<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gerçek Taraf | Samsun Haber ; Son Dakika Samsunspor Haberleri</title>
    <link>https://www.gercektaraf.com.tr</link>
    <description>Gerçek Taraf; Samsun gazetesi olarak Samsun haber, Samsun haberleri ve son dakika gelişmelerini anlık sunar. Samsunspor ve gündem haberleri burada.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gercektaraf.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 Gerçek Taraf | Samsun Haber, Samsun Haberleri ve Son Dakika Haber Platformu. Tüm hakları saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 16:53:58 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Omega-3 Tartışması Büyüyor! Bir Araştırma Ortalığı Karıştırdı: Balık Yağı Zararlı mı, Faydalı mı?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/omega-3-tartismasi-buyuyor-bir-arastirma-ortaligi-karistirdi-balik-yagi-zararli-mi-faydali-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/omega-3-tartismasi-buyuyor-bir-arastirma-ortaligi-karistirdi-balik-yagi-zararli-mi-faydali-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son haftalarda sosyal medyada en çok konuşulan sağlık konularından biri Omega-3 oldu. Milyonlarca kişinin düzenli olarak kullandığı balık yağı kapsülleri hakkında yayımlanan bir bilimsel araştırma, "Omega-3 beyni yıpratıyor", "Balık yağı zararlı çıktı" ve "Yıllardır boşuna mı kullandık?" şeklindeki paylaşımları beraberinde getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak uzmanlar ve bilim insanları, sosyal medyada yayılan bu iddiaların önemli ölçüde <strong>yanlış yorumlandığını</strong> belirtiyor. Tartışmanın merkezindeki araştırmanın sonuçlarının, kamuoyuna yansıtıldığı kadar kesin olmadığı vurgulanıyor.</p>

<h2>Tartışma Nasıl Başladı?</h2>

<p>Tartışmaların fitilini, <strong>The Journal of Prevention of Alzheimer's Disease</strong> dergisinde yayımlanan bir araştırma ateşledi.</p>

<p>Araştırmada, bazı yaşlı bireylerde <strong>Omega-3 takviyesi kullanan grupta bilişsel gerilemenin daha hızlı görüldüğüne ilişkin istatistiksel bir ilişki</strong> tespit edildi.</p>

<p>Bu bulgunun ardından sosyal medyada kısa sürede;</p>

<ul>
 <li>"Omega-3 beyni çökertiyor"</li>
 <li>"Balık yağı Alzheimer yapıyor"</li>
 <li>"Doktorların önerdiği takviyeler zararlı çıktı"</li>
</ul>

<p>şeklinde binlerce paylaşım yapıldı.</p>

<p>Ancak bilim insanları araştırmanın bu şekilde yorumlanmasının doğru olmadığını açıkladı.</p>

<h2>Uzmanlar: "Araştırma Nedensellik Kanıtlamıyor"</h2>

<p>Bilim dünyasının dikkat çektiği en önemli nokta ise araştırmanın <strong>gözlemsel</strong> olması.</p>

<p>Yani araştırmada insanlar rastgele iki gruba ayrılıp bir kısmına Omega-3 verilmedi.</p>

<p>Araştırmacılar yalnızca mevcut verileri inceleyerek Omega-3 kullanan kişiler ile kullanmayanlar arasındaki ilişkiye baktı.</p>

<p>Dolayısıyla;</p>

<p><strong>"Omega-3 kullananlarda bilişsel gerileme görüldü"</strong></p>

<p>ifadesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Omega-3 bilişsel gerilemeye neden oluyor"</strong></p>

<p>anlamına gelmiyor.</p>

<p>Araştırmanın yazarları da sonuçların kesin neden-sonuç ilişkisi göstermediğini, daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç olduğunu özellikle vurguladı.</p>

<h2>Peki Neden Böyle Bir Sonuç Çıkmış Olabilir?</h2>

<p>Uzmanlara göre bunun en önemli nedenlerinden biri <strong>"confounding by indication"</strong> yani "tedavi gereksiniminden kaynaklanan yanlılık."</p>

<p>Başka bir ifadeyle;</p>

<p>Bilişsel sorun yaşamaya başlayan kişiler zaten doktor tavsiyesiyle Omega-3 kullanmaya daha yatkın oluyor.</p>

<p>Bu durumda araştırmada görülen ilişki, Omega-3'ün zararlı olmasından değil; Omega-3 kullanan grubun başlangıçta zaten daha yüksek risk taşımasından kaynaklanabiliyor.</p>

<h2>Omega-3 Nedir?</h2>

<p>Omega-3, vücudun kendi başına yeterince üretemediği <strong>esansiyel yağ asitleri</strong> grubunda yer alıyor.</p>

<p>En önemli üç türü bulunuyor:</p>

<ul>
 <li><strong>EPA</strong></li>
 <li><strong>DHA</strong></li>
 <li><strong>ALA</strong></li>
</ul>

<p>EPA ve DHA özellikle;</p>

<ul>
 <li>Somon</li>
 <li>Sardalya</li>
 <li>Uskumru</li>
 <li>Hamsi</li>
 <li>Ton balığı</li>
</ul>

<p>gibi yağlı balıklarda bulunuyor.</p>

<p>ALA ise;</p>

<ul>
 <li>Ceviz</li>
 <li>Keten tohumu</li>
 <li>Chia tohumu</li>
</ul>

<p>gibi bitkisel kaynaklarda yer alıyor.</p>

<h2>Bilimsel Araştırmalar Ne Diyor?</h2>

<p>Bugüne kadar yayımlanan yüzlerce araştırma incelendiğinde Omega-3 için tek bir ortak sonuç bulunmuyor.</p>

<p>Araştırmalar genel olarak;</p>

<ul>
 <li>Kalp sağlığı</li>
 <li>Trigliserid düzeylerinin düşürülmesi</li>
 <li>Göz sağlığı</li>
 <li>Gebelik dönemi</li>
 <li>Bebek beyin gelişimi</li>
</ul>

<p>konularında belirli faydalar gösterebiliyor.</p>

<p>Ancak özellikle sağlıklı bireylerde;</p>

<ul>
 <li>Hafızayı kesin güçlendirdiği,</li>
 <li>Alzheimer'ı önlediği,</li>
 <li>Herkeste kalp krizini engellediği</li>
</ul>

<p>iddialarını destekleyen güçlü ve kesin kanıt bulunmuyor.</p>

<h2>Herkes Takviye Kullanmalı mı?</h2>

<p>Uzmanların büyük bölümü, dengeli beslenen ve haftada 1-2 kez yağlı balık tüketebilen kişilerde rutin Omega-3 takviyesinin her zaman gerekli olmayabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Takviye kullanımının;</p>

<ul>
 <li>doktor önerisi,</li>
 <li>kişinin hastalıkları,</li>
 <li>kullandığı ilaçlar,</li>
 <li>kanama riski,</li>
 <li>beslenme düzeni</li>
</ul>

<p>gibi birçok faktöre göre değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde yüksek doz Omega-3 takviyesi dikkat gerektiriyor.</p>

<h2>Sosyal Medyadaki Başlıklar Bilimsel Sonuçları Tam Yansıtmıyor</h2>

<p>Uzmanlar, tek bir araştırmaya bakarak "Omega-3 zararlı" ya da "Omega-3 mucizevi" gibi kesin yargılara varmanın doğru olmadığını belirtiyor.</p>

<p>Bilimsel çalışmaların zaman içinde birbirini destekleyen veya çürüten yeni araştırmalarla değerlendirildiğini hatırlatan uzmanlar, sosyal medyada paylaşılan çarpıcı başlıkların çoğu zaman araştırmaların kapsamını tam olarak yansıtmadığını ifade ediyor.</p>

<h2>Panik Yerine Bilimsel Kanıtlar Takip Edilmeli</h2>

<p>Gündemdeki Omega-3 tartışması, bilimsel araştırmaların kamuoyuna aktarılırken nasıl yanlış anlaşılabileceğini bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>Mevcut araştırmalar, <strong>Omega-3 takviyelerinin bilişsel gerilemeye neden olduğunu kesin olarak kanıtlamıyor</strong>. Bunun yerine, belirli gruplarda gözlenen ilişkilerin daha kapsamlı ve kontrollü çalışmalarla doğrulanması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle uzmanlar, mevcut tedavilerin veya doktor önerisiyle kullanılan takviyelerin yalnızca sosyal medyadaki paylaşımlara bakılarak bırakılmaması gerektiğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/omega-3-tartismasi-buyuyor-bir-arastirma-ortaligi-karistirdi-balik-yagi-zararli-mi-faydali-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/07/omega3.webp" type="image/jpeg" length="41725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Murathan Uyar: "Aşırı Tuz Tüketimi Böbrekleri Sessizce Tehdit Ediyor"]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/prof-dr-murathan-uyar-asiri-tuz-tuketimi-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/prof-dr-murathan-uyar-asiri-tuz-tuketimi-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tuz, yaşam için vazgeçilmez olsa da ihtiyaçtan fazla tüketildiğinde başta böbrekler olmak üzere kalp, damar sistemi ve birçok organ üzerinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Prof. Dr. Murathan Uyar, özellikle Türkiye'de önerilen miktarın oldukça üzerinde tuz tüketildiğine dikkat çekerek, küçük alışkanlık değişikliklerinin uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlayabileceğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tuz: Soframızdaki Sessiz Dost mu, Gizli Düşman mı?</p>

