Sosyal medyada haber paylaşan herkes gazeteci sayılır mı? Telefonuyla bir olayı görüntüleyen, sosyal medya hesabından gelişmeleri duyuran veya gündeme ilişkin paylaşımlar yapan kişilerin gazetecilikle ilişkisi yeniden tartışılıyor. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, gazetecilik ile yurttaş haberciliği arasındaki farkı açıklayarak dikkat çeken uyarılarda bulundu. "Gazetecilik bir meslektir; eğitimi, etik değerleri ve teknik birikimi vardır" diyen İrvan, kendisini gazeteci olarak tanımlayan herkesin meslek ilkelerine uygun davranması gerektiğini vurguladı.
İnternetin ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte haber üretimi yalnızca televizyon, gazete ve haber siteleriyle sınırlı kalmıyor. Vatandaşlar da tanık oldukları olayları cep telefonlarıyla kaydederek sosyal medya üzerinden paylaşabiliyor. Ancak haberin doğruluğu, kaynağı, kamu yararı ve etik sorumluluklar gibi konular, profesyonel gazetecilik ile bireysel paylaşımlar arasındaki farkı gündeme getiriyor.
Sosyal medyada haber paylaşan herkes gazeteci mi?
Prof. Dr. Süleyman İrvan, sosyal medya üzerinden haber niteliği taşıyan içerikler üreten kişilerin faaliyetlerini değerlendirirken gazetecilik ile yurttaş haberciliğinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledi.
İrvan, "Asıl mesleği gazetecilik olmayan yurttaşların dijital iletişim teknolojileri yardımıyla haber üretim sürecine katılmalarına yurttaş haberciliği diyorum. Buna yurttaş gazeteciliği demiyorum. Çünkü gazetecilik bir meslektir; eğitimi, etik değerleri ve teknik birikimi vardır" ifadelerini kullandı.
Gazeteciliğin yalnızca bir bilgiyi paylaşmaktan ibaret olmadığını anlatan İrvan, haber üretiminin araştırma, doğrulama, değerlendirme ve kamu yararını gözetme sorumluluğu taşıdığını belirtti.
Gazetecilik yapmak için diploma zorunluluğu bulunmadığını da hatırlatan İrvan, bunun mesleğin etik ilkelerinin olmadığı anlamına gelmediğine dikkat çekti.
"Gazetecilik doğruyu söyleme mesleğidir"
Gazeteciliğin temelinde gerçeğe bağlılık bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, haberlerin doğrulanmış bilgilere dayanması gerektiğini ifade etti.
İrvan, "Gazeteciliğin ilk yükümlülüğü habere, yani gerçeğe bağlılıktır. Aktarılan bilgiler doğrulanmış verilere dayanmalıdır. Gazetecilik doğruyu söyleme mesleğidir" dedi.
Gazetecilerin yalnızca haber kaynaklarına veya çalıştıkları kurumlara karşı değil, öncelikle topluma karşı sorumlu olduğunu belirten İrvan, "Gazetecinin sadakatle bağlı olacağı merci halktır. Gazetecilik kamu yararını gözetmek zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.
İrvan'a göre gazeteciliği sıradan bilgi paylaşımından ayıran en önemli unsurlar arasında gerçeklerin araştırılması, bilgilerin doğrulanması ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi bulunuyor.
"Güçlünün gizlemek istediği şeyleri ortaya çıkarmak gazetecinin işidir"
Gazeteciliğin yalnızca meydana gelen olayları aktarmakla sınırlı olmadığını belirten İrvan, araştırma ve sorgulama sorumluluğuna dikkat çekti.
"Güçlünün gizlemek istediği şeyleri ortaya çıkarmak gazetecinin işidir. Özellikle araştırmacı gazetecilerin hayatı bununla geçer" diyen İrvan, gazetecilerin açıklamaların ötesine geçerek olayların arka planını araştırması gerektiğini ifade etti.
Ünlü kişilerin sosyal medya paylaşımlarının yeterince sorgulanmadan habere dönüştürülmesini de eleştiren İrvan, "Ünlü bir kişi bir tweet attığında hemen alınıp haber yapılıyor. Oysa muhabir bir mesaj atıp daha fazla bilgi alabilir" dedi.
