<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gerçek Taraf | Samsun Haber ; Son Dakika Samsunspor Haberleri</title>
    <link>https://www.gercektaraf.com.tr</link>
    <description>Gerçek Taraf; Samsun gazetesi olarak Samsun haber, Samsun haberleri ve son dakika gelişmelerini anlık sunar. Samsunspor ve gündem haberleri burada.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gercektaraf.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 Gerçek Taraf | Samsun Haber, Samsun Haberleri ve Son Dakika Haber Platformu. Tüm hakları saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 30 Apr 2026 01:09:36 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Et Yiyen Bakteri (Nekrotizan Fasiit) Nedir? Belirtileri ve Tedavisi]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Et yiyen bakteri” olarak bilinen Nekrotizan Fasiit, deri altındaki yumuşak dokuları, kasları ve bağ dokusunu hızla tahrip eden, hayati risk taşıyan çok ciddi ve nadir bir bakteriyel enfeksiyondur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok kişi tarafından korkutucu ismiyle bilinen “et yiyen bakteri”, tıp dilinde <strong>Nekrotizan Fasiit</strong> olarak adlandırılıyor. Ciltte küçük bir kesik, sıyrık veya travma sonrasında vücuda giren bu bakteriler, saatler içinde cilt altındaki dokuları yok edebiliyor. Bu yazıda, oldukça nadir görülen ancak hayati tehlike oluşturan bu hastalığın neden olduğu, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında güncel bilgileri bir araya getirdik.</p>

<h2>Nekrotizan Fasiit Nedir?</h2>

<p>Nekrotizan fasiit, cilt altındaki <strong>fasya</strong> adı verilen bağ dokusunun ve bu bölgedeki yumuşak dokuların hızla ölmesine (nekroz) neden olan ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur . Halk arasında “et yiyen bakteri” olarak anılmasının nedeni, enfeksiyonun dokuları âdeta tüketerek büyük hasarlar oluşturmasıdır .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalık oldukça nadir görülmekle birlikte, ilerleme hızı ve yol açtığı yıkıcı tablo nedeniyle tıbbi bir acil durum olarak kabul edilir. Erken teşhis ve müdahale edilmediği takdirde, saatler içinde septik şoka ve çoklu organ yetmezliğine yol açarak ölümle sonuçlanabilir .</p>

<h2>Et Yiyen Bakterinin Nedenleri ve Bulaşma Yolları</h2>

<p>Nekrotizan fasiite genellikle tek bir bakteri türü değil, birden fazla bakteri birlikte neden olabilir. En sık rastlanan etken, genellikle boğaz enfeksiyonlarına yol açan <strong>A Grubu Streptokok (Streptococcus pyogenes)</strong> bakterisidir . Bunun yanı sıra bazı durumlarda şu bakteriler de bu tabloya yol açabilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Bakteri Adı</strong></th>
   <th><strong>Özellikleri ve Bulaşma Yolu</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Vibrio vulnificus</strong></td>
   <td>Ilık deniz sularında yaşar; açık yara ile kontamine suya temas veya çiğ deniz ürünleri tüketimi ile bulaşır .</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Clostridium türleri</strong></td>
   <td>Genellikle derin, kirli yaralarda gelişen “gazlı gangren” vakalarına neden olur .</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Aeromonas hydrophila</strong></td>
   <td>Tatlı sularda yaşar; suyla temas eden açık yaralardan bulaşabilir .</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h3>Nasıl Bulaşır?</h3>

<p>Enfeksiyon, vücuda giriş kapısı görevi gören aşağıdaki durumlar sonucunda gelişebilir :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ciltteki Kesik ve Sıyrıklar:</strong> En sık karşılaşılan bulaşma yoludur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Yaralar ve Enjeksiyonlar:</strong> Ameliyat bölgeleri veya iğne batması.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Böcek Isırıkları ve Yanıklar:</strong> Cilt bütünlüğünü bozan her türlü durum.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hijyenik Olmayan Dövme/Piercing:</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kirli Su Teması:</strong> Gölet, kaplıca veya denizde açık yara ile yüzmek.</p>
 </li>
</ul>

<h2>Et Yiyen Bakteri Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Nekrotizan fasiitin en tehlikeli yönlerinden biri, başlangıç belirtilerinin grip veya basit bir cilt enfeksiyonuyla (selülit) karışabilmesidir. Ancak ağrı, ciltteki bulgulara göre çok daha şiddetlidir ve hızla kötüleşir.</p>

<h3>Erken Dönem Belirtileri</h3>

<p>Hastalığın ilk 24 saat içinde ortaya çıkabilecek işaretleri şunlardır :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Orantısız Şiddetli Ağrı:</strong> Ciltte henüz çok belirgin bir kızarıklık yokken, yara bölgesinde beklenenden çok daha fazla ağrı hissedilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Grip Benzeri Şikayetler:</strong> Yüksek ateş, titreme, mide bulantısı, halsizlik ve kas ağrıları.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cilt Değişiklikleri:</strong> Enfeksiyon bölgesinde hafif kızarıklık, şişlik ve bölgede ısı artışı .</p>
 </li>
</ul>

<h3>İleri Dönem Belirtileri</h3>

<p>Bakteriler yayıldıkça ve doku ölümü arttıkça daha ciddi belirtiler görülür :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Cilt Renginde Değişim:</strong> Kızarıklık yerini morarmaya, ardından iri kabarcıklar (bül) ve siyahlaşan (nekrotik) yaralara bırakır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kötü Koku:</strong> Ölü dokunun oluşmasıyla birlikte enfekte bölgeden kötü bir koku gelebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şok Belirtileri:</strong> Tansiyon düşüklüğü, bilinç bulanıklığı, çarpıntı ve hızlı solunum (sepsis).</p>
 </li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Uyarı:</strong> Vücudunuzda hızla büyüyen bir şişlik, dayanılmaz bir ağrı veya yüksek ateşten birkaçının bir arada olduğu durumlarda <strong>vakit kaybetmeden</strong> bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.</p>
</blockquote>

<h2>Risk Faktörleri ve Önlemler</h2>

<p>Her ne kadar sağlıklı bireylerde de görülebilse de, bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler enfeksiyona karşı daha savunmasızdır. Yüksek risk grupları şunlardır :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kontrolsüz Diyabet Hastaları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kanser ve Kronik Böbrek Yetmezliği Hastaları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Alkol veya Madde Bağımlıları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bağışıklık Sistemini Baskılayan İlaç Kullananlar (Kortizon vb.)</strong></p>
 </li>
</ul>

<h3>Alınabilecek Önlemler</h3>

<p>Enfeksiyon riskini en aza indirmek için uygulanması gereken basit ama etkili yöntemler :</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Yaraları Temizleyin:</strong> Cildinizde oluşan herhangi bir kesik veya sıyrığı sabun ve suyla iyice temizleyin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yaraları Kapatın:</strong> Enfeksiyon riskini önlemek için temiz yaraları steril bir bez veya yara bandı ile kapatın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kirli Sulara Dikkat:</strong> Açık bir yaranız varken deniz, göl veya havuz gibi ortamlarda yüzmekten kaçının .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>El Hijyeni:</strong> Özellikle hasta bireylerle temas ettikten sonra ellerinizi sık sık yıkayın.</p>
 </li>
</ol>

<h2>Teşhis ve Tedavi Yöntemleri</h2>

<p><strong>Teşhis:</strong> Doktorlar, ağrının cilt bulgusuna göre çok şiddetli olmasından şüphelenir ve tanıyı hızlandırmak için şu yöntemlere başvurur :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kan Testleri:</strong> Enfeksiyon değerlerine (CRP, Lökosit) ve organ yetmezliği belirteçlerine bakılır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Görüntüleme (BT/MRG):</strong> Enfeksiyonun yayılımını ve doku altındaki gaz birikimini tespit etmek için.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Keşif:</strong> En kesin tanı yöntemidir. Şüpheli bölge küçük bir kesi ile açılarak dokunun durumu incelenir.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Tedavi (Hayat Kurtaran Müdahale):</strong> Tedavi, genellikle yoğun bakım koşullarında ve multidisipliner bir ekip (Enfeksiyon Hastalıkları, Genel Cerrahi) tarafından yürütülür .</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Debridman (Temizlik):</strong> Tedavinin en kritik adımıdır. Ölü ve enfekte tüm dokular, hastanın sağlıklı dokusuna ulaşana kadar cerrahi olarak temizlenir. Bu işlem birden fazla kez tekrarlanabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Antibiyotik Tedavisi:</strong> Enfeksiyonu kontrol altına almak için damar yoluyla yüksek doz, geniş spektrumlu antibiyotikler uygulanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yoğun Bakım Desteği:</strong> Gelişen şok tablosuna karşı hastanın tansiyonu, solunumu ve organ fonksiyonları desteklenir. Bazı merkezlerde yardımcı tedavi olarak <strong>Hiperbarik Oksijen</strong> de kullanılabilir .</p>
 </li>
</ol>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu: Nekrotizan Fasiit</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Özellik</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Tıbbi Adı</strong></td>
   <td>Nekrotizan Fasiit</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En Sık Neden</strong></td>
   <td>A Grubu Streptokok (Streptococcus pyogenes)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Bulaşma Yolu</strong></td>
   <td>Açık yaralar, cerrahi kesiler, kirli su teması</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Erken Belirti</strong></td>
   <td>Cilt bulgusuna göre şiddetli ağrı, ateş</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tedavi</strong></td>
   <td>Acil cerrahi temizlik (Debridman) + damardan antibiyotik</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Risk Faktörleri</strong></td>
   <td>Diyabet, bağışıklık baskılanması, kronik hastalıklar</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 01:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/et-yiten-bakteri.webp" type="image/jpeg" length="80298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerde "Sessiz" Dönem: Andropoz Hakkında Her Şey]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşla birlikte azalan testosteron seviyeleri, erkeklerin yaşam kalitesini derinden etkileyebiliyor. Uzmanlar uyarıyor: Her yorgunluk andropoz değildir ancak uzun süreli isteksizlik ve fiziksel değişimler ciddiye alınmalıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün hızlı temposu, kronik stres ve değişen beslenme alışkanlıkları, vücudun hormonal dengesini sarsan temel faktörlerin başında geliyor. Özellikle erkeklerde ilerleyen yaşla birlikte görülen testosteron azalması, tıp dilinde <strong>andropoz</strong> olarak bilinen süreci beraberinde getiriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden <strong>Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev</strong>, bu sürecin kadınlardaki menopozun aksine çok daha yavaş ve sinsi ilerlediğini vurguluyor.</p>

<h2>Andropoz Belirtileri Sadece Cinsel Yaşamla Sınırlı Değil</h2>

<p>Birçok erkek, andropozu sadece cinsel performansla ilişkilendirse de hormonal değişimlerin etkisi vücudun tamamına yayılıyor. Testosteron hormonunun kademeli düşüşü; enerji düzeyinden kas gücüne, ruh halinden metabolik dengeye kadar pek çok alanı etkiliyor.</p>

<p><strong>Andropozun en sık karşılaşılan sinyalleri şunlardır:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Cinsel istekte (libido) belirgin azalma ve sertleşme kalitesinde düşüş.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik yorgunluk, halsizlik ve genel enerji kaybı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas kütlesinde azalma ve özellikle karın bölgesinde yağlanma.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Konsantrasyon güçlüğü, zihinsel yavaşlama ve motivasyon kaybı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uyku bozuklukları ve depresif ruh hali.</p>
 </li>
</ul>

<h2>"Her Yorgunluk Andropoz Değildir"</h2>

<p>Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, teşhis sürecinde dikkatli olunması gerektiğinin altını çiziyor. Günlük yaşamda sıkça rastlanan yorgunluk veya isteksizlik halleri her zaman düşük testosteron anlamına gelmeyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p>"Tiroid hastalıkları, diyabet, obezite, uyku apnesi ve kronik stres de benzer semptomlara yol açabilir. Bu nedenle altta yatan neden doğru analiz edilmeden yapılan rastgele hormon takviyeleri hem faydasız hem de riskli olabilir."</p>
</blockquote>

<h2>Kişiye Özel Tedavi ve Bütüncül Yaklaşım</h2>

<p>Andropoz yönetiminde modern tıp, "tek tip" tedavi yerine <strong>kişiye özel planlama</strong> üzerinde duruyor. Tedavinin temelini yaşam tarzı değişiklikleri oluştururken, gerekli durumlarda tıbbi müdahaleler devreye giriyor.</p>

<h3>Doğal Yollarla Testosteron Desteği:</h3>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Düzenli Egzersiz:</strong> Kas kütlesini korumak hormon üretimini tetikler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kaliteli Uyku:</strong> Testosteron sentezinin büyük bölümü uyku sırasında gerçekleşir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sağlıklı Beslenme ve Kilo Kontrolü:</strong> İdeal kiloda kalmak, hormonal dengenin korunması için kritiktir.</p>
 </li>
</ol>

<p>Tıbbi gereklilik durumunda ise uzman kontrolünde jel, enjeksiyon veya farklı formlarda <strong>testosteron replasman tedavisi</strong> planlanabiliyor. Uzmanlar, bu süreçte düzenli takibin ve eşlik eden diğer sağlık sorunlarının (psikolojik faktörler, metabolik hastalıklar vb.) birlikte ele alınmasının başarı şansını artırdığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/andropoz.webp" type="image/jpeg" length="79275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Endoskopi raporlarında geçen “pangastrit” nedir ne anlama geliyor?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan gastrit, mide iç yüzeyini kaplayan mukozanın iltihaplanmasıdır. Endoskopi raporlarında zaman zaman görülen “pangastrit” ifadesi ise çoğu hastanın düşündüğü gibi ayrı bir rahatsızlık değil, gastritin midenin daha geniş bir bölümünü tuttuğunu anlatan tıbbi bir tanımlamadır. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Pangastrit, genellikle endoskopi veya patoloji raporlarında kullanılan bir ifadedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Burada kastedilen şey, mide iltihabının midenin farklı bölgelerine yayılmış olmasıdır. Yani bu terim çoğu zaman ayrı bir hastalıktan çok, gastritin dağılımını anlatır” dedi.</strong></p>