<p>Sabaha zeytin ve peynirle başlıyoruz, öğlen bir dilim ekmekle yemeğimizi tamamlıyor, akşam da çoğu zaman farkında bile olmadan tuz tüketmeye devam ediyoruz. Üstelik yemek daha ağzımıza gitmeden elimiz tuzluğa uzanıyor. Oysa bu küçük beyaz kristaller, yaşam için vazgeçilmez olduğu kadar, fazla tüketildiğinde sağlığımızı sessizce tehdit eden en önemli etkenlerden biridir.</p>

<p>Tuz, yaklaşık %40 sodyum ve %60 klorürden oluşur. Vücudumuz için gerekli olan aslında sodyumdur. Sinir hücreleri onun sayesinde haberleşir, kaslarımız onun sayesinde kasılır, kalbimiz düzenli çalışır ve hücrelerimizdeki su dengesi korunur. Kısacası sodyum olmadan yaşam mümkün değildir.</p>

<p>Ancak doğa bize ihtiyaç duyduğumuz sodyumu zaten sunuyor. Sebzelerde, süt ürünlerinde, etlerde ve birçok doğal besinde yeterli miktarda bulunuyor. Sorun, ihtiyacımızdan çok daha fazlasını tüketmeye başlamamızla ortaya çıkıyor.</p>

<p>İnsanlık tarihinin büyük bölümünde insanlar günde 1 gramdan bile az tuz tüketiyordu. Besinler doğal hâlleriyle yeniyor, hazır gıdalar ise henüz hayatımıza girmemişti. Günümüzde ise işlenmiş gıdalar, fast-food ürünleri, hazır soslar, atıştırmalıklar ve ekmek sayesinde çoğu kişi farkında olmadan önerilen miktarın birkaç katı tuz alıyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini öneriyor. Ne yazık ki Türkiye'de yapılan çalışmalar ortalama tüketimin bunun yaklaşık üç katına ulaştığını gösteriyor.</p>

<p>Peki fazla tuz vücudumuza ne yapıyor?</p>

<p>İlk hedef damarlarımız oluyor. Kandaki sodyum arttıkça vücut daha fazla su tutuyor. Damarların içindeki sıvı miktarı yükseliyor ve bunun sonucu olarak tansiyon artıyor. Yüksek tansiyon ise yıllarca hiçbir belirti vermeden kalbi, beyni, böbrekleri ve damarları yıpratıyor. Bu nedenle hipertansiyona boşuna "sessiz katil" denmiyor.</p>

<p>Ancak tuzun zararları sadece tansiyonla sınırlı değil. Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini gösteriyor. Kalp kasında kalınlaşma ve damar sertliği üzerinde de olumsuz etkileri olduğu artık iyi biliniyor.</p>

<p>Pek çok kişi "Ben yemeklere fazla tuz atmıyorum." diyerek kendini güvende hissediyor. Oysa aldığımız tuzun önemli bir bölümü tuzluktan değil, mutfaktan ve market raflarından geliyor. Ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve soslar gün boyunca fark ettirmeden soframıza ciddi miktarda tuz taşıyor.</p>

<p>Son yıllarda Himalaya tuzu, kaya tuzu, deniz tuzu veya çeşitli "doğal" tuzlar oldukça popüler hâle geldi. Oysa isimleri farklı olsa da büyük ölçüde aynı maddeden, yani sodyum klorürden oluşurlar. İçerdikleri eser miktardaki mineraller, fazla tüketilmelerini haklı çıkaracak düzeyde bir sağlık avantajı sağlamaz. Başka bir deyişle, hangi tuzu seçerseniz seçin, fazlası yine fazladır.</p>

<p>İyi haber şu ki küçük değişiklikler büyük kazanımlar sağlayabilir. Sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, paketli gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet katmak için limon, sarımsak veya baharatlardan yararlanmak, günlük tuz tüketimini belirgin şekilde azaltabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tuz ne tamamen dosttur ne de tamamen düşman… Doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir; ancak fazlası yıllar içinde sessizce kalbimizi, damarlarımızı ve böbreklerimizi yorar.</p>

<p>Belki de bugün yapabileceğimiz en basit ama en etkili sağlık yatırımı, sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymaktır.</p>

<p>Unutmayın; sağlık bazen büyük değişimlerle değil, küçük alışkanlıklarla korunur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/prof-dr-murathan-uyar-asiri-tuz-tuketimi-bobrekleri-sessizce-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/07/tuz-zararli-mi.webp" type="image/jpeg" length="17058"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kedilerin Korkulu Rüyası FIP Artık Tedavi Edilebiliyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/kedilerin-korkulu-ruyasi-fip-artik-tedavi-edilebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/kedilerin-korkulu-ruyasi-fip-artik-tedavi-edilebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden Doç. Dr. Çağatay Esin, ölümcül seyredebilen FIP hastalığını anlattı. Antiviral tedavilerle başarı oranı yüzde 85'i aşarken, ruhsatsız ilaç uyarısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda veteriner kliniklerinde sıkça gündeme gelen ve kedilerde ölümcül seyredebilen Feline Infectious Peritonitis (FIP) hastalığı, gelişen tanı yöntemleri ve yeni tedavi seçenekleriyle artık tedavi edilebilir bir hastalık haline geldi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Doç. Dr. Çağatay Esin</strong>, FIP’in ortaya çıkış nedenlerinden tedavi olanaklarına, toplumdaki yanlış inanışlardan sokak hayvanlarına yönelik alınması gereken önlemlere kadar birçok konuda merak edilen soruları cevapladı.</strong></p>

<p>FIP, veteriner hekimlerin yakından takip ettiği hastalıklar arasında yer alıyor. Bir zamanlar teşhisi güç ve büyük ölçüde ölümcül kabul edilen FIP, günümüzde antiviral tedaviler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor . Doç. Dr. Esin, vaka sayılarındaki artışın ardındaki en önemli faktörlerden birinin <strong>çok kedili yaşam ortamları</strong> olduğunu belirtti.</p>

<h2>Vaka Sayılarındaki Artışın İki Temel Nedeni</h2>

<p>Doç. Dr. Esin, kliniklerde FIP vakalarında gözlemlenen artış eğilimini iki faktöre bağlıyor:</p>

<blockquote>
<p><i>“Son yıllarda kliniklerde FIP vakalarında bir artış eğilimi gözlemleniyor; ancak bunu yalnızca 'hastalık gerçekten arttı' şeklinde yorumlamak yanlış olur. Burada iki faktör etkili gibi görünüyor: Birincisi, bazı bölgelerde gerçek vaka kümeleri ve artışları rapor edildi. İkincisi, veteriner hekimler, laboratuvarlar ve evcil hayvan sahipleri arasında FIP konusunda farkındalığın artması. Eskiden 'tedavisi olmayan, teşhisi zor bir hastalık' olarak kabul edilen FIP, antiviral tedavi seçeneklerinin mevcudiyeti sayesinde bugün daha sık araştırılan, test edilen ve dolayısıyla teşhis edilen bir hastalık haline geldi.”</i></p>
</blockquote>

<p>Literatürde, kedi koronavirüsü (FCoV) pozitifliğinin çoklu kedi ortamlarında yüksek oranlara ulaşabileceği ve genç yaş, stres, erkek cinsiyet, bazı safkan ırklar ve bağışıklık sistemiyle ilgili faktörlerin FIP gelişimi için risk oluşturduğu belirtiliyor .</p>

<h2>FIP Nasıl Ortaya Çıkıyor?</h2>

<p>Doç. Dr. Esin, FIP’in biyolojik mekanizmasını şöyle açıklıyor:</p>

<blockquote>
<p><i>“FIP bazı kedilerde yaygın bir bağırsak koronavirüsünün mutasyona uğraması, vücudun savunma hücrelerine uyum sağlaması ve kedinin bağışıklık sisteminin bu enfeksiyona kontrolsüz veya yanlış bir şekilde yanıt vermesi sonucu ortaya çıkan, sistemik ve potansiyel olarak ölümcül bir inflamatuar hastalıktır.”</i></p>
</blockquote>

<p>Kedilerde yaygın olan kedi koronavirüsü genellikle bağırsakla sınırlı hafif bir enfeksiyona neden olur. Ancak bazı kedilerde virüs mutasyona uğrar ve özellikle <strong>monosit/makrofaj</strong> hücrelerinde çoğalabilen bir forma dönüşür . Bu dönüşüm, FIP’in patogenezinde merkezi bir rol oynar.</p>

<p><strong>FIP gelişiminde etkili risk faktörleri şunlardır:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kalabalık yaşam alanları:</strong> Çok kedili evler, barınaklar, üreme çiftlikleri</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Genç yaş:</strong> Özellikle 2 yaşın altındaki kediler daha yüksek risk altındadır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Stres:</strong> Sahiplik değişiklikleri, ameliyat, yoğun bakım koşulları, beslenme yetersizlikleri</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Genetik yatkınlık:</strong> Bazı safkan ırklar ve cheetahlar daha duyarlıdır</p>
 </li>
</ul>

<h2>FIP’in Erken Belirtileri ve Tanı Zorluğu</h2>

<p>FIP’in en büyük sorunlarından biri erken belirtilerinin oldukça belirsiz olmasıdır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>İştahsızlık, hafif ateş, kilo kaybı, uyuşukluk</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Oyun isteğinde azalma veya davranış değişiklikleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın şişliği (sıvı birikimi), göz renginde değişiklik veya nörolojik belirtiler</p>
 </li>
</ul>

