminin varlığı ile bir öğretmenin ya da öğrencinin kişisel inancı gereği başını örtmesi aynı hukuki konu değil.
Devletin eğitim programının dini esaslara göre düzenlenmemesi kurumsal laiklik kapsamında değerlendirilebilirken, bireyin başörtüsü kullanması doğrudan kişisel din ve vicdan özgürlüğüyle bağlantılı.
Bu nedenle tartışma yalnızca “okulda ne giyilecek?” meselesinden ibaret değil.
Asıl mesele, devletin kıyafet standardı belirleme yetkisinin kişinin inancını görünür biçimde yaşama hakkına ne ölçüde müdahale edebileceği.
Neden Türkiye’de 28 Şubat’ı hatırlattı?
Azerbaycan’daki gelişmelerin Türkiye’de 28 Şubat dönemiyle karşılaştırılmasının nedeni de bu noktada ortaya çıkıyor.
Türkiye’de özellikle 1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında başörtülü öğrenciler üniversite kapılarında engellerle karşılaşmış, çok sayıda kadın eğitimine ara vermek veya başını açmak arasında tercih yapmak zorunda kalmıştı.
Kamu kurumlarında çalışan başörtülü kadınlar açısından da uzun yıllar ciddi sınırlamalar uygulanmıştı.
Azerbaycan’daki mevcut düzenlemelerin Türkiye’deki 28 Şubat uygulamalarıyla hukuken tamamen aynı olduğunu söylemek doğru olmaz.
Ancak başörtülü bir kadının eğitim almak veya mesleğini yapmak için başını açmasının istenmesi yönündeki uygulama iddiaları, Türkiye’deki hafızayı güçlü biçimde canlandırıyor.
Bu nedenle sosyal medyada ve bazı yayınlarda gelişmeler için “Azerbaycan’ın 28 Şubat’ı” benzetmesinin kullanılması dikkat çekiyor.
37 kişinin gözaltına alındığı açıklandı
Başörtüsü tartışması yalnızca okul koridorlarıyla sınırlı kalmadı.
Yeni kıyafet kurallarına ve başörtülü öğrencilere yönelik uygulamalara karşı çeşitli protestolar düzenlendi.
Azerbaycan İçişleri makamları, okul kıyafeti düzenlemeleri çevresinde meydana gelen olaylarla bağlantılı olarak 37 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Yetkililer gözaltıları kamu düzeninin ihlal edildiği olaylarla ilişkilendirirken, uygulamaya karşı çıkan çevreler ise meselenin temelinde başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının bulunduğunu savunuyor.
Bu noktada gözaltıların yalnızca “başörtüsünü savundukları için” yapıldığını kesin biçimde söylemek mümkün değil; her dosyanın hukuki gerekçesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Öğretmenlerin önüne “başını aç ya da ayrıl” seçeneği konulduğu iddiası
En çarpıcı gelişmelerden biri başörtülü kadın öğretmenlerin yaşadıklarına ilişkin anlatımlar oldu.
Bazı öğretmenler okul yönetimleri tarafından yeni kıyafet düzenlemesi konusunda uyarıldıklarını ve başörtülü biçimde derse devam edemeyeceklerinin kendilerine bildirildiğini söyledi.
Bu iddialar doğruysa mesele yalnızca kıyafet standardından çıkıp kadınların çalışma hakkını doğrudan etkileyen bir noktaya taşınıyor.
Çünkü yıllardır mesleğini sürdüren bir öğretmenin önüne “inancının gereği olarak kullandığın başörtüsünü çıkar veya mesleğini bırak” şeklinde bir tercih konulması, bireysel özgürlükler açısından ciddi bir tartışma yaratıyor.
Başörtülü olmak bir öğretmenin matematik, fizik, tarih veya edebiyat öğretme yeterliliğini değiştiren bir unsur değil.
Tartışmanın temel haklar açısından en güçlü noktası da burada bulunuyor: Bir öğretmenin mesleki niteliğinin kıyafetiyle değil, bilgisi, liyakati ve öğrencisine verdiği eğitimle değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.
Azerbaycan laik bir devlet ancak din özgürlüğü de anayasal hak
Azerbaycan, anayasal olarak laik bir devlet.
Ancak laiklik ilkesi tek başına dini görünürlüğün yasaklanması anlamına gelmiyor.