<p></p>

<p>Gastritin ve yaygın tutulum gösteren gastritlerin en sık nedenlerinden biri Helicobacter pylori enfeksiyonudur. Bunun yanı sıra özellikle ağrı kesiciler başta olmak üzere bazı ilaçların bilinçsiz ve uzun süreli kullanımı, sigara ve alkol tüketimi, safra reflüsü, bazı otoimmün durumlar ve eşlik eden bazı hastalıklar da mide mukozasında hasara yol açabilir. Hastaların, endoskopi raporlarındaki “pangastrit” ifadesini görünce ciddi ve farklı bir hastalıkla karşı karşıya olduklarını düşünebildiklerini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Oysa önemli olan yalnızca raporda yazan ifade değil; hastanın şikâyetleri, endoskopi bulguları, gerekirse alınan biyopsi örnekleri ve altta yatan nedenin birlikte değerlendirilmesidir” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Alarm veren şikayetler önemsenmeli</strong></p>

<p>Günlük yaşamda beslenme alışkanlıkları, kontrolsüz ilaç kullanımı, sigara, alkol ve çeşitli yaşam tarzı faktörleri mide sağlığını doğrudan etkileyebilir. Mide yakınmaları olan kişilerin; kusma, yutma güçlüğü, istemsiz kilo kaybı, kansızlık, siyah renkli dışkılama ya da mide-bağırsak kanaması düşündüren belirtiler yaşaması durumunda gecikmeden bir uzmana başvurmaları gerektiğini vurgulayan Özel, “Buna karşılık alarm bulguları olmayan birçok gastrit vakası, doğru saptandığında ve uygun şekilde yönetildiğinde kolaylıkla kontrol altına alınabilir” dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel gastritten korunmak ve mide sağlığını desteklemek için önerilerini paylaştı:</p>

<p></p>

<ol>
 <li>Öğünler mideyi zorlamayacak şekilde düzenlenmeli, aşırı büyük porsiyonlardan kaçınılmalı.</li>
 <li>Aşırı yağlı, çok baharatlı, kızartılmış ve kişide yakınma oluşturan gıdalar dikkatle tüketilmeli.</li>
 <li>Özellikle ağrı kesici türü ilaçlar; gereksiz, kontrolsüz ve uzun süreli kullanılmamalı.</li>
 <li>Helicobacter pylori açısından gerekli durumlarda hekim değerlendirmesi yapılmalı.</li>
 <li>Sigara ve alkol, mide mukozasını olumsuz etkileyebileceği için mümkün olduğunca sınırlandırılmalı.</li>
 <li>Stres tek başına gastritin doğrudan nedeni olmasa da mide şikâyetlerini artırabileceğinden, yaşam düzeni ve stres yönetimi önemsenmeli.</li>
 <li>Uzun süren veya tekrarlayan mide şikâyetleri ihmal edilmemeli, uygun zamanda hekime başvurulmalı.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/pangastrit-nedir.webp" type="image/jpeg" length="67778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş İpi Kullanırken Dikkat! Yanlış Teknik Diş Etini "Kesebilir"]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler uyardı: Yanlış diş ipi kullanımı diş etlerinde travma ve çekilmelere neden olabilir. İşte doğru kullanım rehberi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığını korumak için sadece diş fırçalamak yeterli değil. Diş fırçasının ulaşamadığı ara yüzeylerde biriken bakteri plağı, çürüklerin ve diş eti hastalıklarının ana kaynağı olarak biliniyor. <strong>Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler</strong>, bu noktada devreye giren diş ipinin kullanımıyla ilgili hayati uyarılarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>"C" Şeklinde Sarma Tekniği Hayat Kurtarıyor</strong></h2>

<p>Diş ipinin sadece iki diş arasına girip çıkması yeterli değil. Dr. Güler, etkin bir temizlik için şu adımları öneriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>İdeal Uzunluk:</strong> Kontrolü kaybetmemek için yaklaşık 30-40 santimetrelik bir ip parçası koparılmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Nazik Geçiş:</strong> İp, dişlerin temas noktasından sert hareketlerle değil, yavaşça ve kontrollü şekilde geçirilmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>C Formu:</strong> İp araya girdikten sonra dişe <strong>"C"</strong> şekli verilerek sarılmalı ve diş etinin 1 mm altına kadar nazikçe ilerletilmelidir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Neden Akşam Yatmadan Önce Kullanılmalı?</strong></h2>

<p>Uzmanlar, diş ipi kullanımı için en uygun zamanın akşam saatleri olduğunu belirtiyor. Gece uyku sırasında tükürük salgısının azalması, ağızdaki yiyecek artıklarının hızla bakteri plağına ve çürüğe dönüşmesine neden oluyor. Akşam fırçalama sonrası yapılan ara yüz temizliği, bu süreci durdurmak için en kritik savunma hattını oluşturuyor.</p>

<h2><strong>Doğru Bilinen Yanlış: "Diş İpi Araları Açar mı?"</strong></h2>

<p>Toplumda yaygın olan "diş ipi dişlerin arasını açar" inanışının gerçeği yansıtmadığını belirten Dr. Güler; aksine, yanlış ve sert kullanımın diş etine zarar vererek <strong>diş eti çekilmesine</strong> yol açtığını, bunun da aralık oluştuğu izlenimi yarattığını ifade etti.</p>

<h3><strong>Dolgulara Zarar Verir mi?</strong></h3>

<p>Doğru yapılmış bir dolgu veya kaplamanın diş ipinden etkilenmeyeceğini vurgulayan Güler, eğer ip dolguya takılıyorsa sorunun ipte değil, dolgunun uyumsuzluğunda olduğunu ve bir hekime danışılması gerektiğini hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/dis-ipi-nasil-kullaniir.webp" type="image/jpeg" length="34709"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ses Kısıklığı 3 Haftayı Aşarsa Dikkat]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[16 Nisan Dünya Ses Günü dolayısıyla uzmanlar, ses sağlığının korunması için günlük alışkanlıkların önemine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Maral Yeşilyurt, uzun süren ses kısıklıklarının ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Ses sağlığına dikkat çekildi</h2>

<p>Her yıl 16 Nisan’da kutlanan <strong>Dünya Ses Günü</strong>, insan sesinin hayatımızdaki önemine dikkat çekmeye devam ediyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkan Yardımcısı <strong>Dr. Öğr. Üyesi Maral Yeşilyurt</strong>, sesin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını vurguladı.</p>

<p>Yeşilyurt, “İnsan sesi sadece iletişim için değil; kişiliğimizin, duygularımızın ve kültürel kimliğimizin de bir parçasıdır” ifadelerini kullanarak özellikle sesi yoğun kullanan meslek gruplarının risk altında olduğuna dikkat çekti.</p>

<h2>Olayın Detayları</h2>

<p>Uzmanlara göre toplumun yaklaşık yüzde 7’si yaşamının bir döneminde ses bozukluğu yaşıyor. Öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, avukatlar, sanatçılar ve din görevlileri gibi meslek grupları ise bu risk grubunun başında geliyor.</p>

<p>Dr. Yeşilyurt, ses tellerinin bir kas yapısında olduğunu belirterek, doğru kullanım ve düzenli egzersizlerle bu kasların güçlendirilebileceğini ifade etti. Profesyonel ses kullanıcıları için koruyucu çalışmaların büyük önem taşıdığına işaret eden Yeşilyurt, ses hijyenine yönelik farkındalığın artırılması gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Ses sağlığı için kritik öneriler</h2>

<p>Ses sağlığını korumak için günlük alışkanlıkların belirleyici olduğuna dikkat çeken uzmanlar, özellikle yanlış davranışların ses tellerine zarar verdiğini belirtiyor.</p>

<p>Bu kapsamda Dr. Maral Yeşilyurt şu uyarılarda bulundu:</p>

<ul>
 <li>Sık ve şiddetli boğaz temizleme ile yoğun öksürükten kaçınılmalı</li>
 <li>Günlük yeterli su tüketimi sağlanmalı</li>
 <li>Çay, kahve ve bitki çayları sınırlı tüketilmeli</li>
 <li>Sigara ve alkol kullanımından uzak durulmalı</li>
 <li>Gürültülü ortamlarda bağırarak konuşulmamalı</li>
 <li>Uzun süreli konuşmalarda ses molaları verilmeli</li>
</ul>

<p>Ayrıca reflü ve alerji gibi rahatsızlıkların da ses tellerini olumsuz etkilediğini belirten Yeşilyurt, bu tür sağlık sorunlarının mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Gelişmeler Ne Anlama Geliyor?</h2>

<p>Uzmanlar, ses sağlığına yönelik farkındalığın özellikle pandemi sonrası dönemde daha da önem kazandığını belirtiyor. Artan dijital iletişim, uzun süreli konuşmalar ve stres, ses problemlerinin yaygınlaşmasına neden olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Erken teşhis ve önleyici tedbirlerin, ileride oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğine dikkat çekiliyor. Özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklıklarının ihmal edilmemesi gerektiği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/ses-kisikligi.webp" type="image/jpeg" length="19149"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ASEKET Nedir, Ne İşe Yarar? Kullanım Alanları ve Etken Maddeleri]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Berko İlaç tarafından üretilen ASEKET, deksketoprofen ve parasetamol etken maddelerini içeren reçeteli bir ağrı kesicidir. Orta şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ASEKET, içerdiği 25 mg deksketoprofen trometamol ve 500 mg parasetamol ile çift etkili bir ağrı kesici olarak öne çıkıyor . Reçeteli olarak satılan ilaç, özellikle orta şiddetteki ağrıların tedavisinde kullanılıyor . 2026 Nisan itibarıyla güncel fiyatı 131,62 TL olan ASEKET, Berko İlaç ve Kimya Sanayi Ltd. Şti. tarafından Türkiye’de üretiliyor ve beyaz reçete ile eczanelerden temin edilebiliyor .</p>

<h2>ASEKET’in İçeriğindeki Etken Maddeler ve Etkileri</h2>

<p>ASEKET, iki farklı etken maddeyi bir arada bulunduran kombine bir ilaçtır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Etken Madde</strong></th>
   <th><strong>Miktar</strong></th>
   <th><strong>Etki Mekanizması</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>Deksketoprofen Trometamol</td>
   <td>25 mg</td>
   <td>Non-steroid antiinflamatuar (NSAİİ) - Ağrı ve iltihabı azaltır</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Parasetamol</td>
   <td>500 mg</td>
   <td>Santral etkili ağrı kesici - Ateş düşürücü ve ağrı giderici</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Deksketoprofen</strong>, vücutta ağrı ve iltihaba neden olan prostaglandinlerin sentezini engelleyerek etki gösterir. <strong>Parasetamol</strong> ise merkezi sinir sisteminde ağrı eşiğini yükselterek ve ateş merkezini etkileyerek çalışır. Bu iki maddenin kombinasyonu, tek bir etken maddeye göre daha güçlü ve çok yönlü bir ağrı kesici etki sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>ASEKET Hangi Durumlarda Kullanılır?</h2>

<p>ASEKET, özellikle aşağıdaki ağrı türlerinin tedavisinde doktorlar tarafından tercih edilmektedir:</p>

<h3>1. Kas ve İskelet Sistemi Ağrıları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Bel ağrısı ve boyun ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eklem ağrıları (artrit, osteoartrit)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas ağrıları (miyalji)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Travma sonrası oluşan ağrılar (burkulma, incinme, zedelenme)</p>
 </li>
</ul>

<h3>2. Postoperatif Ağrılar</h3>

<p>Ameliyat sonrası dönemde ortaya çıkan orta şiddetteki ağrıların kontrolünde kullanılır. Cerrahi müdahale sonrası hastanın konforunu artırmak için doktor kontrolünde uygulanır.</p>

<h3>3. Diş ve Baş Ağrıları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Şiddetli diş ağrıları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Migren atakları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerilim tipi baş ağrıları</p>
 </li>
</ul>

<h3>4. Diğer Ağrı Türleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Adet sancıları (dismenore)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akut gut atağı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Romatizmal ağrılar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sinir ağrıları (nevralji)</p>
 </li>
</ul>

<h2>ASEKET Nasıl ve Ne Zaman Kullanılır?</h2>

<p>ASEKET, ağızdan alınan film tablet formundadır. Kullanımıyla ilgili önemli noktalar şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Aç veya tok karnına</strong> alınabilir, ancak mide hassasiyeti olan kişilerin yemeklerle birlikte alması önerilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tablet <strong>bol su ile</strong> yutulmalıdır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doktorun önerdiği doz ve sürede</strong> kullanılmalıdır</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genellikle günde 2-3 kez, 8 saat ara ile alınması önerilir</p>
 </li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Önemli:</strong> En düşük etkili dozda ve mümkün olan en kısa sürede kullanılmalıdır. Uzun süreli kullanımda yan etki riski artabilir.</p>
</blockquote>

<h2>Olası Yan Etkileri Nelerdir?</h2>

<p>ASEKET kullanımı sırasında bazı yan etkiler görülebilir. Bu yan etkiler herkeste ortaya çıkmaz, ancak görülme ihtimaline karşı bilinmesi önemlidir:</p>

<h3>Yaygın Yan Etkiler (10 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Baş ağrısı, baş dönmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mide bulantısı, kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı, hazımsızlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>İshal veya kabızlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yorgunluk, halsizlik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uykululuk hali</p>
 </li>
</ul>

<h3>Seyrek Yan Etkiler (1000 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Kulak çınlaması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüksek veya düşük tansiyon</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kalp çarpıntısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nefes darlığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cilt döküntüleri, kaşıntı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Işığa karşı hassasiyet</p>
 </li>
</ul>

<h3>Çok Seyrek Yan Etkiler (10.000 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Ani alerjik reaksiyonlar (yüz ve boğazda şişme)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mide veya bağırsak ülseri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Pankreas iltihabı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrek iltihabı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kan pulcuğu sayısında azalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toksik epidermal nekroliz (ciddi cilt reaksiyonu)</p>
 </li>
</ul>