<p>Doç. Dr. Esin, “FIP veteriner hekimliğinde 'teşhis edilmesi en zor hastalıklardan' biri olarak kabul edilir” diyerek, teşhisin tek bir testle değil, klinik belirtiler, kan tahlilleri, görüntüleme ve gelişmiş laboratuvar yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesiyle konulduğunu vurguladı .</p>

<h2>Tedavide Devrim Niteliğinde Gelişmeler</h2>

<p>Geçmişte FIP teşhisi konmuş bir kedinin prognozu son derece kötüydü ve hastalık genellikle ölümcül kabul ediliyordu. Ancak son yıllarda geliştirilen <strong>antiviral tedaviler</strong> sayesinde birçok FIP hastasında başarılı sonuçlar elde ediliyor:</p>

<blockquote>
<p><i>“Bu değişimin temelinde, koronavirüsün çoğalmasını baskılayan antiviral ilaçlar yer alıyor. Artık daha önce birkaç hafta ya da birkaç ay içinde kaybedilebilecek hastalarda neredeyse tam iyileşme görüyoruz. Özellikle erken teşhis edilen ve uygun doz protokolüyle tedavi edilen kedilerde başarı oranları oldukça umut verici hale geldi.”</i></p>
</blockquote>

<p>Bilimsel literatür, GS-441524/remdesivir gibi antiviral ilaçlarla tedavi edilen kedilerde <strong>uzun vadeli sağ kalım oranlarının yüzde 85'in üzerine</strong> çıktığını göstermektedir . FIP artık tedavi edilebilir bir hastalık olsa da hala ciddi ve karmaşık bir hastalıktır.</p>

<h2>Sosyal Medyadaki Bilgi Kirliliği ve Ruhsatsız İlaç Uyarısı</h2>

<p>Doç. Dr. Esin, sosyal medyanın FIP ile ilgili hem faydalı deneyim paylaşımları hem de çok fazla yanlış bilgi içerdiğini belirtti:</p>

<blockquote>
<p><i>“FIP çok popüler bir hastalık haline geldiği için ruhsatsız ürünler de ortaya çıkıyor. Bu nedenle, tedavi protokolünde yalnızca ruhsatlı ve veteriner hekim onaylı ürünlerin kullanılması son derece önemlidir.”</i></p>
</blockquote>

<p>Evcil hayvan sahiplerinin yaptığı <strong>en yaygın hatalar</strong> ise şöyle sıralanıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yalnızca tek bir kan testine dayanarak FIP teşhisi koymaya çalışmak</p>
 </li>
 <li>
 <p>İnternetten veya yasadışı kaynaklardan kontrolsüz ilaç temin etmek</p>
 </li>
 <li>
 <p>İlaç dozlarını yanlış hesaplamak ve tedaviyi erken kesmek</p>
 </li>
 <li>
 <p>Her karın şişkinliğini FIP ile karıştırmak</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu uyarı, Avusturya Sağlık Güvenliği Ofisi (BASG) gibi resmi kurumların da ruhsatsız GS-441524 ürünlerinin yasa dışı olduğu ve kalite güvencesi bulunmadığı yönündeki açıklamalarıyla örtüşmektedir .</p>

<h2>FIP İnsanlara Bulaşır mı?</h2>

<p>Toplumda FIP hakkında en yaygın yanlışlardan biri, hastalığın insanlara bulaşabileceği inancıdır. Doç. Dr. Esin, bu yanlışın özellikle COVID-19 pandemisinden sonra koronavirüs kavramına karşı artan hassasiyetten kaynaklandığını belirtti:</p>

<blockquote>
<p><i>“Bilimsel olarak bilinen gerçek, FIP’in insanlara bulaşabilen bir hastalık olmadığıdır. Hastalığa neden olan kedi koronavirüsü (FCoV), kedilere özgü bir koronavirüstür ve insanlarda hastalığa neden olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. Veteriner hekimler olarak en önemli mesajımız şudur: FIP ciddi bir kedi hastalığıdır ancak insan sağlığı için bir tehdit oluşturmaz.”</i>*</p>
</blockquote>

<p>Doç. Dr. Esin, FIP’li kedilerin terk edilmesi veya dışlanması yerine uygun veteriner hekim desteğiyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hastalığın kendisi klasik anlamda “bulaşıcı bir FIP hastalığı” olarak kabul edilmez; kediler arasında yayılan ana etken kedi koronavirüsüdür (FCoV) ve FIP genellikle bu virüsün kedinin kendi vücudunda mutasyona uğraması sonucu gelişir</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/kedilerin-korkulu-ruyasi-fip-artik-tedavi-edilebiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/06/fip-hastaligi.webp" type="image/jpeg" length="92779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnternetteki O Mucize Tarif Dişleri Bitiriyor! Sakın Ağzınıza Sürmeyin!]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/internetteki-o-mucize-tarif-disleri-bitiriyor-sakin-agziniza-surmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/internetteki-o-mucize-tarif-disleri-bitiriyor-sakin-agziniza-surmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, yaz aylarında artan diş beyazlatma taleplerine ve sosyal medyadaki tehlikeli formüllere karşı uyardı: Karbonat, limon ve aktif kömür diş minesini eritiyor!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte düğünler, mezuniyet törenleri, tatiller ve sosyal etkinlikler tavan yaparken, daha estetik ve parlak bir gülüşe sahip olmak isteyenlerin diş beyazlatma taleplerinde patlama yaşanıyor. Ancak sosyal medyada "doğal mucize" adı altında pazarlanan ve evde kontrolsüzce uygulanan yöntemler, beyaz bir gülüş yerine diş sağlığında geri dönüşü olmayan felaketlere yol açıyor.</p>

<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir</strong>, estetik beklentilerle yapılan denetimsiz uygulamaların diş minesine kalıcı zararlar verebileceğini belirterek çok kritik uyarılarda bulundu.</p>

<h2><strong>Sosyal Medya Formülleri Diş Minesini Resmen Kazıyor!</strong></h2>

<p>Tiktok, Instagram ve YouTube gibi platformlarda sıkça karşımıza çıkan karbonat, limon, aktif kömür veya cila etkisi yarattığı iddia edilen çeşitli aşındırıcı maddelerle yapılan beyazlatma tariflerinin hiçbir bilimsel temeli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, bu yöntemlerin uzun vadede dişi bitirdiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Mimir, ev yapımı tehlikeli tariflerle ilgili şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>“Bu yöntemler diş yüzeyindeki lekeleri kazıyarak kısa süreli bir beyazlık hissi oluşturabilse de, aslında uzun vadede diş minesinde aşınma, hassasiyet artışı ve mikroskobik yüzey düzensizlikleri gibi geri dönüşü olmayan problemlere yol açar. İnternet üzerinden satılan ve denetimsiz kullanılan beyazlatma ürünleri diş etlerinde şiddetli irritasyona ve aşırı sızlamalara neden olur. Diş beyazlatma işlemi güzellik salonlarında ya da evde internetten alınan körü körüne ürünlerle değil, mutlaka uzman bir diş hekimi kontrolünde gerçekleştirilmelidir.”</p>
</blockquote>

<h2><strong>Her İsteyen Dişini Beyazlatamaz: İşte Engel Olan Durumlar!</strong></h2>

<p>Diş beyazlatmanın (bleaching) çay, kahve, sigara veya yaşa bağlı renklenmeler yaşayan her birey için harika bir estetik çözüm olduğunu belirten Mimir, ancak bu işlemin her ağız yapısına uygun olmadığının altını çizdi. Klinik muayene yapılmadan dişlere beyazlatıcı ajan sürülmesinin büyük bir hata olduğunu belirten uzman isim, işlem yapılamayacak durumları şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Aktif Diş Çürükleri:</strong> Çürük temizlenmeden yapılan işlem, beyazlatma jelinin dişin sinirlerine sızmasına yol açar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İleri Düzey Diş Eti Hastalıkları:</strong> Kanama ve çekilme olan diş etlerinde kalıcı hasar bırakabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ciddi Mine Kayıpları ve Dentin Hassasiyeti:</strong> Kontrol altına alınmamış sızlama şikayeti olanlarda ağrı krizlerine yol açar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hamilelik ve Emzirme Dönemleri:</strong> Bu süreçteki kadınlarda beyazlatma işlemleri klinik olarak genellikle ertelenir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Ofis Tipi mi, Ev Tipi mi? Doğru Yöntem Hangisi?</strong></h2>

<p>Güvenli ve öngörülebilir sonuçlar için iki profesyonel yöntemin bulunduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir; klinik ortamında hekim tarafından uygulanan <strong>"Ofis Tipi"</strong> beyazlatmanın yüksek konsantrasyonlu ajanlar sayesinde çok kısa sürede kesin sonuç verdiğini aktardı.</p>

<p>Hekim gözetiminde yapılan <strong>"Ev Tipi"</strong> sistemlerde ise kişiye özel hazırlanan şeffaf plaklar ve daha düşük konsantrasyonlu özel jeller kullanıldığını, hastanın haftalık kontrollerle hekim tarafından adım adım takip edilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<h2><strong>Beyazlatma Sonrası İlk 2 Haftaya Dikkat: Renkli İçecekleri Pipetle İçin!</strong></h2>