Azerbaycan hukuk düzeninde aynı zamanda vicdan ve dini inanç özgürlüğünün korunması da temel ilkeler arasında bulunuyor.
Dolayısıyla devletin laik karakterinin korunması ile vatandaşların kişisel dini tercihlerinin korunması arasında bir denge kurulması gerekiyor.
Başörtüsü tartışmasının bundan sonraki hukuki boyutunun da büyük ölçüde bu denge üzerinden şekillenmesi bekleniyor.
Başörtüsü bir güvenlik problemi değil, kişisel tercih
Başörtüsünü savunanların temel itirazı, dini kıyafetin eğitim kurumlarında otomatik olarak laikliğe aykırı kabul edilmesine yönelik.
Bir öğrencinin başörtülü biçimde matematik öğrenmesi ya da bir öğretmenin başörtüsüyle sınıfa girerek ders anlatması, tek başına eğitim programını dini hale getirmiyor.
Bu nedenle tartışmanın yalnızca “laiklik” başlığı altında yürütülmesi, bireysel haklar bakımından eksik bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Başörtüsü konusunda özgürlükçü yaklaşımın temelinde de devletin kadına ne giyeceğini veya ne giymeyeceğini dayatmaması düşüncesi bulunuyor.
Bir kadının başını açmaya zorlanması nasıl müdahaleyse, örtünmeye zorlanması da aynı biçimde bireysel tercihe müdahale oluşturur.
Özgürlük ilkesinin tutarlı uygulanması, tercihin kadının kendisine bırakılmasını gerektirir.
Okuldan uzaklaştırılan öğrencinin bedelini kim ödeyecek?
Meselenin en hassas taraflarından biri ise çocukların eğitim hakkı.
Bir öğrencinin okul kıyafetine ilişkin ihtilaf nedeniyle dersten uzak kalması, tartışmanın bedelinin doğrudan çocuk tarafından ödenmesi anlamına geliyor.
Başörtülü öğrencilerin okul kapısından geri çevrildiğine ilişkin görüntü ve iddialar bu nedenle yoğun tepkiye neden oldu.
Çocuğun eğitim hakkıyla kıyafet düzenlemesinin çatıştığı durumda, kamu otoritelerinden beklenen çözümün eğitimi kesmek değil, temel hakları birlikte koruyan bir yöntem geliştirmek olduğu savunuluyor.
“Dünyevilik” kavramının sınırı belirsiz
Düzenlemelerin gelecekte yaratabileceği önemli sorunlardan biri de “dünyevilik ilkesine uygun kıyafet” ifadesinin uygulamada nasıl yorumlanacağı.
Çünkü başörtüsünün adı açıkça belirtilmiyor.
Bu durumda hangi kıyafetin dünyevilik ilkesine aykırı olduğuna kim karar verecek?
Başörtüsü mü?
Dini sembol taşıyan bir kolye mi?
Geleneksel kıyafet mi?
Sakal veya başka bir kişisel görünüm unsuru mu?
Kuralların açık ve öngörülebilir olmaması, okuldan okula farklı uygulamaların ortaya çıkmasına ve keyfî yorum tartışmalarına yol açabilir.
Nitekim başörtüsü tartışmasının büyümesinin nedenlerinden biri de düzenlemenin bu yoruma açık yapısı.
Azerbaycan için yol ayrımı
Azerbaycan’daki tartışma artık yalnızca okul kıyafeti konusu olmaktan çıkmış durumda.
Bir tarafta devletin laik eğitim sistemi ve ortak okul kıyafeti uygulamasını koruma gerekçesi bulunuyor.
Diğer tarafta ise başörtülü kız öğrencilerin eğitim hakkı, başörtülü kadın öğretmenlerin çalışma hakkı ve bireylerin din ve vicdan özgürlüğü bulunuyor.
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı tecrübe ise benzer tartışmalarda yasakların toplumsal yaraları ne kadar uzun süre taşıyabildiğini gösteriyor.
Azerbaycan yönetiminin önündeki temel soru bundan sonra şu olacak:
Devletin laikliği, başörtülü kadın ve kız öğrencileri eğitim hayatının dışında bırakmadan korunabilecek mi?
Temel hakları esas alan bir yaklaşım açısından cevap açık bir ilkeye dayanıyor: Eğitim hakkıyla inanç arasında tercih yapmak zorunda bırakılan kişi değil, bu iki hakkı birlikte güvence altına alan sistem güçlüdür.