<p>Herhangi bir yan etki durumunda derhal doktora başvurulmalıdır.</p>

<h2>ASEKET’i Kimler Kullanmamalıdır? (Kontrendikasyonlar)</h2>

<p>ASEKET aşağıdaki durumlarda KESİNLİKLE kullanılmamalıdır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Durum</strong></th>
   <th><strong>Açıklama</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Alerji</strong></td>
   <td>Deksketoprofen, parasetamol veya diğer NSAİİ ilaçlara (aspirin, ibuprofen vb.) karşı alerjisi olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Mide-Bağırsak Sorunları</strong></td>
   <td>Aktif mide veya bağırsak ülseri, kanaması veya delinmesi olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Ciddi Organ Yetmezliği</strong></td>
   <td>Ağır böbrek veya karaciğer yetmezliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kalp Sorunları</strong></td>
   <td>Ciddi kalp yetmezliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kanama Bozukluğu</strong></td>
   <td>Kan pıhtılaşma sorunu olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Hamilelik ve Emzirme</strong></td>
   <td>Özellikle hamileliğin son 3 ayında KESİNLİKLE kullanılmaz. Emziren anneler doktora danışmalıdır.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Astım</strong></td>
   <td>NSAİİ ilaçlarla tetiklenen astımı olanlar</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>Dikkat Edilmesi Gerekenler</h2>

<p>ASEKET kullanırken aşağıdaki noktalara özellikle dikkat edilmelidir:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Alkol ile birlikte kullanmayın</strong> – Karaciğer hasarı riskini artırır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doktora danışmadan başka ağrı kesicilerle birlikte kullanmayın</strong> – Aşırı doz riski</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Araç ve makine kullanırken dikkatli olun</strong> – Baş dönmesi ve uykululuk yapabilir</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Güneş ışığından korunun</strong> – Cilt hassasiyetine neden olabilir</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Reçetesiz kullanmayın</strong> – Beyaz reçeteli bir ilaçtır, mutlaka doktor önerisiyle kullanılmalıdır</p>
 </li>
</ol>

<h2>ASEKET ile İlgili Sık Sorulan Sorular</h2>

<h3>ASEKET ağrı kesici midir?</h3>

<p>Evet, ASEKET içerdiği deksketoprofen ve parasetamol sayesinde güçlü bir ağrı kesicidir.</p>

<h3>ASEKET kaç TL?</h3>

<p>2026 Nisan itibarıyla ASEKET 25/500 mg 20 tabletlik ambalajın güncel eczane satış fiyatı <strong>131,62 TL</strong>’dir .</p>

<h3>ASEKET reçetesiz alınır mı?</h3>

<p>Hayır, ASEKET <strong>beyaz reçete</strong> ile satılan bir ilaçtır. Reçetesiz temin edilemez .</p>

<h3>ASEKET’in eşdeğerleri (muadilleri) nelerdir?</h3>

<p>ASEKET’in aynı etken maddelere sahip eşdeğer ilaçları arasında DEXAPHEN ve DEXPADU bulunmaktadır .</p>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Özellik</strong></th>
   <th><strong>Bilgi</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>İlaç Adı</strong></td>
   <td>ASEKET 25/500 mg Film Tablet</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Etken Maddeler</strong></td>
   <td>Deksketoprofen trometamol (25 mg) + Parasetamol (500 mg)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Üretici Firma</strong></td>
   <td>Berko İlaç ve Kimya Sanayi Ltd. Şti.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Reçete Durumu</strong></td>
   <td>Beyaz reçeteli</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kullanım Şekli</strong></td>
   <td>Ağızdan, aç veya tok karnına</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Güncel Fiyat (Nisan 2026)</strong></td>
   <td>131,62 TL</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Geri Ödeme</strong></td>
   <td>Geri ödemede değil</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Ana Kullanım Amacı</strong></td>
   <td>Orta şiddette ağrı tedavisi</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 22:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/aseket-ne-ise-yarar.webp" type="image/jpeg" length="84767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[El ayak ağız hastalığında uzmandan 5 kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Coxsackie virüsünün yol açtığı el ayak ve ağız hastalığı 5 yaş altında hızla yayılıyor. Uzman Dr. Atlan, nadir görülen ciddi risklere karşı erken doktora başvuru çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Son dönemde çocuk sağlığı açısından önemli bir gelişme yaşanıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen el ayak ve ağız hastalığı, özellikle kreş ve okul öncesi dönemde hızla yayılıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, genellikle 7-10 günde kendiliğinden geçen bu viral enfeksiyonun nadiren sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, ebeveynlere 5 kritik uyarıda bulundu.</p>

<h2>Hastalık hangi belirtilerle kendini gösteriyor?</h2>

<p>El ayak ve ağız hastalığına en sık Coxsackie virüsü ve halk arasında “bağırsak virüsleri” olarak bilinen enterovirüsler neden oluyor. Uzmanlar, 5 yaş altındaki çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi nedeniyle bu yaş grubunun daha fazla risk altında olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını belirterek ilerleyen süreci şöyle anlatıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>

<h2>Virüs nasıl bulaşıyor ve neden hızla yayılıyor?</h2>

<p>El ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Virüsün bu denli hızlı yayılmasının temel nedeni, bulaşma yollarının çeşitliliği. Hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor.</p>

<p>Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, el ayak ve ağız hastalığı, suçiçeği veya kızamık kadar yüksek bulaşıcılık oranına sahip olmasa da, kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla yayılma potansiyeli taşıyor. Dr. Atlan, bulaşma riskine karşı ebeveynlere şu çağrıyı yapıyor: “Çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir.”</p>

<h2>Tedavide neden antibiyotik işe yaramıyor?</h2>

<p>Hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmuyor. Bu noktada ebeveynlerin en sık düştüğü hata, viral enfeksiyona antibiyotik kullanmaya çalışmak. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığının altını çiziyor.</p>

<p>Tedavinin temel amacı, çocuğun konforunu artırmak ve şikayetlerini azaltmak. Uzmanlar, döküntülerin birkaç gün içinde azaldığını ancak ağız yaralarının biraz daha uzun sürebildiğini belirtiyor. Dr. Atlan, tedavi sürecine ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.”</p>

<h2>Ebeveynler hangi durumlarda yeniden doktora başvurmalı?</h2>

<p>Çoğu zaman hafif seyreden el ayak ve ağız hastalığı, nadiren de olsa ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, özellikle sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi risklere karşı aileleri uyarıyor.</p>

<p><strong>Ne olacak sorusunun cevabı</strong> ise erken teşhisten geçiyor. Uzmanlar, aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden yeniden doktora başvurulması gerektiğini vurguluyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Yüksek ateş uzun sürüyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Belirgin halsizlik varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Dr. Atlan, “Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir. Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyerek sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/coxsackie-virus.webp" type="image/jpeg" length="66898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her 31 Çocuktan 1’i Otizmli: Herkesle Eşit Haklara Sahip Olabilmeleri İçin Farkındalığı Eyleme Dönüştürme Zamanı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otizm günümüzde her <strong>31 çocuktan 1’inde</strong> görülüyor. 1985 yılında her 2.500 çocuktan 1’i otizm tanısı alırken bugün ulaşılan bu orana rağmen, otizmli bireyler nitelikli eğitim ortamlarına erişmekte zorluk yaşıyor, iş yerlerinde kabul görmüyor, sosyal hayatın dolayısıyla yaşamın bir parçası olma konusunda büyük sorun alanları ile mücadele etmek durumunda kalıyorlar. Otizmli bireyler, diğerlerinden farklı özelliklere sahip olabilirler ancak herkesle eşit haklara ve özgürlüklere sahipler.</p>

<p>Türkiye’de 2003 yılından bu yana otizmde erken tanının önemine dikkat çekilmesi, bilimsel temelli eğitimle otizmli bireylerin topluma kazandırılmalarına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması için çalışan <strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bu yıl da toplumu farkındalıktan eyleme geçmeye, otizmli bireyleri hayatın her aşamasında kabul etmeye ve otizme kırmızı ışık yakmaya davet ediyor.</p>

<p><strong>Otizm İçin Farkındalık Yetmez, Kapsayıcı Bir Toplum Gerekli</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen <strong>2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</strong>, otizm konusunda küresel bilinci artırmayı amaçlıyor. Ancak bugün gelinen noktada yalnızca farkındalık yaratmak yeterli değil.</p>

<p>Otizmli bireyler eğitimden istihdama, sosyal hayattan sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda hâlâ eşit haklara erişmekte zorlanıyor. Erken, yoğun, sürekli ve bilimsel temelli eğitim, otizmli çocukların gelişiminde belirleyici rol oynarken; bu hizmetlere erişimde yaşanan eşitsizlikler aileler için büyük bir yük oluşturuyor. <strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 23 yıldır otizmli çocukların eğitime erişimini ve topluma kazandırılmasını desteklemek için çalışmalarını sürdürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>2006 yılında kurulan eğitim kurumlarında bugüne kadar <strong>2 bin 814 otizmli çocuğa</strong> bireyselleştirilmiş eğitim verildi.</li>
 <li>Yürütülen ulusal ve uluslararası projelerle <strong>2,8 milyon kişiye</strong> ulaşıldı.</li>
 <li>Ailelere rehberlik sağlandı, öğretmenlere yönelik eğitim programları geliştirildi ve bilimsel temelli uygulamaların yaygınlaşması için çalışmalar yürütüldü.</li>
</ul>

<p>Otizmde artan görülme sıklığı, bu çalışmaların daha da yaygınlaştırılması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Türkiye Otizm İçin Kırmızıya Bürünüyor!</strong></p>

<p>2022 yılından bu yana sürdürülen #OtizmeKırmızıIşıkYak kampanyası ile her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye genelinde birçok tarihi ve simgesel yapı kırmızı ışıkla aydınlatılacak. Kurumlar ve bireyler sosyal medyada aynı etiket altında bir araya gelerek otizmli bireylerin yanında olduklarını gösterecek.</p>

<p>Kampanyanın temel mesajı net: Otizmli bireylerin hayatın her alanında yer alabilmeleri eşit şartlara erişebilmeleri ve toplumda hak ettikleri kabulü görebilmeleri için kapsayıcı politikalar şart.</p>

<p><strong>Otizmli Bireylerin Farkındalıktan Daha Fazlasına İhtiyacı Var!</strong></p>

<p>Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Seda Köknel, kampanyanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Her 31 çocuktan 1’inin otizmli olduğu bir dünyada kapsayıcılık bir tercih değil, zorunluluktur. Otizmli bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşamda eşit fırsatlara sahip olması için kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor. Artık farkındalığı eyleme dönüştürme zamanı. Bu kapsamda herkesi, 2 Nisan‘da otizme dikkat çekmek amacıyla kırmızı bir objeyle ya da kırmızı giyerek fotoğraf çekmeye ve sosyal medya hesaplarında <strong>#OtizmeKırmızıIşıkYak</strong> etiketi ile paylaşım yaparak daha adil ve kapsayıcı bir toplumun inşasına katkı sağlamaya davet ediyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu.webp" type="image/jpeg" length="78065"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda Çocukların Diş Sağlığı İçin Kritik Uyarılar: Lokum ve Jelibon Dişleri Tehdit Ediyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Bayramı'nda artan şeker ve tatlı tüketimi, özellikle çocukların diş sağlığı için ciddi risk oluşturuyor. Uzmanlar, lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi yapışkan şekerlemelerin ağızda uzun süre kalarak diş minesine daha fazla zarar verdiğini belirtiyor. Diş Hekimi Elanur Kök, çocukların diş minesinin yetişkinlere göre daha ince olduğunu vurgulayarak, bayram süresince alınması gereken önlemleri sıraladı .]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Bayramda Tatlı Tüketimi Diş Sağlığını Tehdit Ediyor</h2>

<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Diş Hekimi Elanur Kök, şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurguladı:</p>

<p>"Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır" dedi .</p>

<h2>Çocuk Dişleri Neden Daha Hassas?</h2>

<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebiliyor. Diş Hekimi Elanur Kök, bu durumun bilimsel nedenlerini şöyle açıkladı:</p>

<p>"Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir" .</p>

<h2>Şekerli Gıdalar Diş Çürümesine Nasıl Yol Açar?</h2>

<p>Ağızda doğal olarak bulunan bazı bakteriler şeker ve karbonhidratlarla beslendiğinde asit üretir. Bu asit, diş minesini zayıflatarak zamanla çürük oluşumuna neden olur . Şekerin dişler üzerindeki zararlı etkisi, tüketim sıklığına ve şekerin ağızda kalma süresine bağlı olarak değişir .</p>

<h2>Bayramda Diş Sağlığını Korumanın 7 Altın Kuralı</h2>

<p>Diş Hekimi Elanur Kök, bayramda çocukların diş sağlığını korumak için ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları sıraladı:</p>

<h3>1. Tatlı Sonrası Ağız Çalkalama</h3>

<p>Çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, diş yüzeyinde kalan şeker kalıntılarını temizlemenin en basit ve etkili yoludur .</p>

<h3>2. Düzenli Diş Fırçalama</h3>

<p>Günde en az iki kez, özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalamalarına özen gösterilmeli. Gece boyunca tükürük akışı azaldığı için bakteriler daha hızlı çoğalır, bu nedenle yatmadan önce fırçalama çok daha önemlidir .</p>

<h3>3. Tatlıları Ana Öğünlerle Birlikte Vermek</h3>

<p>Tatlıları ara öğün yerine ana öğünlerle birlikte tüketmek, tükürük salgısının daha fazla olması sayesinde asit etkisini azaltır .</p>

<h3>4. Gece Şekerden Kaçınma</h3>

<p>Gece yatmadan önce şeker vermekten kaçınılmalı. Çünkü uyku sırasında tükürük akışı azalır ve şekerin zararlı etkisi daha uzun sürer .</p>