<p>Diş beyazlatma tedavisinin kalıcı bir işlem olmadığını, elde edilen beyazlığın ömrünü hastanın beslenme alışkanlıklarının belirlediğini hatırlatan Mimir, özellikle işlem sonrasındaki ilk 24-48 saatin hayati önem taşıdığını söyledi. Bu dönemde dişlerin renklenmeye karşı çok daha savunmasız olduğunu belirten Mimir, yaz aylarında sık tüketilen şu gıdalara karşı uyardı:</p>

<blockquote>
<p>"Yazın vazgeçilmezi olan buzlu kahveler, renkli meyve suları, asitli içecekler ve yoğun pigment içeren gıdalar beyazlatma sonrası ilk 2 hafta boyunca kesinlikle sınırlandırılmalıdır. Bu süreçte renkli içeceklerin dişle temasını kesmek için <strong>pipet kullanılmalı</strong>, bir şey yiyip içtikten hemen sonra ağız suyla çalkalanmalıdır. Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel diş temizliği seanslarının aksatılmaması elde edilen sonucun ömrünü uzatır."</p>
</blockquote>

<p>Tatil planı yapanlara da zamanlama tüyosu veren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, beyazlatma işleminin <strong>tatile çıkmadan en az 1-2 hafta önce</strong> yaptırılmasını önerdi. Bu sayede hem olası geçici hassasiyetlerin ortadan kalkacağını hem de diş renginin tamamen stabil hale geleceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/internetteki-o-mucize-tarif-disleri-bitiriyor-sakin-agziniza-surmeyin</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/06/dis-temizleme.webp" type="image/jpeg" length="35587"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İdrar Yolu Enfeksiyonunu Tam 10 Kat Azaltıyor! İşte Sünnette Doğru Bilinen Yanlışlar!]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/idrar-yolu-enfeksiyonunu-tam-10-kat-azaltiyor-iste-sunnette-dogru-bilinen-yanlislar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/idrar-yolu-enfeksiyonunu-tam-10-kat-azaltiyor-iste-sunnette-dogru-bilinen-yanlislar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların tatile girmesine sayılı günler kala aileleri sünnet telaşı sardı. Uzmanlar, sünnetin tıbbi faydalarını ve yaş gruplarına göre dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların tatile girmesine ve yaz dönemine sayılı günler kala, çocuk sahibi aileleri tatlı bir sünnet telaşı sarmaya başladı. Yaz mevsiminin getirdiği uzun tatil rahatlığıyla çocuklarını sünnet ettirmeyi planlayan ebeveynler için en uygun zaman dilimine girmiş bulunuyoruz. Sünnetin hem köklü bir geleneksel uygulama hem de kritik bir koruyucu sağlık müdahalesi olduğunu belirten uzmanlar, operasyonun zamanlaması ve psikolojik etkileri konusunda ailelere hayati uyarılarda bulundu.</p>

<h2><strong>Sünnet Nedir ve Sağlığa Faydaları Nelerdir?</strong></h2>

<p>Sünnet, penisin ucunu kaplayan tıbbi adıyla prepusyum olarak bilinen derinin cerrahi bir operasyonla çıkarılması işlemidir. Bu işlemin sadece kültürel ya da dini bir ritüel olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan sağlık profesyonelleri, cerrahi müdahalenin sağladığı en büyük avantajın hijyen olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Düzenli klinik veriler ve uzman görüşleri doğrultusunda sünnetin sağladığı en net tıbbi fayda şu şekildedir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Enfeksiyon Riskini Azaltır:</strong> Sünnet operasyonu, çocukluk çağında sıkça karşılaşılan <strong>idrar yolu enfeksiyonu riskini 7 ila 10 kata kadar düşürmektedir</strong>.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Sünnet İçin En Uygun Yaş Grubu Hangisi?</strong></h2>

<p>Sünnet zamanlamasında ebeveynler genellikle sadece okul tatillerini ya da mevsimsel koşulları referans almaktadır. Ancak uzmanlar, çocukların psikolojik gelişim evrelerinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çiziyor. Yaş gruplarına göre tıbbi ve pedagojik tavsiyeler şu şekilde sıralanıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yenidoğan Dönemi:</strong> Bu evrede gerçekleştirilen sünnet, vücudun kendini yenileme hızından ötürü <strong>en hızlı iyileşme sürecine</strong> sahiptir. Üstelik genel anesteziye ihtiyaç duyulmadan, sadece <strong>lokal anesteziyle</strong> kolayca tamamlanabilmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>4 - 18 Ay Arası:</strong> Çocuğun henüz tam anlamıyla çevre bilincinin ve cinsel kimlik algısının tam gelişmediği bu dönem de fiziksel ve cerrahi açıdan oldukça uygundur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>2 - 6 Yaş Arası (Kritik Dönem):</strong> Bu yaş aralığı, çocukların psikoseksüel gelişim döneminde (fallik dönem) olmaları sebebiyle psikolojik açıdan hassas bir süreçtir. Bu nedenle bu yaş grubundaki çocuklarda ve doktorların gerekli gördüğü diğer durumlarda işlemin mutlaka <strong>uygun analjezi ve anestezi altında</strong> gerçekleştirilmesi önerilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>6 Yaş Sonrası:</strong> 6 yaşını dolduran çocuklarda durumun ve operasyonun bilinci tam olarak oturduğu için, eğitim hayatını aksatmayacak <strong>okul veya yaz tatili dönemleri</strong> en ideal zamanlama olarak tercih edilebilir.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/idrar-yolu-enfeksiyonunu-tam-10-kat-azaltiyor-iste-sunnette-dogru-bilinen-yanlislar</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/06/sunnet-cocuk.webp" type="image/jpeg" length="40704"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözünü Kapatınca Renk Görenler Dikkat! Meğer Sebebi...]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/ozunu-kapatinca-renk-gorenler-dikkat-meger-sebebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/ozunu-kapatinca-renk-gorenler-dikkat-meger-sebebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözlerinizi kapattığınızda beliren geometrik desenler ve ışık çakmaları fosfen olarak adlandırılıyor. Bu görsel şölen gizli hastalıkların habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinizi sıkıca kapattığınızda zifiri karanlık yerine uçuşan renkler, geometrik desenler veya parlak ışık çakmaları görüyorsanız, dünya genelinde milyonlarca insanla aynı deneyimi paylaşıyorsunuz demektir. Bilim dünyasının <strong>kapalı göz halüsinasyonları</strong> veya <strong>fosfen</strong> olarak adlandırdığı bu ilginç görsel şölen, çoğunlukla beynimizin zararsız oyunlarından ibaret olsa da bazı durumlarda gizli kalmış nörolojik veya göz hastalıklarının ilk sinyali olabiliyor.</p>

<p>Göz kapaklarının ardında beliren girdaplar ve parlak noktalar, altta yatan başka bir kronik sağlık sorunu olmadığı sürece tamamen masum kabul ediliyor. Uzmanlar, bu durumun özellikle uykuya dalmadan hemen önceki evrede yaşanması halinde <strong>hipnagojik halüsinasyon</strong> olarak sınıflandırıldığını belirtiyor. Zihniniz rüya alemine doğru yola çıkarken, beyindeki görsel korteksin hala aktif kalması, bu soyut geometrik şekillerin ve dönen renklerin en temel kaynağı olarak gösteriliyor.</p>

<h2><strong>Günlük Fiziksel Tepkiler Işık Patlamalarını Tetikliyor</strong></h2>

<p>Gözünüze dışarıdan herhangi bir ışık girmemesine rağmen algılanan bu rastgele pikseller ve ışık patlamaları, tıp literatüründe fosfen etkisi olarak biliniyor. Sağlık kuruluşu verilerine göre bu pikseller; şiddetli hapşırma, içten gelen kuvvetli bir kahkaha, öksürme, burun sümkürme veya aniden ayağa kalkma gibi günlük ani fiziksel tepkilerle tetiklenebiliyor. Hatta göz kapalıyken parmaklarla kapaklara hafifçe baskı uygulamak bile göz içindeki mekanik reseptörleri uyararak bu renk cümbüşünü görmeniz için yeterli bir zemin hazırlıyor.</p>

<p>Her ne kadar vakaların büyük kısmı masum olsa da kapalı göz halüsinasyonlarının rastgele nesneler ve figürler görmeye kadar varması ciddi tıbbi tabloları işaret edebiliyor. Vücuttaki sodyum seviyesinin aşırı düşmesi anlamına gelen, kafa karışıklığı ve halsizlikle kendini gösteren <strong>hiponatremi</strong> gibi acil durumlarda bu vizyonlar bir belirti olarak ortaya çıkabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İleri Yaşta Ortaya Çıkan Büyük Tehlike: Charles Bonnet Sendromu</strong></h2>

<p>Bu durumun ileri yaşlardaki yetişkinlerde görülmesi ise çok daha farklı bir tıbbi boyuta işaret ediyor. Yaşlı bireylerde halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinen makula dejenerasyonuna bağlı görme kayıpları, <strong>Charles Bonnet sendromu</strong> adı verilen bir rahatsızlığı tetikleyebiliyor.</p>