Bu yaklaşımın habercilikte hızın yanı sıra doğrulama ve ayrıntılı araştırma süreçlerinin de önemli olduğunu gösterdiğini belirtti.
Yurttaş haberciliği ile gazetecilik arasındaki fark ne?
Prof. Dr. Süleyman İrvan, profesyonel gazetecilikte haberlerin belirli bir planlama ve editoryal değerlendirme süreciyle hazırlandığını, yurttaş haberciliğinde ise olayların çoğunlukla rastlantısal biçimde kaydedildiğini anlattı.
İrvan, "Yurttaş haberciliğinde olay seçimi rastlantısaldır. Olay yerindeyse kaydeder ve paylaşır. Muhabir gibi planlanmış bir haberin peşinden gitmez. Geleneksel medyada ise sabah toplantılarında hangi haberin takip edileceği belirlenir" dedi.
Profesyonel haber merkezlerinde hangi olayların takip edileceğinin belirlendiğini ve hazırlanan haberlerin editoryal süreçlerden geçtiğini ifade eden İrvan, yurttaş haberciliğinde bu tür kontrol mekanizmalarının çoğunlukla bulunmadığını söyledi.
Bununla birlikte vatandaşların olay yerinden paylaştıkları görüntülerin haber üretimi açısından önemli bilgiler sağlayabildiğini belirtti.
Sosyal medyadaki hız neden tehlikeli olabilir?
Dijital iletişim platformlarında haberlerin çok hızlı yayıldığına dikkat çeken İrvan, özellikle kriz ve afet dönemlerinde doğrulanmamış bilgilerin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
İrvan, "Trafikte hız ne kadar tehlikeliyse gazetecilikte de öyledir. Aşırı hız risklidir" sözleriyle habercilikte kontrolsüz hızın oluşturduğu tehlikeyi anlattı.
Sosyal medya paylaşımlarının çoğu zaman editoryal bir denetimden geçmediğine işaret eden İrvan, "Sosyal medyada hiçbir editoryal süzgeçten geçmeden yapılan paylaşımlar kriz anlarında infiale yol açabilir. Deprem, sel ve benzeri afetlerde yanlış bilgi toplumsal paniğe neden olabilir" dedi.
Bu nedenle özellikle afetler, kazalar ve toplumsal olaylar hakkında yapılan paylaşımlarda bilgilerin doğrulanması gerektiğini vurguladı.
"Yalan haber gerçek haberden altı kat daha hızlı yayılır"
Sosyal medyada olumsuz ve sansasyonel içeriklerin daha fazla ilgi görebildiğini ifade eden İrvan, yanlış bilgilerin yayılma hızıyla ilgili araştırmalara da değindi.
İrvan, "Kötü haber ışık hızında yayılırken iyi haber kaplumbağa hızında gider. Yalan haber gerçek haberden altı kat daha hızlı yayılır. Amerika'da yapılan araştırmalar sosyal medyada olumsuz içeriklerin çok daha hızlı paylaşıldığını gösteriyor" ifadelerini kullandı.
Bu değerlendirmeyle sosyal medya kullanıcılarının karşılaştıkları dikkat çekici bilgileri doğrulamadan paylaşmasının doğurabileceği sorunlara işaret etti.
İrvan'ın açıklamalarında dile getirdiği hız karşılaştırması, yanlış haberlerin yayılmasına ilişkin araştırmalara yönelik bir değerlendirme olarak öne çıktı.
Eski bir görüntüyü yeniymiş gibi paylaşmak da sorun
Sosyal medya üzerinden haber paylaşan kişilerin de doğruluk sorumluluğu taşıdığını belirten İrvan, görüntülerin bağlamından koparılmasının ve gerçek dışı içeriklerin haber gibi sunulmasının kabul edilemeyeceğini söyledi.
İrvan, "Kurmaca haber yapmayacaklar ve gerçeği çarpıtmayacaklar. Temel beklentimiz bu. Eski bir görüntüyü yeniymiş gibi paylaşmak da gerçeği çarpıtmaktır" dedi.
Profesyonel gazetecilikte olgulara dayalı, öznel yargılardan arındırılmış bir anlatım beklendiğini belirten İrvan, yurttaş haberciliğinde ise kişisel bakış açılarının daha fazla öne çıkabildiğini ifade etti.