<h3>5. Florürlü Diş Macunu Kullanımı</h3>

<p>Diş minesini güçlendiren florürlü diş macunu kullanılması, çürüklere karşı koruyucu etki sağlar .</p>

<h3>6. Yapışkan Şekerleri Sınırlamak</h3>

<p>Lokum, karamelli şeker, jelibon gibi dişlere yapışan şekerlerin tüketimi mümkün olduğunca sınırlandırılmalı .</p>

<h3>7. Su Tüketimini Artırmak</h3>

<p>Şeker tüketimi sonrası bol su içmek, ağızdaki şeker kalıntılarının temizlenmesine yardımcı olur .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>En Riskli Yaş Grubu: 6-12 Yaş</h2>

<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli" dedi .</p>

<h2>3-4 Günlük Bayram Süreci Hemen Çürük Yapar mı?</h2>

<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, şu önemli uyarıda bulundu:</p>

<p>"3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar" .</p>

<p>Bu nedenle bayram süresince alınacak basit önlemler, uzun vadede çocukların diş sağlığını korumak için kritik önem taşıyor.</p>

<h2>Uzmanlardan Bayram Öncesi Tavsiyeler</h2>

<ul>
 <li>
 <p>Çocuklara şeker verdikten sonra mutlaka su içirin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yapışkan şekerler yerine çikolata tercih edin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gece şeker tüketiminden kaçının</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diş fırçalama alışkanlığını bayramda da sürdürün</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tatlıları ana öğün sonrası verin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bayram sonrası diş hekimi kontrolünü ihmal etmeyin</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>En riskli şeker türleri</strong></td>
   <td>Lokum, karamelli şeker, jelibon (yapışkan şekerler)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Daha az riskli tatlı</strong></td>
   <td>Çikolata (çabuk eridiği için)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En riskli yaş grubu</strong></td>
   <td>6-12 yaş (süt ve kalıcı dişlerin bir arada olduğu dönem)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Koruyucu önlemler</strong></td>
   <td>Su çalkalama, florürlü diş macunu, düzenli fırçalama</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Çürük oluşma süresi</strong></td>
   <td>Haftalar veya aylar (ani değil, zamanla gelişir)</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i><u>Bayramda diş sağlığı, çocuklarda diş çürüğü, şeker tüketimi diş sağlığı, lokum dişlere zararlı mı, jelibon diş çürüğü yapar mı, diş hekimi bayram uyarıları, çocuk diş bakımı, bayramda tatlı tüketimi, florürlü diş macunu, ağız hijyeni.</u></i></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1gercek-taraf-haber-samsun-364.webp" type="image/jpeg" length="82357"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mavi Işık Beyin Gelişimini Tehdit Ediyor: Uzmanlardan Kritik Uyarı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle çocuk ve ergenlerde mavi ışığa maruz kalmanın beyin gelişimini olumsuz etkilediğini belirterek, uyku öncesi ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın beynin uyanıklık sistemini yapay olarak tetiklediğini, bunun da uyku kalitesini düşürdüğünü ve uzun vadede nörolojik sorunlara yol açabildiğini söyledi.</strong></p>

<p>Dijital çağın vazgeçilmez parçası haline gelen akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayar ekranları, hayatımızı kolaylaştırırken beraberinde önemli sağlık risklerini de getiriyor. Özellikle yaydıkları mavi ışık, başta çocuklar ve ergenler olmak üzere her yaş grubunda beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor.</p>

<h2>Mavi Işık Beyni Uyanık Tutuyor, Sirkadiyen Ritmi Bozuyor</h2>

<p>Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın gözün retina tabakasındaki özel hücreleri uyardığını belirterek, bu durumun beyin üzerindeki etkilerini şöyle açıkladı:</p>

<p>"Mavi ışık, gözün retina tabakasındaki 'intrinsically photosensitive retinal ganglion cells' (ipRGC) olarak adlandırılan özel hücreleri uyarır. Bu hücreler, doğrudan beynin ana biyolojik saati olan hipotalamustaki suprakiyazmatik çekirdeğe (SCN) sinyal gönderir. Bu süreç, epifiz bezinden salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunu baskılar."</p>

<p>Nörobiyolojik düzeyde mavi ışığın beyni 'gündüz modunda' tutarak uyanıklığı artırdığını ifade eden Alp, kronik maruziyetin sirkadiyen ritmin bozulmasına ve kortizol salınımının dengesizleşmesine yol açtığını kaydetti.</p>

<h2>Ergenlerde Mavi Işık Etkisi Yetişkinlerden Çok Daha Fazla</h2>

<p>Çocuk ve ergen beyninde mavi ışığın etkilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Alp, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Çocuk ve ergenlerin lensleri yetişkinlere göre çok daha şeffaftır, bu da retinaya daha fazla mavi ışık sızmasına neden olur. Nörobilimsel açıdan daha kritik olan durum ise, ergen beyninin prefrontal korteks gelişimi ve sirkadiyen hassasiyetidir."</p>

<p>Alp, ergenlerde melatoninin geç salgılanma eğiliminin mavi ışıkla birleştiğinde uyku kalitesini yetişkinlere oranla çok daha sert bir şekilde düşürdüğünü vurgulayarak şöyle devam etti:</p>

<p>"Bu durum, yalnızca yorgunluğa değil, aynı zamanda beyin gelişiminin temel taşı olan sinaptik budanma süreçlerinin aksamasına da neden olabilir. Sinaptik budanma, beynin gereksiz bağlantıları temizleyerek daha verimli çalışmasını sağlayan kritik bir gelişim sürecidir."</p>

<h2>Mavi Işık ve Hızlı Dijital İçerikler Mental Yorgunluğa Yol Açıyor</h2>

<p>Mavi ışık ve dijital uyarana maruz kalmanın beyin yorgunluğu ile ilişkili olduğunu dile getiren Alp, şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>"'Ekran yorgunluğu' dediğimiz fenomen, sadece göz kaslarının yorulması değil, beynin bilişsel yükünün aşılmasıdır. Mavi ışık uyanıklığı yapay olarak tetiklerken, dijital içeriklerin hızlı akışı beyni sürekli bir 'yönlendirilmiş dikkat' modunda tutar."</p>

<p>Bu durumun nörotransmitter depolarının özellikle dopaminin hızla tüketilmesine ve prefrontal kortekste yönetici işlevlerin zayıflamasına, yani mental yorgunluğa yol açtığını belirten Alp, modern çağın en büyük sorunlarından birinin bu olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Nörolojik Hastalıklarda Mavi Işık Tetikleyici Rol Oynuyor</h2>

<p>Migren veya epilepsi gibi nörolojik hastalıklarda mavi ışığın etkileri hakkında da bilgi veren Alp, şunları söyledi:</p>

<p>"Klinik pratikte, özellikle migren hastalarında fotofobi yani ışığa duyarlılık çok yaygın görülür. Mavi ışık, ağrı iletiminde rol oynayan talamik nöronları aktive ederek migren ataklarını tetikleyebilir veya şiddetini artırabilir."</p>

<p>Epilepside ise durumun daha spesifik olduğunu belirten Alp, "Işığa duyarlı (fotosensitif) epilepsisi olan bireylerde yüksek kontrastlı ve titreşimli dijital ekranlar nöbet eşiğini düşürebilir." dedi.</p>

<h2>Beyin Sisi ve Dikkat Dağınıklığında Mavi Işığın Rolü</h2>

<p>'Dijital beyin sisi' olarak adlandırılan dikkat dağınıklığı ve zihinsel bulanıklıkta mavi ışığın rolüne de değinen Alp, şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>"Beyin sisi, nöroinflamatuar süreçler ve uyku kalitesindeki düşüşün bir yan ürünüdür. Mavi ışığın sirkadiyen ritmi bozması, beynin geceleri kendisini temizleme mekanizması olan glinfatik sistemin tam performansla çalışmasını engeller."</p>

<p>Atık ürünlerin temizlenemediği bir beynin, ertesi gün odaklanma güçlüğü, kısa süreli bellek zayıflığı ve zihinsel bulanıklıkla reaksiyon verdiğini belirten Alp, bu durumun özellikle öğrencilerin akademik başarısını doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>

<h2>Erken Yaşta Ekran Kullanımı Beyin Gelişimini Etkiliyor</h2>

<p>Erken yaşta yoğun ekran kullanımının, gelişmekte olan beyin üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğini açıklayan Alp, şunları söyledi:</p>

<p>"Erken çocukluk dönemi, beynin nöroplastisitesinin en yüksek olduğu evredir. Bu dönemde ekran üzerinden gelen yoğun mavi ışık ve hızlı dijital uyaranlar, beynin ödül sistemini erken yaşta manipüle eder."</p>

<p>Literatürün, aşırı maruziyetin beyaz madde bütünlüğü üzerinde özellikle dil gelişimi ve sözel işlemleme süreçleriyle ilgili alanlarda farklılıklara neden olabileceğini gösterdiğini ifade eden Alp, "Ancak 'kalıcı' terimi yerine, gelişimsel yörüngenin değişmesi riskinden bahsetmek bilimsel olarak daha doğrudur." dedi.</p>

<h2>Özel Gereksinimli Çocuklarda Mavi Işık Etkisi Daha Ağır</h2>

<p>Otizm spektrum bozukluğu veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sinir sistemlerinin duyusal uyaranlara karşı çok daha hassas olduğuna dikkat çeken Alp, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Mavi ışığın oluşturduğu 'hiper-uyanıklık' hali, DEHB'li çocuklarda dürtüselliği ve hiperaktiviteyi körükleyebilir. Bu çocuklar zaten dikkatlerini toplamakta güçlük çekerken, mavi ışık etkisiyle durum daha da karmaşık hale gelir."</p>

<p>OSB'li çocuklarda ise uyku regülasyonunun zaten zor olduğunu belirten Alp, "Mavi ışık kaynaklı melatonin baskılanması, uykuya geçiş süreçlerini bir kriz haline getirebilir ve ertesi günkü duyusal işleme süreçlerini olumsuz etkileyebilir." dedi.</p>

<h2>Filtreler Sihirli Değnek Değil, Asıl Çözüm Dijital Hijyen</h2>

<p>Mavi ışık filtreli gözlükler veya ekran filtrelerinin birer 'sihirli değnek' olmadığını vurgulayan Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Bunlar yalnızca destekleyici mekanizmalardır. Filtreler, retinaya ulaşan mavi ışık yoğunluğunu azaltarak dijital göz yorgunluğunu hafifletebilir ve melatoninin tamamen baskılanmasını bir nebze engelleyebilir."</p>

<p>Ancak nörolojik sağlık için asıl koruyucu olanın filtreden ziyade dijital hijyen olduğunu belirten Alp, şu önemli uyarıda bulundu:</p>

<p>"Yani uykudan en az 1-2 saat önce ekranla bağı kesmek, hiçbir filtrenin veremeyeceği nörolojik onarımı sağlar. Bu basit alışkanlık, beynin doğal temizlenme mekanizmalarının çalışmasına izin verir ve ertesi güne daha dinç uyanmayı sağlar."</p>

<h2>Pratik Öneriler</h2>

<p>Uzmanlar, mavi ışığın olumsuz etkilerinden korunmak için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yatmadan en az 1-2 saat önce tüm ekranları kapatın</p>
 </li>
 <li>
 <p>Telefon ve tabletlerde gece modu veya mavi ışık filtresi aktif edin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çocukların yatak odasında telefon, tablet bulundurmayın</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dijital cihaz kullanımına belirli süre sınırlamaları getirin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gün içinde doğal ışığa maruz kalmaya özen gösterin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Düzenli uyku alışkanlığı edinin</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Mavi ışık kaynağı</strong></td>
   <td>Telefon, tablet, bilgisayar, LED ekranlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Etkilediği hormon</strong></td>
   <td>Melatonin (baskılanır)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En hassas grup</strong></td>
   <td>Çocuklar ve ergenler</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Nörolojik etkiler</strong></td>
   <td>Uyku bozukluğu, dikkat dağınıklığı, beyin sisi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kronik etkiler</strong></td>
   <td>Sirkadiyen ritim bozulması, kortizol dengesizliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Koruyucu önlem</strong></td>
   <td>Uykudan 1-2 saat önce ekran kullanımını kesmek</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Destekleyici ürünler</strong></td>
   <td>Mavi ışık filtreli gözlükler, ekran filtreleri</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-346.webp" type="image/jpeg" length="77257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koltuk Altındaki Şişlik Her Zaman Masum Değil: Ektopik Meme Dokusu Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, koltuk altında görülen bazı şişliklerin basit bir yağlanma olarak değerlendirilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Özellikle adet dönemlerinde ya da hamilelikte büyüme ve hassasiyet gösteren şişliklerin ektopik meme dokusu olabileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu durumun ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koltuk altında fark edilen şişlikler çoğu zaman yağ dokusu ya da basit bir yumuşak doku artışı olarak düşünülse de, bazı durumlarda altta farklı bir neden yatıyor olabilir. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, anne karnındaki gelişim sürecine bağlı olarak göğüs bölgesi dışında da meme dokusu oluşabileceğini söyledi. Bu durum tıp literatüründe "ektopik meme dokusu" olarak adlandırılıyor.</p>

<h2>Süt Hattı Gelişimi ve Ektopik Meme Dokusu</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar'ın verdiği bilgiye göre, anne karnında bebek gelişimi sırasında koltuk altından kasığa kadar uzanan ve "süt hattı" (meme çizgisi) olarak adlandırılan bir yapı meydana geliyor. Bebek büyüdükçe bu hat üzerinde yer alan yapılar büyük ölçüde kayboluyor ve yalnızca göğüs bölgesindeki yapı kalıyor. Daha sonra normal meme dokusu da bu bölgede gelişimini tamamlıyor.</p>

<p>Ancak bazı durumlarda göğüs dışındaki yapılar tamamen kaybolmadığı için, vücudun farklı bölgelerinde de meme dokusu gelişebiliyor. Prof. Dr. Karacalar, bu durumun en sık koltuk altında görüldüğünü belirtti.</p>