<p>İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi raporlarına göre bu sendromu yaşayan kişiler; hareketli veya sabit, siyah beyaz ya da renkli şekiller, insan figürleri, hayvanlar veya karmaşık nesneler görebiliyor. Uzmanlar, fosfenlerin aksine bu tür hayalet vizyonların genellikle gözler açıkken de yaşanabildiğine, aniden ortaya çıkıp dakikalarca hatta saatlerce sürebildiğine dikkat çekerek bu semptomları yaşayanların mutlaka bir göz hekimine başvurması gerektiğini önemle vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/ozunu-kapatinca-renk-gorenler-dikkat-meger-sebebi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/05/1-gercek-taraf-samsun-haber-268.webp" type="image/jpeg" length="17055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masa Başında Geçen Saatler Belinizi Kırıyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/masa-basinda-gecen-saatler-belinizi-kiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/masa-basinda-gecen-saatler-belinizi-kiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, hareketsiz geçen uzun çalışma saatlerinin duruş bozukluğunu ve kronik ağrıları beraberinde getirdiğini belirtiyor. Atabay Medikal Direktörü Dr. Murat Yaycı, “Küçük molalar ve doğru ergonomi, sırt ve boyun ağrılarının önüne geçebilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern çalışma hayatının vazgeçilmezi olan masa başı mesailer, beraberinde beraberinde bel, boyun ve sırt ağrılarını getiriyor. Atabay Medikal Direktörü ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Murat Yaycı, pandemiyle birlikte iyice yerleşen evden ve ofisten çalışma düzeninde vücudun doğal hareketliliğini kaybettiğini söyledi. Uzun süre aynı pozisyonda kalmanın kaslarda gerginliğe, omurgada dengesizliğe ve duruş bozukluğuna yol açtığını belirten Dr. Yaycı, küçük çaplı molalar ve doğru oturma düzeninin bu ağrıları engelleyebileceğini vurguladı. Aksi takdirde vücudun küçük sinyallerini (ağrı, sertlik, uyuşma) görmezden gelmenin ilerleyen yaşlarda daha kalıcı hasarlara neden olabileceği konusunda uyardı.</p>

<h2>💻 Neden Masa Başı Çalışanları Daha Fazla Ağrı Çekiyor?</h2>

<p>Dr. Murat Yaycı, insan vücudunun sürekli harekete programlandığını ancak günümüz ofis düzeninin buna izin vermediğini belirtiyor. Dizüstü bilgisayar ekranlarına bakmak için başın aşağı eğilmesi ve klavye kullanımı için omuzların kasılması gibi yanlış ergonomik düzenlemeler, kas-iskelet sistemine aşırı yük bindiriyor.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Yanlış Alışkanlık</strong></th>
   <th><strong>Vücuda Etkisi</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Başın Öne Eğilmesi</strong></td>
   <td>Boyun omurlarına normalin 5 katı fazla yük biner (Boyun Fıtığı Riski).</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Omuzların Düşmesi / Kasılması</strong></td>
   <td>Sırt kaslarında gerginlik ve Tetik Nokta (knot) oluşumu.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kambur Sırt</strong></td>
   <td>Akciğer kapasitesini azaltır, bel fıtığı riskini artırır.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Bileğin Havada Asılı Kalması</strong></td>
   <td>Karpal Tünel Sendromu (bilekte sinir sıkışması).</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Bel Desteğinin Olmaması</strong></td>
   <td>Oturma omurları (Lomber) disklerinde dengesiz basınç.</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>⏰ Vücudun “Küçük” Ama Önemli Sinyalleri</h2>

<p>Dr. Yaycı, ağrıların bir anda ortaya çıkmadığını, vücudun mutlaka önceden uyardığını söylüyor:</p>

<blockquote>
<p><i>“Gün sonunda hafif bir sırt gerginliği, bilgisayara bakarken hafif bir göz yorgunluğu veya boyun döndürünce çıkan ‘kütürtü’ sesi birer uyarıdır. Bu sinyalleri ‘geçici yorgunluk’ olarak görmezden gelmek, 6 ay sonra kronik boyun fıtığı veya sürekli omuz ağrısına dönüşebilir.”</i></p>
</blockquote>

<p>Özellikle bacaklara vuran uyuşma, kalçada otururken oluşan batma veya klavye yazarken bilekte hissedilen karıncalanma gibi şikayetlerin bir haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir fizyoterapist veya uzman doktora danışılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>🧘‍♂️ 45 Dakikada Bir Esneyin, 1 Dakika Yürüyün</h2>

<p>Atabay Medikal Direktörü, masa başı çalışanların alışkanlıklarını değiştirmek için büyük bir spor salonuna ihtiyaçları olmadığını, mikro molaların yeterli olduğunu belirtiyor.</p>

<p><strong>İşte Ofis Koltuğunda Yapılabilecek 3 Basit Hareket:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Boyun Esnetme:</strong> Kulak omuza değmeye çalışıyormuş gibi başı yavaşça sağa sola yatırın (her iki tarafta 10 saniye tutun).</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Omuz Daireleri:</strong> Eller serbest şekilde omuzlarınızı önce ileri, sonra geri doğru 10’ar kez döndürün.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bel Açma:</strong> Sandalyede dik oturup, belinizi hafifçe arkaya yaslayıp esneyin (Kedi-Deve hareketi gibi).</p>
 </li>
</ol>

<h2>🪑 Ergonomi Altın Kuralı: Göz Hizası ve Bel Desteği</h2>

<p>Dr. Yaycı, en iyi egzersizin bile hatalı bir oturma pozisyonunu düzeltmeyeceğini söylüyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Monitör:</strong> Ekranın üst kenarı, göz hizanızda olmalıdır (Başın öne eğilmesini engeller).</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sandalyenin Bel Desteği:</strong> Sandalyenizin kıvrımı, bel boşluğunu (Lomber Lordoz) tam olarak doldurmalıdır. Eğer yoksa, küçük bir yastık veya katlanmış havluyu belinizin arkasına koyun.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Dirsek ve Bilek:</strong> Dirsekler masada 90 derece olmalı, bilekler klavyede düz durmalıdır (Bilek destekli mouse pad kullanımı önerilir).</p>
 </li>
</ul>

<h2>📌 Ne Zaman Doktora Gitmeli?</h2>

<p>Dr. Yaycı, ergonomi ve egzersize rağmen geçmeyen ağrılarda dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Aşağıdaki belirtiler varsa vakit kaybetmeden bir Ortopedi veya Fizik Tedavi uzmanına görünün:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Kol, bacak veya parmaklarda <strong>hissizlik (uyuşma)</strong> veya <strong>karıncalanma</strong> (sinir sıkışması belirtisi).</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağrının bir bacağa veya kola <strong>vurması</strong>, yayılması.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uzun süreli (birkaç hafta) geçmeyen, uykuyu bölen şiddetli ağrılar.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ellerde <strong>kavrama gücü kaybı</strong> (bardak, kalem düşürme).</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/masa-basinda-gecen-saatler-belinizi-kiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/05/1-gercek-taraf-samsun-haber-149.webp" type="image/jpeg" length="30519"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs Nedir? Grip Gibi Başlıyor, Ölümcül Olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/hantavirus-nedir-grip-gibi-basliyor-olumcul-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/hantavirus-nedir-grip-gibi-basliyor-olumcul-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun süre kapalı kalan alanlarda fare idrarı ve dışkısıyla bulaşan hantavirüs, erken belirtileri gribi andırsa da solunum ve böbrek yetmezliğine yol açabiliyor. Uzmanlar, virüsün insandan insana genellikle bulaşmadığını ancak Güney Amerika kökenli “Andes virüsü” dışında bir istisna bulunmadığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kırsal bölgelerde, depo, ahır, bağ evi ve uzun süre havalandırılmayan alanlarda yaşayanları tehdit eden hantavirüs, kemirgenlerin idrar ve dışkısıyla kolayca bulaşabiliyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, bu virüsün toplum içinde yaygın bir tehdit olmadığını ancak temas halinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor . Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya genelinde nadir görülen bu enfeksiyon, özellikle tarım işçileri, depo çalışanları ve kampçılar için risk oluşturuyor . Peki hantavirüs nasıl bulaşır, belirtileri nelerdir ve hangi durumlarda doktora başvurmak hayat kurtarır?</p>

<h2>🤔 Hantavirüs Nedir ve Hangi Hastalıklara Yol Açar?</h2>

<p>Hantavirüs, kemirgenler (fare ve sıçanlar) tarafından taşınan, insanlarda iki ciddi tabloya neden olabilen bir RNA virüsüdür .</p>

<p>Uzmanlar, virüsün yol açtığı başlıca iki sendrom olduğunu belirtiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hantavirüs Pulmoner Sendromu (HPS):</strong> Daha çok Amerika kıtasında görülen bu tür, akciğerleri hedef alarak solunum yetmezliğine yol açar ve ölüm oranı %30-50 arasında değişir .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hemorajik Ateş ve Böbrek Sendromu (HFRS):</strong> Avrupa ve Asya’da daha yaygın olan bu tür ise böbrek yetmezliği ve kanama bozukluklarıyla seyreder .</p>
 </li>
</ul>

