Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Bartın Üniversitesi ve Necmettin Erbakan Üniversitesi'nden üç akademisyenin imzasını taşıyan uluslararası bir araştırma, Türkiye'deki sosyal medya kullanıcılarının mahremiyet algısı ve gözetim farkındalığı konusunda çarpıcı tabloyu ortaya koydu. "Privacy and Surveillance on Social Media: Awareness and Tendencies of Users in Türkiye" başlıklı çalışma, prestijli akademik dergi Observatorio'nun 2025 tarihli sayısında yayımlandı. Nicel araştırma deseniyle gerçekleştirilen çalışmada, Türkiye genelinde 800 katılımcıdan çevrim içi ve yüz yüze anket yoluyla veri toplandı ve kullanıcıların dijital ayak izleri mercek altına alındı.
Günde 6 Saat Ekrana Bakmak Gözetim Körlüğü Yaratıyor
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, sosyal medyada geçirilen süre ile gözetim farkındalığı arasındaki doğrudan ilişki oldu. Buna göre, sosyal medyayı günde 6 saat ve üzerinde kullanan katılımcıların, dijital gözetim mekanizmalarına karşı farkındalık düzeyi, diğer kullanıcılara kıyasla belirgin şekilde daha düşük çıktı. Araştırmacılar, bu sonucun sosyal medya kullanımının gündelik yaşam içinde sıradanlaşmasının, bireylerin kişisel verilerinin nasıl toplandığı, saklandığı ve ticarileştirildiği konusundaki dikkat düzeyini tehlikeli biçimde azalttığını ortaya koyduğunu belirtti. Öte yandan, sosyal medyayı günde 2-3 saat ve 4-5 saat kullanan katılımcıların ise günde 1 saatten az kullananlara göre mahremiyet ihlallerine daha açık davranış gösterdiği tespit edildi.
Kadınlar Daha Bilinçli, Gençler Daha Risksiz
Araştırma, demografik değişkenlerin mahremiyet algısı üzerindeki etkisini de net biçimde ortaya koydu. Kadın katılımcıların, gözetim ve mahremiyet ihlallerine ilişkin farkındalık düzeyinin erkek katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenirken, bekar katılımcıların ise mahremiyet ihlali ve kişisel bilgi paylaşma eğilimlerinin evli katılımcılara göre daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmada yaş faktörü de belirleyici rol oynadı. Özellikle 18-25 yaş grubundaki genç kullanıcıların mahremiyet ihlali ölçeğinde daha yüksek ortalamaya sahip olduğu, 46 yaş ve üzerindeki katılımcıların ise kişisel bilgi paylaşımı konusunda çok daha temkinli davrandığı tespit edildi. Öğrencilerin de diğer bazı meslek gruplarına göre mahremiyet ihlallerine daha açık davranış sergilediği ve kişisel bilgi paylaşma eğilimlerinin daha yüksek olduğu ifade edildi.
Araştırmanın en çarpıcı sonucu, gizlilik ayarlarını kullanmanın tek başına yeterli olmadığını gösterdi. Ayarları yapılandıranlarla yapılandırmayanlar arasında mahremiyet ihlali, kişisel bilgi paylaşımı ve gözetim farkındalığı bakımından anlamlı bir farklılık bulunamadı.
Gizlilik Ayarları Tek Başına Kurtarmıyor, 'Mahremiyet Paradoksu' Kapıda
Çalışma, katılımcıların yüzde 82,6'sının sosyal medya platformlarında gizlilik ayarlarını yapılandırdığını, yüzde 17,4'ünün ise bu ayarları hiç kullanmadığını ortaya koydu. Ancak asıl dikkat çekici bulgu, bu iki grup arasında mahremiyet ihlali, kişisel bilgi paylaşımı ve gözetim farkındalığı bakımından anlamlı bir farklılık bulunmaması oldu. Araştırmacılar, bu durumun gizlilik ayarlarının tek başına yeterli bir koruma sağlamadığını, kullanıcıların dijital gözetim, veri toplama süreçleri ve platform politikaları konusunda çok daha kapsamlı biçimde bilgilendirilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı. Çalışmada ayrıca, kullanıcıların mahremiyet konusunda risklerin farkında olsalar bile sosyal medyada kişisel bilgi paylaşmaya devam ettikleri belirtildi. Literatürde "mahremiyet paradoksu" olarak tanımlanan bu olgunun, kullanıcıların ilişki kurma, iletişimde kalma, güncel olayları takip etme ve görünür olma isteği nedeniyle kişisel bilgilerini paylaşmayı sürdürmesinden kaynaklandığı ifade edildi.
Dijital Okuryazarlık ve Şeffaflık Çağrısı
Araştırmanın sonuç bölümünde, sosyal medya kullanıcılarının potansiyel mahremiyet tehditlerini daha iyi anlaması ve kişisel bilgi paylaşırken daha dikkatli davranması gerektiğinin altı çizildi. Akademisyenler, dijital okuryazarlık eğitimlerinin artırılması, sosyal medya platformlarının mahremiyet politikalarını daha anlaşılır hale getirmesi, kullanıcıların düzenli biçimde bilgilendirilmesi ve veri koruma süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Araştırmacılar, sosyal medya kullanımının sürdürülebilirliği açısından kullanıcıların dijital haklarının korunmasının, platform şeffaflığının artırılmasının ve mahremiyet farkındalığını güçlendirecek uygulamaların hayati önem taşıdığına işaret etti.