<h2>Belirtiler ve Tanı Süreci</h2>

<p>Hastaların bu yapıyı çoğu zaman basit bir yağlanma veya lenf bezi şişliği zannettiğini ifade eden Prof. Dr. Karacalar, söz konusu dokunun özellikle şu durumlarda belirti verebildiğini söyledi:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Adet dönemlerinde büyüme, dolgunluk ve hassasiyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamilelik döneminde şişlik ve hassasiyet artışı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emzirme döneminde süt salgısı (nadir durumlarda)</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu tür dönemsel değişiklikler gösteren şişliklerin, normal yağ dokusundan farklı olarak hormonal değişimlerden etkilendiğini gösterdiğini belirten Karacalar, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Kanser Riski ve Erken Tanının Önemi</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar, ektopik meme dokusunun bazı vakalarda iyi huylu ya da kötü huylu dönüşüm gösterebileceğine dikkat çekti. Normal meme dokusunda görülebilen tüm patolojilerin, ektopik meme dokusunda da gelişme potansiyeli bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle koltuk altında uzun süredir bulunan, dönemsel olarak büyüyen ya da hassasiyet gösteren şişliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Karacalar, erken değerlendirme ve doğru tanının hem hasta konforu hem de olası risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.</p>

<h2>Tanı ve Tedavi Yöntemleri</h2>

<p>Uzmanlara göre bu tür şişliklerin kesin tanısı, klinik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle konuluyor. Tanı sürecinde kullanılan başlıca yöntemler şunlar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Ultrasonografi (USG)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerektiğinde biyopsi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tedavide ise ilgili dokunun cerrahi olarak çıkarılması kesin çözüm olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Karacalar, cerrahi müdahalenin hem tanıyı kesinleştirmek hem de olası riskleri ortadan kaldırmak açısından önemli olduğunu ifade etti. Özellikle şu durumlarda cerrahi tedavi öneriliyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Şişliğin boyutunda artış</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağrı ve hassasiyet şikayetleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Görünüm kaygısı (kozmetik nedenler)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kanser şüphesi</p>
 </li>
</ul>

<h2>Ne Zaman Doktora Başvurmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar, aşağıdaki durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirtti:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Koltuk altında elle hissedilen şişlik varlığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Adet dönemlerinde şişlikte büyüme ve hassasiyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamilelik veya emzirme döneminde şişlikte değişiklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şişliğin zamanla büyümesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağrı, kızarıklık veya ciltte değişiklik</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Rahatsızlık</strong></td>
   <td>Ektopik meme dokusu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Görüldüğü bölge</strong></td>
   <td>En sık koltuk altı (nadiren kasık, sırt, karın)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kaynağı</strong></td>
   <td>Anne karnındaki "süt hattı" gelişimi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Belirtiler</strong></td>
   <td>Adet/hamilelikte büyüme, hassasiyet, dolgunluk</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tanı yöntemleri</strong></td>
   <td>Ultrason, MR, biyopsi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tedavi</strong></td>
   <td>Cerrahi olarak çıkarılma</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Risk</strong></td>
   <td>İyi veya kötü huylu doku dönüşümü potansiyeli</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-345.webp" type="image/jpeg" length="79959"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Potasyum İyodür Nedir? Tiroid Sağlığı ve Radyasyon Koruması İşe Yarar Mı, İyi Gelir Mi?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/potasyum-iyodur-nedir-tiroid-sagligi-ve-radyasyon-korumasi-ise-yarar-mi-iyi-gelir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/potasyum-iyodur-nedir-tiroid-sagligi-ve-radyasyon-korumasi-ise-yarar-mi-iyi-gelir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde artan ilgiyle birlikte, potasyum iyodür ve iyot takviyeleri hakkında pek çok soru gündeme geliyor. Bu haber yazısında, konuyla ilgili en sık sorulan 14 soruyu derledik ve uzman kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ışığında cevapladık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Potasyum İyodür Nedir?</strong></h2>

<p>Potasyum iyodür (kimyasal formülü KI), iyot mineralinin bir tuz formudur. Beyaz, kristal yapıda ve suda kolayca çözünebilen bu inorganik bileşik, endüstriyel ve medikal alanda geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir . En bilinen özelliği, tiroid bezinin normal çalışması için gerekli olan iyodu sağlaması ve özellikle radyasyon gibi acil durumlarda tiroid bezini koruyucu bir kalkan görevi görmesidir .</p>

<h2><strong>Potasyum Eczanede Satılır Mı?</strong></h2>

<p>Evet, Potasyum iyodür eczanelerde satılmaktadır. Ancak satış şekli ürünün formuna ve amacına göre değişir. Tıbbi amaçlı, yani tiroid hastalıklarının tedavisinde veya radyasyon korumasında kullanılan tablet ve solüsyon formundaki preparatlar eczanelerde bulunabilir . Örneğin, "JODID 100 mcg" adlı ilaç, potasyum iyodür etken maddeli ve <strong>reçeteli</strong> olarak satılan bir üründür . Uzmanlar, bu tür ürünler satın alınmadan mutlaka bir sağlık profesyoneline danışılması gerektiğini vurguluyor .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Potasyum İyodür Tehlikeli Midir?</strong></h2>

<p>Potasyum iyodür, doğru dozda ve bir doktor kontrolünde kullanıldığında genellikle güvenli kabul edilir. Ancak, bilinçsiz ve yüksek dozda kullanımı çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir . Olası yan etkiler arasında mide-bağırsak rahatsızlıkları (bulantı, kusma, ishal), cilt döküntüleri, baş ağrısı ve tükürük bezlerinde iltihaplanma sayılabilir . Ayrıca, iyota alerjisi olan kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir .</p>

<h2><strong>Potasyum İyodür Tiroide İyi Gelir Mi?</strong></h2>

<p>Potasyum iyodürün tiroid sağlığı üzerindeki etkisi, kullanım amacına göre değişir. İyot, tiroid hormonlarının (T3 ve T4) üretimi için hayati bir bileşendir. Bu nedenle, iyot eksikliğine bağlı guatrın önlenmesinde ve tedavisinde faydalıdır . Ayrıca bazı hipertiroidi (aşırı aktif tiroid) vakalarında, ameliyat öncesi tiroid bezini hazırlamak veya radyoaktif iyot tedavisinde kullanılabilir . Ancak, herhangi bir tiroid rahatsızlığında doktor tavsiyesi olmadan kullanılması, hipotiroidi veya hipertiroidi gibi durumları daha da kötüleştirebilir .</p>

<h2><strong>Kimler İyot Takviyesi Almalı?</strong></h2>

<p>İyot takviyesi, öncelikle iyot eksikliği riski taşıyan gruplar için önemlidir. Bunların başında hamile ve emziren kadınlar gelir, çünkü bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için yeterli iyot şarttır . Ayrıca, toprakta iyot oranı düşük bölgelerde yaşayanlar, iyotlu tuz kullanmayanlar veya bazı özel diyetleri uygulayan kişilerde eksiklik görülebilir. Yine de, takviye kullanmadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı ve gerekirse eksiklik testlerle tespit edilmelidir .</p>

<h2><strong>En İyi İyot Damlası Hangisi?</strong></h2>

<p>"En iyi" iyot damlası, kişinin ihtiyacına ve doktor tavsiyesine göre değişir. Piyasada farklı konsantrasyonlarda (genellikle %2, %3 veya %5) ve farklı formüllerde (örneğin, Lugol çözeltisi) birçok ürün bulunmaktadır . Lugol çözeltisi, iyot ve potasyum iyodürün su içindeki çözeltisidir. Ürün seçerken, güvenilir markaları tercih etmek, içeriğini kontrol etmek ve en önemlisi bir eczacıya veya doktora danışmak en doğru yaklaşım olacaktır.</p>

<h2><strong>Potasyum İyodür Nasıl Hazırlanır?</strong></h2>

<p>Potasyum iyodür, eczanelerde "majistral" olarak adlandırılan, eczacı tarafından özel formüllere göre hazırlanan ilaçların bir parçası olabilir. Örneğin, antiseptik bir gargara olan "İyotlu Glisere"nin hazırlanışında potasyum iyodür kullanılır. Tıbbi bir formüle göre, önce iyot ve potasyum iyodür bir havanda ezilir, az miktarda suda eritilir ve üzerine etanol eklenerek "tentürdiyot" hazırlanır. Elde edilen bu karışım daha sonra gliserin ile tamamlanır . Bu tür hazırlama işlemleri mutlaka profesyonel eczacılar tarafından yapılmalıdır.</p>

<h2><strong>Potasyum İyodür Tuz Mudur?</strong></h2>

<p>Evet, potasyum iyodür kimyasal olarak bir tuzdur. Potasyum (K) ve iyot (I) elementlerinin bir araya gelmesiyle oluşan iyonik bir bileşiktir . Bildiğimiz sofra tuzu (sodyum klorür) gibi kristal yapıya sahiptir ve suda çözünür. Zaten "iyotlu tuz" olarak bildiğimiz ürün de, sofra tuzuna çok küçük miktarlarda potasyum iyodür veya potasyum iyodat eklenmesiyle elde edilir .</p>

<h2><strong>Potasyum Neden Kalbi Durdurur?</strong></h2>

<p>Bu soru genellikle "potasyum klorür" ile karıştırılmaktadır. Yüksek dozda potasyum klorür (KCl), tıpta idam cezalarında kullanılan bir maddedir. Vücuttaki potasyum dengesi, kalbin elektriksel iletim sistemi için hayati önem taşır. Kanda aşırı yükselen potasyum (hiperkalemi), kalp kasının elektriksel aktivitesini bozarak kalbin durmasına (kardiyak arreste) yol açabilir. Potasyum iyodür (KI) ise bu şekilde doğrudan kalbi durdurucu bir etkiyle bilinmez; farklı bir kimyasal bileşiktir.</p>

<h2><strong>İyotun Vücuda Zararı Var Mı?</strong></h2>

<p>Her şeyde olduğu gibi iyotta da "doz" çok önemlidir. Gerekli miktarda alındığında hayati faydaları olan iyot, aşırı alındığında zararlı olabilir . Aşırı iyot alımı, tiroid bezinin çalışmasını bozarak hem hipotiroidiye (tiroidin yavaş çalışması) hem de hipertiroidiye (tiroidin hızlı çalışması) yol açabilir. Uzun süreli yüksek dozlar iyot zehirlenmesine, otoimmün tiroid hastalıklarının tetiklenmesine ve ciltte akneye benzer lezyonlara neden olabilir .</p>

<h2><strong>Hangi Siyanür Öldürücü?</strong></h2>

<p>Siyanür, oldukça hızlı etki eden ve öldürücü olan bir zehirdir. En tehlikeli formlarından biri, gaz halindeki <strong>Hidrojen Siyanür (HCN)</strong> 'dür. Katı formda ise en çok bilinen öldürücü siyanür tuzu <strong>Potasyum Siyanür (KCN)</strong> veya Sodyum Siyanürdür (NaCN). Bu maddeler vücuda girdiğinde hücrelerin oksijen kullanmasını engelleyerek hızlı bir şekilde ölüme neden olur.</p>

<h2><strong>Tiroid Bezi Neyi Sevmez?</strong></h2>

<p>Tiroid bezi, sağlıklı çalışması için dengeyi sever. Bazı maddeler ise tiroid fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Bunlara "guatrojen" adı verilir. Çiğ lahana, brüksel lahanası, brokoli, karnabahar gibi turpgillerden sebzeler, soya ürünleri ve darı, aşırı tüketildiğinde iyot alımını engelleyerek tiroidin büyümesine (guatr) neden olabilir. Ancak bu besinlerin pişirilmesi, guatrojenik etkilerini büyük ölçüde azaltır.</p>

<h2><strong>İyot Nodülü Küçültür Mü?</strong></h2>

<p>İyot nodülleri üzerinde her zaman olumlu bir etkiye sahip değildir. İyot eksikliğine bağlı olarak gelişen bazı nodül türlerinde iyot takviyesi faydalı olabilir. Ancak, özellikle nodülü olan bir kişinin bilinçsizce yüksek doz iyot alması, nodüllerin daha da büyümesine veya tiroid fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilir . Bu nedenle nodül tedavisinde iyot kullanımı kesinlikle doktor kontrolünde olmalıdır.</p>

<h2><strong>Tiroid Nodülü Olan İyot Kullanabilir Mi?</strong></h2>

<p><strong>Hayır, doktor kontrolü olmadan kullanmamalıdır.</strong> Tiroid nodülü olan bir kişinin iyot takviyesi alıp alamayacağı, nodülün türüne (sıcak/soğuk, iyi huylu/kötü huylu), kişinin iyot seviyesine ve genel sağlık durumuna bağlıdır . Yanlış kullanım, nodüllerin hormonal aktivitesini artırabilir veya tiroid hormon dengesini bozabilir. Bu nedenle, nodülü olan bireylerin herhangi bir iyot takviyesi kullanmadan önce mutlaka bir endokrinoloji uzmanına danışmaları gerekmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/potasyum-iyodur-nedir-tiroid-sagligi-ve-radyasyon-korumasi-ise-yarar-mi-iyi-gelir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 23:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-310.webp" type="image/jpeg" length="60736"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OMÜ'de Rahim ve Meme Kanseri İçin Kadın Kanserlerine Karşı Farkındalık Etkinliği]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/omude-rahim-ve-meme-kanseri-icin-kadin-kanserlerine-karsi-farkindalik-etkinligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/omude-rahim-ve-meme-kanseri-icin-kadin-kanserlerine-karsi-farkindalik-etkinligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık etkinliği düzenlendi. OMÜ Yaşam Merkezi’nde kurulan bilgilendirme standında erken tanının önemi anlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>OMÜ’de Kadın Kanserlerine Yönelik Bilgilendirme Etkinliği</h2>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlik, öğrenciler ve akademisyenlerin iş birliğiyle yoğun katılımla düzenlendi.</p>