<h2>🐀 Hantavirüs Nasıl Bulaşır?</h2>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, bulaşmanın genellikle solunum yoluyla gerçekleştiğini söylüyor. Virüs, enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile kontamine olmuş tozların havaya karışması ve bu partiküllerin solunmasıyla insanlara geçer .</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Bulaşma Yolu</strong></th>
   <th><strong>Açıklama</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Hava Yoluyla (En Sık)</strong></td>
   <td>Ahır, depo veya tavan arası gibi kapalı alanlarda fare atıklarının bulunduğu tozların süpürülmesi veya karıştırılması sonucu virüs partikülleri solunur .</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Doğrudan Temas</strong></td>
   <td>Kirli yüzeylere dokunup ardından ağız, burun veya göze temas etmek.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kemirgen Isırığı (Nadir)</strong></td>
   <td>Enfekte bir farenin insanı ısırması.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>İnsandan İnsana (İstisna)</strong></td>
   <td><strong>Bu konuda önemli bir uyarı:</strong> Dr. Saliha Ayan, özellikle Güney Amerika’da görülen <strong>Andes virüsü</strong> dışında, Avrupa ve Asya’daki hantavirüs türlerinin insandan insana bulaşmadığını vurguluyor .</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>⚠️ Belirtileri Grip ile Karışabiliyor</h2>

<p>Hantavirüs enfeksiyonunun en büyük tehlikelerinden biri, başlangıç belirtilerinin grip, nezle ya da mevsimsel hastalıklarla neredeyse aynı olmasıdır. Virüsle temastan 1 ila 8 hafta sonra ortaya çıkan belirtiler şöyle sıralanıyor :</p>

<h3>🩺 Erken Dönem Belirtileri (Dikkat!)</h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yüksek Ateş:</strong> Aniden başlayan, 38°C’nin üzerinde ateş.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kas Ağrıları:</strong> Özellikle sırt, kalça ve bacaklarda yoğun hissedilen şiddetli ağrılar .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Baş Ağrısı ve Baş Dönmesi</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bulantı, Kusma ve Karın Ağrısı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Halsizlik ve Bitkinlik</strong></p>
 </li>
</ul>

<h3>🚨 İleri Dönem Belirtileri (Acil Servis)</h3>

<p>Eğer kişi bir depo veya ahır temizliği yaptıysa ve bu belirtiler başladıysa, zamanlama çok önemlidir. Hastalık ilerlediğinde şu tablolar ortaya çıkar:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Nefes Darlığı ve Öksürük:</strong> Akciğerlerde sıvı toplanması (ödem) nedeniyle kişi nefes almakta zorlanır .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Böbrek Sorunları:</strong> İdrar miktarında ciddi azalma, vücutta şişlik.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tansiyon Düşüklüğü ve Şok:</strong> Damar geçirgenliğinin artması sonucu hayati tehlike oluşur .</p>
 </li>
</ol>

<h2>🏥 Tedavisi Var mı? Aşısı Bulunuyor mu?</h2>

<p>Dr. Saliha Ayan, şu anda hantavirüs için kesin tedavi sağlayan bir ilaç veya yaygın kullanılan bir aşı bulunmadığını belirtmektedir .</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Destek Tedavisi:</strong> Tedavinin temelini, hastanın hayati fonksiyonlarını desteklemek oluşturur. Bu nedenle yatış ve gözlem şarttır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yoğun Bakım:</strong> Ağır vakalarda, nefes almayı desteklemek için oksijen tüpü veya solunum cihazı (ventilatör) gerekebilir .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Diyaliz:</strong> Böbrek yetmezliği gelişen hastalarda geçici diyaliz uygulanabilir.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Önemli Not:</strong> Her ne kadar spesifik bir ilaç olmasa da, erken teşhis ve hastaneye yatış hayatta kalma şansını dramatik ölçüde artırmaktadır.</p>

<h2>🛡️ Korunma Yöntemleri: Kapalı Alanlarda Temizlik Kuralları</h2>

<p>Hantavirüsten korunmanın en etkili yolu, kemirgenlerle teması kesmek ve özellikle kapalı alanları doğru şekilde temizlemektir. Dr. Saliha Ayan ve Sağlık Bakanlığı yetkilileri şu altın kuralları sıralıyor :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Alanları Havalandırın:</strong> Temizliğe başlamadan önce kapalı alanı en az 30 dakika boyunca havalandırın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kuru Süpürmek Yasak!</strong> Fare dışkısı veya idrarı bulunan alanları asla süpürmeyin veya kuru bezle silmeyin. Bu, virüsü havaya kaldırarak solunmasına neden olur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Eldiven ve Maske Şart:</strong> Temizlik sırasında mutlaka lastik eldiven ve N95/FFP3 tipi maske takın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Dezenfekte Edin:</strong> Fare atıklarının üzerine <strong>çamaşır suyu karışımı</strong> (10 ölçü suya 1 ölçü çamaşır suyu) dökün ve en az 5-10 dakika bekletin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Islak Temizlik:</strong> Ardından ıslak bez veya kağıt havlu ile silerek atıkları toplayın ve poşete koyun.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Riskli Meslekler:</strong> Tarım, inşaat, depo ve hayvancılık sektöründe çalışanlar bu kurallara ekstra dikkat etmeli.</p>
 </li>
</ul>

<h2>📌 Kısa Bilgi Kutusu: Hantavirüs</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Özellik</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Birincil Taşıyıcı</strong></td>
   <td>Kemirgenler (sıçan, fare)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Bulaşma Yolu</strong></td>
   <td>Enfekte tozların <strong>solunması</strong> (en sık)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>İnsandan İnsana Bulaş</strong></td>
   <td><strong>Andes virüsü</strong> haricinde kanıtlanmamıştır</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>İlk Belirti</strong></td>
   <td>Ateş, kas ağrısı, halsizlik (Grip benzeri)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Ağır Belirti</strong></td>
   <td>Nefes darlığı, böbrek yetmezliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tedavi</strong></td>
   <td>Destekleyici tedavi (Spesifik bir antiviral ilaç yoktur)</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/hantavirus-nedir-grip-gibi-basliyor-olumcul-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/05/hantavirus-korunma.webp" type="image/jpeg" length="25360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evde Fare, Sıçan veya Kemirgen Varsa Hangi Hastalıkları Bulaştırabilir?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/evde-fare-sican-veya-kemirgen-varsa-hangi-hastaliklari-bulastirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/evde-fare-sican-veya-kemirgen-varsa-hangi-hastaliklari-bulastirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evde fare varken süpürge kullanmak neden ölümcül tehlike yaratır?
Leptospiroz nedir, belirtileri nelerdir? Fare idrarı hangi hastalıkları bulaştırır?
Hantavirüs evden nasıl temizlenir? Fare istilasına karşı birebir önlem rehberi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Evimizde, apartmanımızda veya bahçemizde fare, sıçan gibi kemirgenlerin varlığı, sadece bir "rahatsızlık" veya "mide bulandırıcı görüntü" olmanın ötesinde, doğrudan <strong>ciddi sağlık riskleri</strong> taşır. Kemirgenler, taşıdıkları virüs ve bakterileri idrar, dışkı ve tükürük yoluyla yaşam alanlarımıza yayabilir.</p>

<p>Bu yazıda, evinizde kemirgen varsa karşılaşabileceğiniz en yaygın hastalıkları (Hantavirüs, Leptospiroz, Veba, Tularemi vb.), bu hastalıkların belirtilerini ve en önemlisi <strong>korunma yollarını</strong> uzman kaynaklarına dayandırarak açıklıyoruz.</p>

<h2>Kemirgenler Neden Tehlikelidir?</h2>

<p>Fare ve sıçanlar, dünya genelinde "vektör" olarak adlandırılan, yani hastalık taşıyıcısı canlıların başında gelir. Bir kemirgenin hasta görünmesine gerek yoktur; sağlıklı görünen bir fare dahi <strong>Hantavirüs</strong>, <strong>Leptospira</strong> bakterisi veya <strong>Salmonella</strong> taşıyor olabilir.</p>

<p>Bu hastalıklar genellikle şu yollarla bulaşır :</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Solunum Yolu ile:</strong> Farelerin idrar veya dışkılarının toz haline gelmiş partiküllerini solumak.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Temas ile:</strong> Kemirgenlerin idrar veya dışkısının çatlamış cilt veya göz, burun gibi mukozalara temas etmesi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Besin Yolu ile:</strong> Kemirgenlerin temas ettiği veya dışkıladığı kontamine yiyecek veya suyu tüketmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Isırık ile:</strong> Doğrudan fare veya sıçan ısırığı (nadir ama mümkün).</p>
 </li>
</ol>

<p>[related-posts id="53902" color="bg-primary"][/related-posts]</p>

<h2>Kemirgenlerin Bulaştırdığı Başlıca Hastalıklar</h2>

<h3>1. Hantavirüs (Hantavirus Pulmonary Syndrome)</h3>

<p>Özellikle son günlerde Ruhi Çenet’in yaşadığı gemi faciasıyla sıkça duyulmaya başlanan Hantavirüs, en ölümcül kemirgen kaynaklı hastalıklardan biridir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Nasıl Bulaşır?</strong> En yaygın bulaşma yolu, enfekte kemirgenlerin (özellikle "colilargo" yani uzun kuyruklu fare türü) dışkı, idrar veya tükürüğünün havaya karışan partiküllerinin <strong>solunmasıdır</strong> .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Belirtileri:</strong> Hantavirüs, genellikle iki evrede seyreder:</p>