İrvan'a göre yurttaşların haber üretimine katılması önemli olsa da bu katılımın gerçeğin çarpıtılmasına gerekçe yapılmaması gerekiyor.
Yurttaş haberciliği gazeteciler için tehdit mi, fırsat mı?
Prof. Dr. Süleyman İrvan, dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla gelişen yurttaş haberciliğinin gazetecilik mesleğine hem olumlu hem de olumsuz etkileri bulunduğunu söyledi.
İrvan, yurttaşlardan gelen görüntülerin doğrudan kullanılması nedeniyle bazı medya kuruluşlarında muhabir istihdamının olumsuz etkilenebildiğini savundu.
"Tehdit; çünkü muhabir istihdamını azalttı. Muhabir göndermek yerine yurttaşlardan gelen görüntüyü kullanmak daha kolay. Haber ajanslarına dayalı bir habercilik gelişti. Bir de yapay zeka devreye girdi, o da ayrı bir tehdit" ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan sosyal medyanın araştırmacı gazeteciler için önemli bir bilgi kaynağı oluşturduğunu belirten İrvan, olay yerinden yapılan paylaşımların haberciliğe katkı sağlayabildiğine dikkat çekti.
İrvan, "Gazeteci, olay yerindeki insanların paylaşımlarını tarayarak çok iyi bir haber yapabiliyor. Eskiden kanıt bulmak zordu, şimdi sosyal medyada çok sayıda veri var. Bu da haberciliği kolaylaştıran bir süreç" dedi.
"Gazetecilik bir kimlik krizi yaşıyor"
Dijital dönüşümün geleneksel medya kuruluşlarını da etkilediğini belirten İrvan, gazeteciliğin mesleki kimliğiyle ilgili önemli sorunlar yaşandığını ifade etti.
Gazete tirajlarının düşmesi, toplumsal güvenin azalması ve haberin yayımlandığı kurumla okur arasındaki bağın zayıflaması gibi sorunlara dikkat çekti.
İrvan, "Tirajlar düştü, toplumun güveni azaldı, insanlar gazete okumuyor. Eskiden haberin hangi mecrada yayınlandığı önemliydi. Şimdi insanlar mecraya da bakmıyor. Haberin üretildiği kurumla bağ koptu" değerlendirmesinde bulundu.
Haber sitelerinde okunma ve paylaşılma hedeflerinin zaman zaman mesleki ilkelerin önüne geçebildiğini belirten İrvan, editoryal denetimin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"Gazetecilik bir kimlik krizi yaşıyor aslında. Ama gazetecilik sorunlar yaşayarak da olsa devam edecek. Meslek örgütlerine çok iş düşüyor. Kurumsal gazeteciliği güçlendirmemiz lazım. Kurumsal yapı varsa en azından teyit mekanizması işler" ifadelerini kullandı.
"Gazeteciyim diyorsan gazeteciliğin ilkelerine uyacaksın"
İrvan, sosyal medyada haber paylaşan ve kendisini gazeteci olarak tanımlayan kişilerin de mesleğin etik kurallarına uygun davranması gerektiğini vurguladı.
Haber ile reklam arasındaki ayrımın korunması gerektiğine dikkat çeken İrvan, ticari içeriklerin haberle karıştırılmasının etik sorun oluşturduğunu belirtti.
Prof. Dr. İrvan, "Haberi paylaşmak da gazeteciliktir. İlla yazması gerekmez. Ama reklam yapıyorsa ve haberle reklamı karıştırıyorsa orada etik sorun var. 'Siz gazeteci değilsiniz' demem ama gazetecilik kodlarına uygun davranın derim. Bir kişi 'Ben gazeteciyim' diyorsa, gazeteciliğin ilkelerine uygun davranmak zorunda" dedi.
Gazetecilik mesleğinin geleceği için kurumsal yapıların ve meslek örgütlerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden İrvan, Türkiye'de birçok gazetecinin sektör dışında kaldığını da belirtti.
İrvan, "Gazeteciliği güçlendirecek pratiklere ihtiyacımız var. Türkiye'de çok sayıda gazeteci sektör dışına itilmiş durumda. Gazeteciliği nasıl daha iyi hale getirebiliriz, bunu tartışmamız gerekiyor" sözleriyle açıklamasını tamamladı.