<p>Program, Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl liderliğinde yürütülen EBE416 Entegre Uygulamaları II dersi kapsamında hayata geçirildi. Ayrıca OMÜ Ebelik Topluluğu öğrencileri de etkinlikte aktif görev aldı.</p>

<p>Yetkililer, bu tür etkinliklerle toplumda sağlık bilincinin artırılmasının hedeflendiğini belirtti. Özellikle kadın kanserlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığı vurgulandı.</p>

<h2>Yaşam Merkezi’nde Bilgilendirme Standı Kuruldu</h2>

<p>Etkinlik kapsamında OMÜ Yaşam Merkezi’nde bilgilendirme standı kuruldu. Standı ziyaret eden öğrencilere ve üniversite personeline kadın kanserleri hakkında detaylı bilgiler verildi.</p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl ve ebelik öğrencileri tarafından katılımcılara özellikle meme kanseri, serviks kanseri ve diğer jinekolojik kanser türleri hakkında bilgilendirme yapıldı.</p>

<p>Eğitimlerde bu hastalıkların erken tanı sayesinde tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekildi. Uzmanlar, düzenli tarama programlarının hayati önem taşıdığını ifade etti.</p>

<h2>Broşürler Dağıtıldı, Uygulamalı Eğitimler Verildi</h2>

<p>Bilgilendirme standında katılımcılara kanser taramaları hakkında doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmaları için çeşitli broşürler dağıtıldı. Broşürlerde erken tanı yöntemleri ve tarama programlarına ilişkin bilgiler yer aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinlikte eğitim amaçlı maketler kullanılarak uygulamalı anlatımlar da yapıldı. Böylece katılımcıların konuyu daha iyi anlaması amaçlandı.</p>

<p>Uzmanlar, özellikle meme kanseri ve serviks kanseri taramalarının düzenli yapılmasının erken teşhis açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Bu sayede birçok hastalığın erken aşamada tespit edilerek tedavi edilebildiği ifade edildi.</p>

<h2>Öğrenciler Mesleki Deneyim Kazandı</h2>

<p>Etkinlik boyunca üniversite öğrencileri ve Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden personel bilgilendirme standına yoğun ilgi gösterdi. Katılımcılar sağlık uzmanları ve öğrencilerle birebir görüşerek merak ettikleri sorulara yanıt buldu.</p>

<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğrencileri bu etkinlik sayesinde hem mesleki bilgi ve becerilerini geliştirme fırsatı buldu hem de toplum yararına sağlık eğitimi faaliyetlerine katkı sağladı.</p>

<p>Yetkililer, bu tür farkındalık çalışmalarının hem öğrenciler hem de toplum açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade etti. Toplum temelli sağlık eğitimlerinin üniversitelerde yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>

<h2>Toplum Sağlığı İçin Farkındalık Çalışmaları Sürecek</h2>

<p>Samsun’da üniversiteler ve sağlık kuruluşları tarafından toplum sağlığına yönelik farkındalık etkinlikleri düzenlenmeye devam ediyor. Kadın kanserleri konusunda bilinç oluşturmayı amaçlayan etkinliklerin önümüzdeki dönemde de sürdürülmesi planlanıyor.</p>

<p>Uzmanlar, erken tanı ve düzenli tarama programlarının toplum sağlığı açısından kritik rol oynadığını belirterek bu konudaki bilgilendirme çalışmalarının artırılmasının önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Daha fazla Samsun Haber / Samsun Haberleri için tıklayın: <a href="https://www.gercektaraf.com.tr" rel="noopener" target="_blank">https://www.gercektaraf.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/omude-rahim-ve-meme-kanseri-icin-kadin-kanserlerine-karsi-farkindalik-etkinligi</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-288.webp" type="image/jpeg" length="38664"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MHRS'ye e-Devlet ve e-Nabız Zorunluluğu Şikayetleri Bir Haftada Yüzde 545 Arttı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/mhrsye-e-devlet-ve-e-nabiz-zorunlulugu-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-545-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/mhrsye-e-devlet-ve-e-nabiz-zorunlulugu-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-545-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6 Şubat'ta yapılan güncellemeyle MHRS'ye girişte e-Devlet ve e-Nabız zorunluluğu getirilmesi, kullanıcıları mağdur etti. Şikayetvar verilerine göre şikayetler bir haftada yüzde 545 artarken, vatandaşlar özellikle yaşlı yakınları için randevu alamadıklarını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Merkezi Hekim Randevu Sistemi'nde (MHRS) 6 Şubat 2026 tarihinde yapılan uygulama güncellemesi, kullanıcıların randevu alma sürecini önemli ölçüde zorlaştırdı. Sağlık Bakanlığı tarafından "güvenlik altyapısının güçlendirilmesi" amacıyla devreye alınan yeni sistemde, T.C. kimlik numarası ve MHRS şifresiyle doğrudan giriş yöntemi tamamen kaldırıldı . Kullanıcılar artık sisteme yalnızca e-Devlet veya e-Nabız üzerinden iki aşamalı doğrulama ile girebiliyor .</p>

<p>Bu değişiklik, erişim ve yönlendirme sorunlarını artırırken, MHRS şikayetlerinde sert bir yükselişe yol açtı. Çözüm platformu Şikayetvar verilerine göre, 2025 yılı boyunca haftalık ortalama 15-35 bandında seyreden şikayet sayısı, 2026 Şubat ayının ilk haftasında 245'e çıkarak bir önceki haftaya kıyasla yüzde 545 oranında arttı. Aylık bazda incelendiğinde yükselişin geçici olmadığı görülüyor; Ocak ayında 153 olan MHRS şikayet sayısı Şubat ayının ilk haftasında 321'e ulaşarak yüzde 110'luk artış gösterdi .</p>

<p><strong>Güvenlik Gerekçesiyle Gelen Değişiklik</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından alınan karar doğrultusunda, MHRS'de eski kimlik doğrulama yöntemi tamamen kaldırıldı. Kullanıcı hesaplarının korunmasının öncelik olarak belirlendiği güncelleme kapsamında, iki aşamalı kimlik doğrulama zorunlu hale getirildi . Yeni sistem kapsamında kullanıcılar MHRS'ye doğrudan erişemiyor; kimlik doğrulama süreci e-Devlet ya da e-Nabız üzerinden yürütülüyor . Eski MHRS şifreleri artık geçersiz kabul ediliyor.</p>

<p>Güncelleme sonrasında eski görünüm de tamamen kullanımdan kaldırıldı. Kullanıcılar alışkın oldukları arayüzle işlem yapamazken, geri dönüş seçeneği sunulmuyor .</p>

<p><strong>Teknik Aksaklıklar ve Kullanıcı Tepkileri</strong></p>

<p>Değişiklikle birlikte teknik sorunlar da gündeme geldi. Giriş sırasında doğrulama kodu alınamadığı yönünde bildirimler paylaşılırken, web arayüzünde donma yaşandığı ve mobil uygulamada erişim hataları görüldüğü ifade edildi . Kullanıcılar özellikle e-Devlet ile giriş sonrası MHRS ekranına dönemediklerini, uygulamanın donduğunu ve "Chunk failed" hatası aldıklarını belirtiyor .</p>

<p>Platformda yer alan MHRS şikayetlerinden bazıları şöyle:</p>

<p>"MHRS sistemine yapılan son güncellemeden sonra randevu alma süreci benim için çok zorlaştı. Özellikle e-Devlet üzerinden iki aşamalı giriş ve e-Nabız zorunluluğu getirilmesi, hem benim hem de dijital işlemlere hâkim olmayan yakınlarım için ciddi mağduriyet oluşturuyor" .</p>

<p>"MHRS Android uygulaması üzerinden hastane randevusu almaya çalışırken, sistem sürekli olarak beni e-Nabız ve e-Devlet'e yönlendiriyor ve bu yönlendirmelerden sonra bir türlü tekrar MHRS ekranına dönüp randevu oluşturamıyorum. Önceden gayet iyi işleyen bir sistemi kullanılamaz hale getirmiş olmanızdan dolayı mağdur oldum" .</p>

<p><strong>Yaşlı ve Teknolojiye Uzak Kullanıcılar İçin Erişim Engeli</strong></p>

<p>Yeni sistemin en çok eleştirilen yönü, özellikle yaşlı ve dijital okuryazarlığı düşük vatandaşlar ile onların yakınlarının randevu alamaması oldu. Bir kullanıcı şikayetinde şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>"MHRS sisteminin son güncellemesiyle birlikte e-Devlet girişlerinde getirilen iki aşamalı doğrulama sebebiyle ciddi mağduriyet yaşıyorum. Anneme kardiyoloji randevusu almaya çalıştığımda, annemin e-Devlet hesabına bağlı telefon numarasına SMS onayı gidiyor. Annem benden uzakta oturduğu ve telefon da onda olduğu için bu onayı veremiyor, dolayısıyla ben de onun adına sisteme giriş yapamıyor ve randevu alamıyorum. Özellikle yaşlı, dijital okuryazarlığı sınırlı olan veya çocukları tarafından işlemleri takip edilen hastalar için bu yeni sistem işleri kolaylaştırmak yerine ciddi biçimde zorlaştırıyor" .</p>

<p>Başka bir kullanıcı ise, "MHRS'deki iki aşamalı doğrulama nedeniyle hem kendi telefonumdan hem de 70 yaş üzerindeki annem ve babamın telefonlarından giriş yapmak zorlaştı. Yeni sistem özellikle yaşlı ve teknolojiye hâkim olmayan kişiler için ciddi engel oluşturdu" diyerek sistemin sadeleştirilmesini talep etti .</p>

<p><strong>Randevu Bulma Güçlüğü Zaten Devam Ediyordu</strong></p>

<p>MHRS'deki erişim sorunları, uzun süredir devam eden randevu bulma güçlüğüne eklendi. CHP Kocaeli Milletvekili Prof. Dr. Mühip Kanko, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıyarak Meclis Araştırma Önergesi verdi . Kanko, kamu hastanelerinde randevuya erişimin giderek zorlaştığını, özellikle göz hastalıkları, diş hekimliği, MR ve tomografi gibi branşlarda randevuların aylar sonrasına verildiğini belirtti .</p>

<p>En dikkat çekici örneklerden biri olarak, bir vatandaşa kasık fıtığı ameliyatı için 12 ay sonrasına randevu verildiği ifade edildi . Kanko, bu durumun Anayasa'nın 56'ncı maddesiyle güvence altına alınan "sağlık hizmetine eşit erişim hakkı"nı fiilen ortadan kaldırdığını vurguladı .</p>

<p><strong>2024'teki Onaylı Randevu Sistemi de Sorun Yaratmıştı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2024 yılında uygulamaya konulan "Onaylı Randevu Sistemi"nin de şikayetleri azaltmak yerine mevcut sorunları derinleştirdiği ifade ediliyor . Sistemin karmaşık yapısı nedeniyle birçok vatandaş randevusunu onaylamayı unutmakta ve 15 gün boyunca aynı branştan yeniden randevu alamamaktadır . Bu durumun kamu sağlık hizmetlerinde eşitsizliği artırdığı, vatandaşları özel hastanelere yönelmek zorunda bıraktığı belirtiliyor .</p>

<p><strong>Alternatif Çözüm: ALO 182</strong></p>

<p>Dijital kanallar dışında ALO 182 hattı aktifliğini koruyor. Telefon üzerinden randevu alma hizmeti kesintisiz sürdürülüyor. Güncelleme, çağrı merkezi hizmetini kapsamadı; yalnızca MHRS dijital girişleri için geçerli . Vatandaşlar, uygulama veya internet sitesi üzerinden işlem yapamıyorsa ALO 182 çağrı merkezi üzerinden canlı operatör desteği alarak randevu işlemlerini gerçekleştirebiliyor .</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/mhrsye-e-devlet-ve-e-nabiz-zorunlulugu-sikayetleri-bir-haftada-yuzde-545-artti</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1gercek-taraf-haber-samsun-140.webp" type="image/jpeg" length="78069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zona Tedavisi Hakkında Doğru Bİlinen Yanlışlar]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/zona-tedavisi-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/zona-tedavisi-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte görülme sıklığı artan zona, uzun süren ağrılarla yaşam kalitesini düşürebiliyor. Türkiye İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal Zona Farkındalık Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, zonanın özellikle ileri yaş grubunda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kamuoyunda zona hastalığı ile ilgili farkındalık yaratma amacıyla açıklamalarda bulunan TİHUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal şu ifadeleri kullandı: “Toplumda 50 yaş üzerindeki bireylerin risk grubunda olduğu ve 3 kişiden birinin geçirdiği zona hastalığı, yaşa bağlı azalan bağışıklıkla ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerin yüzde 90’ı zonaya neden olan virüsü vücudunda barındırıyor.<sup>1,2,3</sup> Yaşla birlikte azalan bağışıklığı fırsat bilen zona, sinir yolu boyunca şerit halinde ortaya çıkan döküntülere ve ağrıya sebep oluyor. ABD başta olmak üzere, uluslararası düzeyde yapılan araştırmalara göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unun yaşamları boyunca en az bir kez zona hastalığı geliştirme riski bulunmaktadır.<sup>4 </sup>Ülkemizdeki çalışmalar ise her 100 bin kişiden yaklaşık 900’ünün son 5 yıl içinde zona geçirdiğini gösteriyor. Ayrıca hastalığın 50 yaşından sonra belirgin şekilde daha sık ortaya çıktığı da araştırmaların dikkat çeken sonuçları arasında.”<sup>5</sup></p>