 <ul>
  <li>
  <p><i>Erken Evre (Başlangıç):</i> Yüksek ateş, şiddetli kas ağrıları, yorgunluk, baş ağrısı, mide bulantısı, ishal .</p>
  </li>
  <li>
  <p><i>Geç Evre (Solunum):</i> Nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi. Bu evre, akciğerlerin sıvı ile dolmasına (ödem) yol açar ve acil müdahale gerektirir.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Önemli Not:</strong> Hantavirüs, <strong>insandan insana bulaşmaz</strong> . Ancak hastalık ilerledikten sonra ölüm oranı yüksektir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>2. Leptospiroz (Leptospirosis)</h3>

<p>Özellikle sel suları, lağım suları veya nemli mahallelerde sık görülen bakteriyel bir enfeksiyondur.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Nasıl Bulaşır?</strong> Enfekte kemirgenlerin (özellikle sıçanlar) idrarıyla kirlenmiş su veya toprak ile temas edilmesi. Bakteri, vücuttaki çatlaklardan veya göz/ burun mukozasından girer .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Belirtileri:</strong></p>

 <ul>
  <li>
  <p>Yüksek ateş, titreme.</p>
  </li>
  <li>
  <p>Şiddetli baş ağrısı (özellikle göz arkasında).</p>
  </li>
  <li>
  <p>Kas ağrıları (özellikle baldır ve bel bölgesi).</p>
  </li>
  <li>
  <p>Kusma, ishal, kızarıklık.</p>
  </li>
  <li>
  <p>İlerleyen vakalarda <strong>sarılık</strong> (cilt ve göz akında sararma), böbrek yetmezliği ve menenjit görülebilir.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
</ul>

<h3>3. Veba (Hıyarcıklı Veba - Plague)</h3>

<p>Orta Çağ’da milyonlarca insanı öldüren "Kara Ölüm" olarak bilinen veba, günümüzde nadir görülse de hala belirli bölgelerde (ABD’nin kırsal bölgeleri, Madagaskar, Orta Asya) ve ev faresi popülasyonunda görülebilir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Nasıl Bulaşır?</strong> Enfekte farelerin üzerinde yaşayan <strong>pirelerin</strong> ısırmasıyla veya enfekte bir kemirgenin vücut sıvılarıyla temasta.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Belirtileri:</strong> Ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, lenf bezlerinde (kasık, koltuk altı, boyun) aşırı ağrılı şişlikler (hıyarcık).</p>
 </li>
</ul>

<h3>4. Tularemi (Tavşan Ateşi)</h3>

<p>Kemirgenler ve tavşanlar üzerinde taşınan bir bakterinin neden olduğu hastalıktır.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Nasıl Bulaşır?</strong> Enfekte bir kemirgenin leşiyle temas, enfekte hayvanın ısırması veya kontamine suyun içilmesi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Belirtileri:</strong> Deride yaralar (ülser), lenf bezlerinde şişme, bademcik iltihabı, göz enfeksiyonları ve zatürre.</p>
 </li>
</ul>

<h3>5. Salmonella ve Diğer Gıda Zehirlenmeleri</h3>

<p>Fareler, mutfak dolaplarına veya açıkta kalan gıdalara girdiklerinde dışkılarıyla buraları kirletirler.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Nasıl Bulaşır?</strong> Fare dışkısıyla temas eden yiyecekleri pişirmeden veya iyi yıkamadan tüketmek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Belirtileri:</strong> Şiddetli ishal, kusma, karın krampları ve ateş.</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kemirgen İstilasına Karşı Korunma Yolları</h2>

<p>En iyi tedavi, hastalığa yakalanmamaktır. Evinizde kemirgen varlığını fark ettiğiniz anda aşağıdaki adımları harfiyen uygulayın:</p>

<h3>Evde Alınacak Önlemler (İstila Öncesi)</h3>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Gıda Güvenliği:</strong> Tüm yiyecekleri (ekmek, meyve, kuru gıda) hava geçirmez cam veya metal kaplarda saklayın. Bulaşık tezgahında kırıntı bırakmayın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Delikleri Kapatın:</strong> Boru girişleri, havalandırma menfezleri ve kapı altlarındaki 0.5 cm’den büyük her türlü boşluğu çelik yünü (müşk) ve macunla kapatın. Fareler çelik yününü kemiremez.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Düzenli Temizlik:</strong> Garaj, bodrum ve çatı katları gibi kullanılmayan alanları karton yığınlarından arındırın. Kartopları fareler için ideal yuvalardır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bahçe Düzeni:</strong> Evin duvarına yaslanmış odun veya taş yığınlarını kaldırın. Çöp kutularının ağzını sıkıca kapalı tutun.</p>
 </li>
</ol>

<h3>Temizlik Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler (Aktif İstila)</h3>

<p>Eğer evinizde fare dışkısı veya yuva bulduysanız, hastalığa yakalanmamak için şu kurallara uyun :</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Odayı Havalandırın:</strong> Temizlik öncesinde en az 30 dakika pencere ve kapıları açarak ortamın havalanmasını sağlayın. Bu, havaya karışmış virüslerin dağılmasını sağlar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Koruyucu Ekipman Kullanın:</strong> <strong>Lateks eldiven</strong> ve <strong>N95 maskesi (veya daha yüksek korumalı)</strong> takmak şarttır. Gözlük kullanmanız da önerilir .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Süpürmeyin veya Süpürge Kullanmayın!</strong> Fare dışkısını süpürmek veya süpürge ile savurmak, virüslerin havaya sıçramasına ve solunmasına neden olan <strong>en büyük hatadır</strong>.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Islak Temizlik Yapın:</strong> Dışkı ve idrarın üzerine <strong>çamaşır suyu (1 ölçü çamaşır suyu : 10 ölçü su)</strong> veya dezenfektan dökün. 5-10 dakika bekleyin. Ardından kağıt havlu ile alın ve çift poşetli çöpe atın .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ellerinizi Yıkayın:</strong> Eldivenleri çıkardıktan sonra ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkayın.</p>
 </li>
</ol>

<h3>Son Çare: İlaçlama ve Uzman Desteği</h3>

<p>Eğer popülasyon kontrol edilemiyorsa, <strong>fare kapanı</strong> veya <strong>zehirli yemler</strong> kullanılabilir. Ancak zehirli yemler kullanıyorsanız, ölü fareleri eldivenle alıp poşetlemeniz gerekir; çünkü ölü bir fare bile üzerindeki pirelerle (veba riski) veya zehirli leşi yiyen evcil hayvanlarınız için risk oluşturur. Geniş çaplı bir istilada profesyonel bir <strong>haşere kontrol şirketi</strong> çağırmak en doğrusudur.</p>

<h2>Erken Müdahale Hayat Kurtarır</h2>

<p>Fare veya sıçan görüldüğünde yapılan en yaygın hata, "sadece bir tane var, rahatsız etmezsem gider" düşüncesidir. Kemirgenler asla yalnız gezmez; bir tane gördüyseniz, duvarların içinde muhtemelen 10 tane daha vardır.</p>

<p>Hantavirüs gibi ölümcül hastalıklardan korunmanın tek yolu <strong>temizlik ve hijyen</strong> disiplinidir. Yüksek ateş, nefes darlığı veya şiddetli kas ağrılarınız varsa ve evinizde kemirgen öyküsü varsa, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun ve doktorunuza fare temasını mutlaka söyleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/evde-fare-sican-veya-kemirgen-varsa-hangi-hastaliklari-bulastirabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/05/1-gercek-taraf-samsun-haber-145.webp" type="image/jpeg" length="59850"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Et Yiyen Bakteri (Nekrotizan Fasiit) Nedir? Belirtileri ve Tedavisi]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Et yiyen bakteri” olarak bilinen Nekrotizan Fasiit, deri altındaki yumuşak dokuları, kasları ve bağ dokusunu hızla tahrip eden, hayati risk taşıyan çok ciddi ve nadir bir bakteriyel enfeksiyondur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Birçok kişi tarafından korkutucu ismiyle bilinen “et yiyen bakteri”, tıp dilinde <strong>Nekrotizan Fasiit</strong> olarak adlandırılıyor. Ciltte küçük bir kesik, sıyrık veya travma sonrasında vücuda giren bu bakteriler, saatler içinde cilt altındaki dokuları yok edebiliyor. Bu yazıda, oldukça nadir görülen ancak hayati tehlike oluşturan bu hastalığın neden olduğu, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında güncel bilgileri bir araya getirdik.</p>

<h2>Nekrotizan Fasiit Nedir?</h2>

<p>Nekrotizan fasiit, cilt altındaki <strong>fasya</strong> adı verilen bağ dokusunun ve bu bölgedeki yumuşak dokuların hızla ölmesine (nekroz) neden olan ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur . Halk arasında “et yiyen bakteri” olarak anılmasının nedeni, enfeksiyonun dokuları âdeta tüketerek büyük hasarlar oluşturmasıdır .</p>

<p>Hastalık oldukça nadir görülmekle birlikte, ilerleme hızı ve yol açtığı yıkıcı tablo nedeniyle tıbbi bir acil durum olarak kabul edilir. Erken teşhis ve müdahale edilmediği takdirde, saatler içinde septik şoka ve çoklu organ yetmezliğine yol açarak ölümle sonuçlanabilir .</p>