<p><strong>Sessiz başlayan, hayat kalitesini zorlaştıran hastalık: Zona!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, zonanın suçiçeğine de neden olan varisella zoster virüsünün, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla, yeniden aktif hale gelmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Ünal, hastalığın klinik olarak çoğunlukla vücudun bir tarafında, belli bir sinir hattı boyunca yayılan, ağrılı ve içi su dolu kabarcıklar şeklinde döküntüye yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Hastalığın, bireylerin gündelik yaşamlarını ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebileceğine vurgu yapan Ünal, sözlerine şöyle devam etti: “Zonanın en sık görülen komplikasyonlarından biri postherpetik nevralji (PHN) olarak bilinen sinir ağrısıdır.<sup>6</sup> Zona sonrası devam eden bu ağrılar aylar hatta yıllar boyunca sürebilir. PHN’nin yanı sıra zona; göz ve çevresindeki sinirleri etkileyebildiği gibi cilt problemlerine, nörolojik bulgulara, işitme ve denge kayıplarına ve nadiren vücuda yayılan enfeksiyona yol açabiliyor. Yapılan çalışmalar ülkemizde her beş zona vakasından birinde komplikasyon geliştiğini ortaya koyuyor” dedi.<sup>7,8,9</sup></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, “Yaşın yanı sıra çeşitli kronik hastalıklar, zonanın görülme sıklığı, hastalık şiddeti ve komplikasyonları artırabiliyor ve ek hastalık yükü oluşturabiliyor. Özellikle toplumumuzda yaygın görülen kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve ek metabolik hastalıkları olanlarda yüksek riskin bilinmesi önem taşıyor” diyerek sözlerine devam etti.</p>

<p><strong>Tedavi için ideal pencere: İlk 72 saat </strong></p>

<p>Zonanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat Ünal, “Antiviral tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanması, akut hastalığın yönetiminde son derece önemli. Yapılan çalışmalar, ilk döküntü sonrası 72 saat içinde tedaviye başlamanın, akut semptom süresini kısaltabileceğini ve komplikasyon riskini azaltabileceğini gösteriyor ancak tanıda gecikme olması durumunda tedavi aksayabiliyor.<sup>10</sup> Bu nedenle hastaların zona için hekimlerine danışması, belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir doktora başvurması gerekiyor” dedi.</p>

<p><strong>Doğru bilinen yanlışlar</strong></p>

<p>Zonaya ilişkin toplumda yaygın olarak doğru bilinen yanlışlara da açıklık getiren Prof. Dr. Serhat Ünal şu bilgileri paylaştı: “Zona, suçiçeği sonrası vücutta pasif halde bulunan virüsün yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkar. Zona bulaşıcı bir hastalık değildir ancak henüz iyileşmemiş döküntülerden yayılan virüs, suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış kişilerde suçiçeğine yol açabilir.<sup>11</sup> Zona yaşam boyu birden fazla kez görülebilir.<sup> </sup>Zona geçirdikten sonra zaman içinde hastalığa yeniden yakalanma riski artabilir. Özellikle ileri yaşta ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde zona tekrarlayabilir.<sup>12 </sup>Bu hafta vesilesiyle toplumda konuyla ilgili bilinç düzeyini artırmayı hedefliyoruz. Yaşanmadıkça veya şahit olunmadıkça göz ardı edilen bu hastalığın riskini ve ciddiyetini anlayalım, hekimlerimize danışmayı ertelemeyelim.”</p>

<p>Zona hastalığıyla ilgili tüm konularda en doğru adresin doktorlar olduğunun altını çizen Ünal, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin zona riski konusunda bilinçlenmesi, korunma seçeneklerini hekimleriyle değerlendirmesi ve belirtiler geliştiğinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmasının önemini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/zona-tedavisi-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1gercek-taraf-haber-samsun-138.webp" type="image/jpeg" length="75886"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dudak Kenarı Çatlakları Yara İçin Hangi Krem Kullanılmalı? Evde Doğal Yöntemler İşe Yarar mı Tedavisi Nasıl?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/dudak-kenari-catlaklari-yara-icin-hangi-krem-kullanilmali-evde-dogal-yontemler-ise-yarar-mi-tedavisi-nasil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/dudak-kenari-catlaklari-yara-icin-hangi-krem-kullanilmali-evde-dogal-yontemler-ise-yarar-mi-tedavisi-nasil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dudak kenarlarında oluşan ağrılı çatlaklar ve yaralar (angular cheilitis), genellikle mantar enfeksiyonu, vitamin eksikliği veya aşırı nem kaynaklı ortaya çıkıyor. Uzmanlar, tedavide doğru krem seçiminin önemine dikkat çekerken, evde uygulanabilecek doğal yöntemleri de sıralıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dudak kenarlarında görülen, ağrılı, kızarık ve çoğu zaman iyileşmesi uzun süren yaralar, tıp dilinde "angular cheilitis" olarak adlandırılıyor. Halk arasında dudak köşesi iltihabı veya dudak kenarı çatlağı olarak bilinen bu rahatsızlık, hem estetik kaygılara hem de günlük yaşamda konuşma ve yemek yeme sırasında ciddi rahatsızlığa yol açabiliyor. Peki bu yaralar neden oluşur, hangi kremler kullanılmalı ve evde hangi doğal yöntemler uygulanabilir?</p>

<h2><strong>Dudak Kenarı Yaralarının Başlıca Nedenleri</strong></h2>

<p>Uzmanlar, dudak kenarlarındaki bu yaraların birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabileceğini belirtiyor. En yaygın nedenler şöyle sıralanıyor :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Mantar Enfeksiyonları:</strong> Özellikle Candida albicans mantarı, dudak kenarlarında nemin fazla olduğu bölgelerde kolayca üreyerek enfeksiyona yol açabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bakteriyel Enfeksiyonlar:</strong> Staphylococcus veya Streptococcus bakterileri de dudak köşelerinde iltihaba neden olabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Vitamin ve Mineral Eksiklikleri:</strong> Özellikle B vitamini kompleksi (B2, B3, B6, B12), folik asit, demir ve çinko eksiklikleri, dudak kenarlarında yaraların oluşmasına zemin hazırlıyor .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Aşırı Nem ve Tükürük Birikimi:</strong> Sürekli dudak yalama alışkanlığı veya diş yapısındaki bozukluklar nedeniyle tükürüğün dudak kenarlarında birikmesi, bölgedeki nem dengesini bozarak mantar ve bakteri üremesini kolaylaştırıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kuruluk ve Çevresel Faktörler:</strong> Soğuk hava, rüzgar veya aşırı sıcak gibi çevresel faktörler dudakların kurumasına ve çatlamasına neden olabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yanlış Ağız Hijyeni:</strong> Diş fırçalama alışkanlıklarının yetersiz olması veya uygun olmayan diş macunları kullanmak da bu durumu tetikleyebiliyor.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Tedavide Hangi Kremler Kullanılmalı?</strong></h2>

<p>Angular cheilitis tedavisinde kullanılacak krem, yaranın altında yatan nedene göre değişiklik gösteriyor. Bu nedenle uzmanlar, bilinçsiz krem kullanımının durumu daha da kötüleştirebileceği konusunda uyarıyor. İşte farklı nedenlere yönelik krem seçenekleri :</p>

<p><strong>1. Antifungal Kremler (Mantar Kaynaklı İse)</strong></p>

<p>Eğer yaranın nedeni mantar enfeksiyonu ise, doktorlar genellikle şu kremleri öneriyor :</p>

<ul>
 <li>
 <p>Klotrimazol (%1)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mikonazol</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ketokonazol</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu kremler, mantar hücrelerinin çoğalmasını engelleyerek enfeksiyonu kontrol altına alıyor.</p>

<p><strong>2. Antibakteriyel Kremler (Bakteri Kaynaklı İse)</strong></p>

<p>Bakteriyel enfeksiyon durumlarında ise antibiyotik içeren merhemler devreye giriyor. Özellikle mupirocin gibi lokal antibiyotikler, bölgedeki bakterileri temizlemekte etkili oluyor .</p>

<p><strong>3. Nemlendiriciler ve Bariyer Kremler</strong></p>

<p>Yaranın nedeni sadece kuruluk veya çatlaksa, nemlendirici ve koruyucu ürünler yeterli olabiliyor :</p>

<ul>
 <li>
 <p>Vazelin (petroleum jelly)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Lanolin içeren kremler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yoğun dudak balmları</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu ürünler, bölgedeki nem dengesini koruyarak dış etkenlere karşı bariyer oluşturuyor.</p>

<p><strong>4. Vitamin ve İyileştirici Kremler</strong></p>

<p>Özellikle vitamin eksikliğine bağlı gelişen vakalarda, B vitamini veya çinko içeren kremler tedaviye destek sağlayabiliyor .</p>

<p><strong>Uyarı:</strong> Hangi kremi kullanacağınıza karar vermeden önce mutlaka bir dermatolog veya diş hekimine danışmanız gerekiyor. Yanlış krem seçimi, enfeksiyonun yayılmasına veya kronikleşmesine neden olabilir .</p>

<h2><strong>Evde Uygulanabilecek Doğal Tedavi Yöntemleri</strong></h2>

<p>Hafif vakalarda veya medikal tedaviye destek olarak evde uygulanabilecek bazı doğal yöntemler de bulunuyor. Ancak uzmanlar, ciddi enfeksiyonlarda bu yöntemlerin tek başına yeterli olmayacağını vurguluyor :</p>

<p><strong>Nemlendirme ve Koruma</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Vazelin veya yoğun dudak balmını günde birkaç kez uygulamak, bölgeyi nemlendirerek iyileşmeyi hızlandırabiliyor.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Doğal Antiseptik ve İyileştiriciler</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Bal:</strong> Özellikle çiğ bal, antibakteriyel özellikleri sayesinde enfeksiyonla mücadelede yardımcı olabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Aloe Vera Jeli:</strong> Yatıştırıcı ve iyileştirici etkisi bulunan aloe vera, yaralı bölgeye uygulandığında rahatlama sağlıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hindistancevizi Yağı:</strong> Nemlendirici özelliğinin yanı sıra mikroplarla mücadelede de destekleyici rol oynuyor.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Basit Bakım Rutinleri</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Dudakları sürekli ıslatıp kurutmak yerine, kuru ve temiz tutmak önem taşıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bol su içmek, vücudun genel hidrasyonunu sağlayarak iyileşme sürecini destekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Aşırı dudak yalamaktan kaçınmak gerekiyor, çünkü tükürükteki enzimler durumu kötüleştirebiliyor.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Ne Zaman Doktora Görünmeli?</strong></h2>

<p>Aşağıdaki durumlarda mutlaka bir sağlık profesyoneline başvurulması öneriliyor :</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yara 1-2 hafta içinde geçmiyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şiddetli ağrı, şişlik, kızarıklık veya irin oluşumu varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yara sık sık tekrarlıyor veya giderek kötüleşiyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p>Hafif dudak kenarı yaralarında nemlendirici kremler ve doğal uygulamalar işe yarayabiliyor. Ancak altta yatan bir enfeksiyon varsa, mutlaka doktor kontrolünde antibakteriyel veya antifungal kremler kullanılması gerekiyor. Doğru teşhis ve tedavi, yaranın kısa sürede iyileşmesini ve tekrarlamasını önlemede kritik önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/dudak-kenari-catlaklari-yara-icin-hangi-krem-kullanilmali-evde-dogal-yontemler-ise-yarar-mi-tedavisi-nasil</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 06:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1samsun-gercek-taraf-haber-156.webp" type="image/jpeg" length="38432"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Hastaları Ramazan’da Oruç Tutabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/kalp-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/kalp-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan öncesi kalp hastalarının en çok merak ettiği soru yeniden gündemde. Uzmanlara göre bazı hasta gruplarında oruç ciddi sağlık riski oluşturabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Uzmandan Ramazan Öncesi Kritik Değerlendirme</h2>

<p>Medicana International Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Ahmet Yanık, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç tutup tutamayacağına ilişkin açıklamalarda bulundu. Yanık, tüm kalp hastalarının aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Polikliniklerde en sık karşılaştıkları sorunun oruç izni olduğunu ifade eden Yanık, her hastanın kendi klinik durumu doğrultusunda ele alınması gerektiğini söyledi. Kararın kişiye özel verilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Oruç Tutması Önerilmeyen 5 Risk Grubu</h2>

<p>Yanık’ın açıklamasına göre bazı hasta gruplarında oruç sağlık açısından ciddi risk oluşturabiliyor. Tıbbi değerlendirmelere göre oruç tutması önerilmeyen gruplar şöyle sıralandı:</p>

<p>Son 6 ay içinde kalp krizi geçiren, balon, stent ya da bypass ameliyatı olan hastalar.<br />
İleri derecede kalp yetmezliği bulunan, yakın dönemde bu nedenle hastanede yatan ve düzenli diüretik kullanan kişiler.<br />
İleri derecede kalp kapak hastalığı tanısı bulunan hastalar.<br />
Kontrol altına alınamayan ciddi ritim bozukluğu yaşayanlar.<br />
Dirençli ve kontrolsüz hipertansiyonu bulunan hastalar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre bu gruplarda uzun süreli açlık ve sıvı kısıtlaması, mevcut kalp hastalığının seyrini olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<h2>Kimler Daha Dikkatli Olmalı?</h2>

<p>Kalp rahatsızlığı bulunan ancak durumu stabil seyreden hastalarda ise kararın bireysel olarak verilmesi gerekiyor. Özellikle düzenli ilaç kullanan hastalarda ilaç saatlerinin değişmesi tedavi planını etkileyebiliyor. Gün içinde sıvı tüketiminin azalması bazı hastalarda tansiyon ve ritim sorunlarını tetikleyebiliyor.</p>

<p>Yanık, ilaç dozlarının ve kullanım saatlerinin mutlaka hekim kontrolünde düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Özellikle yaz aylarına denk gelen uzun oruç sürelerinde riskin artabileceği ifade ediliyor.</p>

<h2>Ramazan Öncesi Muayene Vurgusu</h2>

<p>Uzmanlar, kalp hastalarının Ramazan öncesinde kontrol muayenesinden geçmesini öneriyor. Hastalığın evresi, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden diğer sağlık sorunları dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.</p>

<p>Ahmet Yanık, kalp hastalarının kendi başına karar vermemesi gerektiğini vurguladı. Oruç konusunda nihai değerlendirmenin hastayı takip eden hekim tarafından yapılmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi.</p>

<p>Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte kardiyoloji polikliniklerinde bu yöndeki başvuruların arttığı bildiriliyor. Uzmanlar, özellikle yüksek risk grubunda yer alan hastaların dikkatli olması gerektiğine işaret ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/kalp-hastalari-ramazanda-oruc-tutabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1gercek-taraf-haber-samsun-123.webp" type="image/jpeg" length="71083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan’da Doğru Beslenme Uyarısı: Sahur ve İftar Sofrasında Neler Olmalı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-dogru-beslenme-uyarisi-sahur-ve-iftar-sofrasinda-neler-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-dogru-beslenme-uyarisi-sahur-ve-iftar-sofrasinda-neler-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarının gün boyu açlık, susuzluk ve halsizliği artırabildiğini belirterek sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanması gerektiğini vurguladı. Uzman isim, özellikle iftarda hızlı ve kontrolsüz yemek yemenin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ümit Aktaş, oruç tutmanın insanın biyolojik ritmiyle uyumlu bir beslenme düzeni sunduğunu belirterek, doğru planlanmış öğünlerin hem fiziksel hem de ruhsal açıdan olumlu etkiler sağlayabileceğini ifade etti. Ancak sahur ve iftar düzeninde yapılan hataların bu süreci zorlaştırabildiğine dikkat çekti.</p>

<h2>Ramazan’da En Sık Yapılan Beslenme Hataları</h2>

<p>Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, suyu kısa sürede aşırı miktarda tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık karşılaşılan hatalar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu alışkanlıklar gün içinde erken acıkma, yoğun susuzluk hissi ve enerji düşüklüğüne neden olabiliyor.</p>

<p>Dr. Aktaş, dengeli beslenmenin Ramazan sürecindeki en temel unsur olduğunu belirterek özellikle kan şekeri dengesinin korunmasının önemine işaret etti.</p>

<h2>Sahurda Protein ve Sağlıklı Yağ Vurgusu</h2>

<p>Sahur öğününün atlanmaması gerektiğini vurgulayan Aktaş, sahur yapılmadan tutulan orucun ani kan şekeri düşüşlerine yol açabileceğini kaydetti. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha hızlı acıkma ve susama hissi oluşturduğunu belirten Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, bunun da gün içinde açlık hissini artırdığını ifade etti.</p>

<p>Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesi önerilirken; protein ve sağlıklı yağların daha uzun süre tokluk sağladığı bildirildi. Ayrıca çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<h2>İftarı Yavaş ve Aşamalı Yapın</h2>

<p>Uzun süren açlığın ardından iftarın bir anda ağır yemeklerle yapılmasının vücutta ani yük oluşturabileceğini belirten Aktaş, iftarın iki aşamalı planlanmasını önerdi. Orucun hurma veya zeytinle açılmasının ardından bir kase çorba tüketilip yaklaşık 20 dakika ara verilmesinin iştah kontrolünü kolaylaştırdığı ve kan şekeri dengesini desteklediği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ana öğünde kemikli etten hazırlanan yemekler, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların tercih edilmesinin sindirim sistemi açısından daha uygun olduğu kaydedildi. Buna karşılık hamur işi, rafine şeker ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceği belirtildi.</p>

<p>Liften zengin sebzelerle hazırlanan çorbaların sindirimi destekleyici özellik taşıdığına dikkat çekilirken, iftarda yapılan besin tercihlerinin ertesi günün açlık ve susuzluk düzeyini doğrudan etkilediği ifade edildi.</p>

<h2>Su Tüketiminde Zamanlama Kritik</h2>

<p>Dr. Aktaş, iftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içmenin temel gereklilik olduğunu belirterek kafeinli içeceklerin suyun yerini tutmadığını hatırlattı. Sahurda susamamak amacıyla kısa sürede aşırı miktarda su tüketmenin doğru olmadığını, bir anda alınan yüksek miktardaki suyun böbrekler tarafından hızla atılabileceğini ifade etti.</p>

<p>En uygun yöntemin iftardan itibaren her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu belirten Aktaş, hafif yürüyüşlerin de sindirimi destekleyerek enerji seviyesine katkı sağlayabileceğini dile getirdi.</p>

<h2>Tatlı Tüketiminde Ölçü Uyarısı</h2>

<p>Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Aktaş, tüketilecekse meyve bazlı ve sade tatlıların küçük porsiyonlarla tercih edilmesinin daha dengeli bir yaklaşım olacağını belirtti. Sık tatlı tüketiminin kan şekeri kontrolünü zorlaştırabileceği kaydedildi.</p>

<h2>Kimler Dikkatli Olmalı?</h2>

<p>Bazı sağlık durumlarında uzun süreli açlığın risk oluşturabileceğini belirten uzmanlar, özellikle insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Uzman görüşlerine göre; sahuru atlamamak, karbonhidratı sınırlayıp protein ve sağlıklı yağlara yönelmek, iftarı yavaş ve kontrollü yapmak, su tüketimini zamana yaymak ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan ayını daha konforlu geçirmeye katkı sağlıyor. Dr. Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan döneminde değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-dogru-beslenme-uyarisi-sahur-ve-iftar-sofrasinda-neler-olmali</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1gercek-taraf-haber-samsun-119.webp" type="image/jpeg" length="87213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan’da en sık yapılan 7 beslenme hatası]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında günlük beslenme düzeni önemli ölçüde değişiyor. Uzun süren açlık saatleri, iftar ve sahurla sınırlanan öğünler vücudun alıştığı ritmi farklılaştırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bir aylık süreçte genel iyi yaşam alışkanlarına dikkat edilmesi hem fiziksel sağlığın korunmasına yardımcı oluyor hem de oruç tutarken yaşanan enerji kaybını en aza indiriyor. Ramazan döneminde bilinçli ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, özellikle iftar ve sahurda yapılan hataların gün boyu halsizlik, mide sorunları ve kan şekeri dalgalanmaları gibi problemlere yol açabileceğini belirterek dikkat edilmesi gereken 7 önemli noktaya parmak bastı.</p>

<p></p>

<p><strong>İftarı iki bölüme ayırın</strong></p>

<p>Sindirim problemlerinin en sık yaşandığı öğün genellikle iftar olur. Bunun en önemli nedeni, uzun süren açlığın ardından yemeğin çok hızlı tüketilmesi ve ara verilmeden devam edilmesidir. İftar sonrasında görülen hazımsızlık, şişkinlik, ağrı ve kramp gibi şikâyetleri azaltmak için iftarı iki aşamaya bölün. Önce çorba gibi hafif bir başlangıç yapın, ardından 15-20 dakika ara verip ana yemeğe geçin. Ana yemek sırasında lokmalarınızı yavaş yiyin ve iyice çiğneyin.</p>

<p></p>

<p><strong>Su tüketimini ideal seviyede tutun</strong></p>

<p>İftar ile sahur arasında geçen zaman diliminde toplamda 10-15 bardak su içmeye özen gösterin. Çay ve kahveyi fazla tüketmek su içme miktarını azaltabilir. Bu nedenle çay ve kahveyi bir fincanla sınırlandırmaya dikkat edin.</p>

<p></p>

<p><strong>Yemekten sonra vücudunuza sindirim için zaman tanıyın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yemek biter bitmez sindirim süreci başlar ve hemen ardından yapılan yürüyüş sindirim sorunlarına yol açıp reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle yürüyüş için en az 30 dakika bekleyin.</p>

<p></p>

<p><strong>Pide tüketiminde sıklığa dikkat edin</strong></p>

<p>İftar sofralarının vazgeçilmezi olan pideyi tüketirken hem miktara hem sıklığa dikkat edin. Avuç içi büyüklüğündeki bir parça pidenin bir dilim ekmeğe eş değer olduğunu unutmayın. Pideyi haftada 2–3 günle sınırlandırın, diğer günlerde tam buğday, çavdar ekmeği ya da bulgur gibi tam tahıllı seçenekleri ön planda tutun.</p>

<p></p>

<p><strong>Sahuru asla atlamayın</strong></p>

<p>Sahur ile iftar arasındaki uzun açlık süresini düşünerek bu öğünü atlamayın ve dengeli planlayarak sofrada; süt, yumurta ve peynir gibi tok tutan proteinlere, yanında tam tahıllı ekmeğe mutlaka yer verin. Bu sayede gün içinde tokluk süresini uzatabilir ve su tüketimiyle sıvı kaybını azaltabilirsiniz. Sahur yapmadığınızda ise kan şekeri düşüklüğü, baş ağrısı, halsizlik ve mide sorunları yaşayabileceğinizi unutmayın.</p>

<p></p>

<p><strong>İftar sonrası tatlı krizlerine dikkat </strong></p>

<p>İftardan sonra kan şekeri hızla yükselip düştüğünde tatlı isteği ortaya çıkabilir. Bu dengeyi sağlamak için iftardan 1-2 saat sonra bir ara öğün yapın. Ara öğünde 1-2 porsiyon meyve ile süt, kefir ya da yoğurt gibi süt grubuna yer verin. Böylece tatlı ihtiyacınızı dengeleyebilir ve Ramazan’da kilo artışının önüne geçebilirsiniz. Haftada 1-2 gün ise bu ara öğün yerine sütlü tatlı tercih edebilirsiniz.</p>

<p></p>

<p><strong>Kızartma ve aşırı yağlı yemeklerden uzak durun</strong></p>

<p>Ramazan’da iftar sofralarında kızartma, kavurma ve yağlı yemekler daha fazla tercih edilebiliyor. Uzun süren açlığın ardından bu tür besinleri tüketmek hazımsızlık, mide yanması ve reflü şikâyetlerini artırabiliyor ayrıca yorgunluk hissini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yemekleri haşlama, ızgara ya da fırında pişirme yöntemleriyle hazırlamaya gayret gösterin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1samsun-gercek-taraf-haber-113.webp" type="image/jpeg" length="81910"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne karnındaki o hayati organın sırrı çözülüyor! Doğumda vücuttan atılıyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/anne-karnindaki-o-hayati-organin-sirri-cozuluyor-dogumda-vucuttan-atiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/anne-karnindaki-o-hayati-organin-sirri-cozuluyor-dogumda-vucuttan-atiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bebeğin anne karnındaki tüm hayati fonksiyonlarını üstlenen geçici bir organ, hamileliğin en kritik görevlisidir. Plasenta, 9 ay boyunca hem bebeği besliyor hem de koruyor. Peki, bu mucizevi organ tam olarak ne işe yarıyor ve hangi riskli durumlar anne ile bebeğin hayatını tehlikeye atıyor? İşte ‘bebeğin eşi’ olarak bilinen o organın şaşırtan detayları...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik sürecinde bebekle birlikte büyüyen ve doğumun hemen ardından vücuttan atılan plasenta, anne ile bebek arasındaki tüm hayati bağı kuruyor. Halk arasında 'bebeğin eşi' olarak bilinen bu geçici organın işlevleri ve karşılaşılabilecek riskli durumlar, ebeveynler tarafından merak ediliyor.</p>

<p><strong>BEBEĞİN HAYAT DAMARI: BESLENMEDEN KORUMAYA TÜM GÖREVLER</strong></p>

<p>Plasentanın en temel görevi, anneden bebeğe besin ve oksijen taşınmasını sağlamak. Aynı zamanda bebeğin vücudundaki atıkların anneye iletilerek atılımını kolaylaştırıyor. Uzmanlar, organın fetüsün solunum ve sindirim gibi tüm yaşamsal faaliyetlerini yerine getirmesine olanak tanıdığını vurguluyor.</p>

<p>Bir diğer kritik işlevi ise annedeki antikorları bebeğe aktararak, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmak. Kısacası, bebeğin anne karnında sağlıklı gelişebilmesi için gerekli tüm fonksiyonları tek başına üstleniyor.</p>

<p><img alt="Başlıksız 2-2" class="detail-photo img-fluid" height="400" src="https://gercektarafcomtr.teimg.com/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/basliksiz-2-2.webp" width="961" /></p>

<p><strong>PLASENTADA ORTAYA ÇIKABİLEN 3 ÖNEMLİ RİSK</strong></p>

<p>Plasentanın normalde rahmin yan veya üst kısmına yerleşmesi gerekirken, bazı nadir durumlarda doğum yolunu tamamen kapatabildiği belirtiliyor. 'Plasenta Previa' adı verilen bu durum, genellikle ağrısız kanama şikayeti ile fark ediliyor ve teşhis konan gebelerde sezaryen doğum tercih ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir diğer riskli durum ise plasentanın rahim duvarına normalden çok daha güçlü yapışması. 'Plasenta Akreata' olarak adlandırılan bu komplikasyon, doğum sonrası plasentanın çıkarılmasını zorlaştırıyor ve önceden kan hazırlığı gerektirebiliyor.</p>

<p>En tehlikeli durumlardan biri de 'Plasenta Dekolmanı'. Plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılması olarak tanımlanan bu durum, hem anne hem de bebek için hayati risk oluşturuyor. Hipertansiyon veya önceki gebeliklerde benzer sorun yaşanması gibi faktörlerin riski artırdığı ifade ediliyor.</p>

<p><strong>DOĞUMDAN SONRA VÜCUTTAN NASIL AYRILIYOR?</strong></p>

<p>Plasenta, bebeğin doğumunun ardından genellikle 10-15 dakika içerisinde vücuttan ayrılıyor. Doğumun üçüncü ve son evresi olarak kabul edilen bu süreçte, organ rahimden tamamen çıkartılıyor.</p>

<p>Hamileliğin yaklaşık üçüncü ayında gelişimini tamamlayan plasentanın, doğuma kadar ortalama 700 gram ile 1 kilogram ağırlığa ulaştığı biliniyor. Çapı 15-20 cm, kalınlığı ise 2.5-3 cm arasında değişen bu organ, bebeğin rahat hareket etmesini engellemeyecek şekilde esnek ve sağlam bir yapıya sahip.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/anne-karnindaki-o-hayati-organin-sirri-cozuluyor-dogumda-vucuttan-atiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/02/1gercek-taraf-haber-samsun-29.webp" type="image/jpeg" length="58922"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