<h2>Et Yiyen Bakterinin Nedenleri ve Bulaşma Yolları</h2>

<p>Nekrotizan fasiite genellikle tek bir bakteri türü değil, birden fazla bakteri birlikte neden olabilir. En sık rastlanan etken, genellikle boğaz enfeksiyonlarına yol açan <strong>A Grubu Streptokok (Streptococcus pyogenes)</strong> bakterisidir . Bunun yanı sıra bazı durumlarda şu bakteriler de bu tabloya yol açabilir:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Bakteri Adı</strong></th>
   <th><strong>Özellikleri ve Bulaşma Yolu</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Vibrio vulnificus</strong></td>
   <td>Ilık deniz sularında yaşar; açık yara ile kontamine suya temas veya çiğ deniz ürünleri tüketimi ile bulaşır .</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Clostridium türleri</strong></td>
   <td>Genellikle derin, kirli yaralarda gelişen “gazlı gangren” vakalarına neden olur .</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Aeromonas hydrophila</strong></td>
   <td>Tatlı sularda yaşar; suyla temas eden açık yaralardan bulaşabilir .</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h3>Nasıl Bulaşır?</h3>

<p>Enfeksiyon, vücuda giriş kapısı görevi gören aşağıdaki durumlar sonucunda gelişebilir :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Ciltteki Kesik ve Sıyrıklar:</strong> En sık karşılaşılan bulaşma yoludur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Yaralar ve Enjeksiyonlar:</strong> Ameliyat bölgeleri veya iğne batması.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Böcek Isırıkları ve Yanıklar:</strong> Cilt bütünlüğünü bozan her türlü durum.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hijyenik Olmayan Dövme/Piercing:</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kirli Su Teması:</strong> Gölet, kaplıca veya denizde açık yara ile yüzmek.</p>
 </li>
</ul>

<h2>Et Yiyen Bakteri Belirtileri Nelerdir?</h2>

<p>Nekrotizan fasiitin en tehlikeli yönlerinden biri, başlangıç belirtilerinin grip veya basit bir cilt enfeksiyonuyla (selülit) karışabilmesidir. Ancak ağrı, ciltteki bulgulara göre çok daha şiddetlidir ve hızla kötüleşir.</p>

<h3>Erken Dönem Belirtileri</h3>

<p>Hastalığın ilk 24 saat içinde ortaya çıkabilecek işaretleri şunlardır :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Orantısız Şiddetli Ağrı:</strong> Ciltte henüz çok belirgin bir kızarıklık yokken, yara bölgesinde beklenenden çok daha fazla ağrı hissedilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Grip Benzeri Şikayetler:</strong> Yüksek ateş, titreme, mide bulantısı, halsizlik ve kas ağrıları.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cilt Değişiklikleri:</strong> Enfeksiyon bölgesinde hafif kızarıklık, şişlik ve bölgede ısı artışı .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<h3>İleri Dönem Belirtileri</h3>

<p>Bakteriler yayıldıkça ve doku ölümü arttıkça daha ciddi belirtiler görülür :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Cilt Renginde Değişim:</strong> Kızarıklık yerini morarmaya, ardından iri kabarcıklar (bül) ve siyahlaşan (nekrotik) yaralara bırakır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kötü Koku:</strong> Ölü dokunun oluşmasıyla birlikte enfekte bölgeden kötü bir koku gelebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şok Belirtileri:</strong> Tansiyon düşüklüğü, bilinç bulanıklığı, çarpıntı ve hızlı solunum (sepsis).</p>
 </li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Uyarı:</strong> Vücudunuzda hızla büyüyen bir şişlik, dayanılmaz bir ağrı veya yüksek ateşten birkaçının bir arada olduğu durumlarda <strong>vakit kaybetmeden</strong> bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.</p>
</blockquote>

<h2>Risk Faktörleri ve Önlemler</h2>

<p>Her ne kadar sağlıklı bireylerde de görülebilse de, bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler enfeksiyona karşı daha savunmasızdır. Yüksek risk grupları şunlardır :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kontrolsüz Diyabet Hastaları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kanser ve Kronik Böbrek Yetmezliği Hastaları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Alkol veya Madde Bağımlıları</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bağışıklık Sistemini Baskılayan İlaç Kullananlar (Kortizon vb.)</strong></p>
 </li>
</ul>

<h3>Alınabilecek Önlemler</h3>

<p>Enfeksiyon riskini en aza indirmek için uygulanması gereken basit ama etkili yöntemler :</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Yaraları Temizleyin:</strong> Cildinizde oluşan herhangi bir kesik veya sıyrığı sabun ve suyla iyice temizleyin.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yaraları Kapatın:</strong> Enfeksiyon riskini önlemek için temiz yaraları steril bir bez veya yara bandı ile kapatın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kirli Sulara Dikkat:</strong> Açık bir yaranız varken deniz, göl veya havuz gibi ortamlarda yüzmekten kaçının .</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>El Hijyeni:</strong> Özellikle hasta bireylerle temas ettikten sonra ellerinizi sık sık yıkayın.</p>
 </li>
</ol>

<h2>Teşhis ve Tedavi Yöntemleri</h2>

<p><strong>Teşhis:</strong> Doktorlar, ağrının cilt bulgusuna göre çok şiddetli olmasından şüphelenir ve tanıyı hızlandırmak için şu yöntemlere başvurur :</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kan Testleri:</strong> Enfeksiyon değerlerine (CRP, Lökosit) ve organ yetmezliği belirteçlerine bakılır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Görüntüleme (BT/MRG):</strong> Enfeksiyonun yayılımını ve doku altındaki gaz birikimini tespit etmek için.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Keşif:</strong> En kesin tanı yöntemidir. Şüpheli bölge küçük bir kesi ile açılarak dokunun durumu incelenir.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Tedavi (Hayat Kurtaran Müdahale):</strong> Tedavi, genellikle yoğun bakım koşullarında ve multidisipliner bir ekip (Enfeksiyon Hastalıkları, Genel Cerrahi) tarafından yürütülür .</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Debridman (Temizlik):</strong> Tedavinin en kritik adımıdır. Ölü ve enfekte tüm dokular, hastanın sağlıklı dokusuna ulaşana kadar cerrahi olarak temizlenir. Bu işlem birden fazla kez tekrarlanabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Antibiyotik Tedavisi:</strong> Enfeksiyonu kontrol altına almak için damar yoluyla yüksek doz, geniş spektrumlu antibiyotikler uygulanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yoğun Bakım Desteği:</strong> Gelişen şok tablosuna karşı hastanın tansiyonu, solunumu ve organ fonksiyonları desteklenir. Bazı merkezlerde yardımcı tedavi olarak <strong>Hiperbarik Oksijen</strong> de kullanılabilir .</p>
 </li>
</ol>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu: Nekrotizan Fasiit</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Özellik</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Tıbbi Adı</strong></td>
   <td>Nekrotizan Fasiit</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En Sık Neden</strong></td>
   <td>A Grubu Streptokok (Streptococcus pyogenes)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Bulaşma Yolu</strong></td>
   <td>Açık yaralar, cerrahi kesiler, kirli su teması</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Erken Belirti</strong></td>
   <td>Cilt bulgusuna göre şiddetli ağrı, ateş</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tedavi</strong></td>
   <td>Acil cerrahi temizlik (Debridman) + damardan antibiyotik</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Risk Faktörleri</strong></td>
   <td>Diyabet, bağışıklık baskılanması, kronik hastalıklar</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/et-yiyen-bakteri-nekrotizan-fasiit-nedir-belirtileri-ve-tedavisi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 22:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/et-yiten-bakteri.webp" type="image/jpeg" length="82970"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerde "Sessiz" Dönem: Andropoz Hakkında Her Şey]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşla birlikte azalan testosteron seviyeleri, erkeklerin yaşam kalitesini derinden etkileyebiliyor. Uzmanlar uyarıyor: Her yorgunluk andropoz değildir ancak uzun süreli isteksizlik ve fiziksel değişimler ciddiye alınmalıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzün hızlı temposu, kronik stres ve değişen beslenme alışkanlıkları, vücudun hormonal dengesini sarsan temel faktörlerin başında geliyor. Özellikle erkeklerde ilerleyen yaşla birlikte görülen testosteron azalması, tıp dilinde <strong>andropoz</strong> olarak bilinen süreci beraberinde getiriyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden <strong>Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev</strong>, bu sürecin kadınlardaki menopozun aksine çok daha yavaş ve sinsi ilerlediğini vurguluyor.</p>

<h2>Andropoz Belirtileri Sadece Cinsel Yaşamla Sınırlı Değil</h2>

<p>Birçok erkek, andropozu sadece cinsel performansla ilişkilendirse de hormonal değişimlerin etkisi vücudun tamamına yayılıyor. Testosteron hormonunun kademeli düşüşü; enerji düzeyinden kas gücüne, ruh halinden metabolik dengeye kadar pek çok alanı etkiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Andropozun en sık karşılaşılan sinyalleri şunlardır:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Cinsel istekte (libido) belirgin azalma ve sertleşme kalitesinde düşüş.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kronik yorgunluk, halsizlik ve genel enerji kaybı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas kütlesinde azalma ve özellikle karın bölgesinde yağlanma.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Konsantrasyon güçlüğü, zihinsel yavaşlama ve motivasyon kaybı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uyku bozuklukları ve depresif ruh hali.</p>
 </li>
</ul>

<h2>"Her Yorgunluk Andropoz Değildir"</h2>

<p>Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, teşhis sürecinde dikkatli olunması gerektiğinin altını çiziyor. Günlük yaşamda sıkça rastlanan yorgunluk veya isteksizlik halleri her zaman düşük testosteron anlamına gelmeyebilir.</p>

<blockquote>
<p>"Tiroid hastalıkları, diyabet, obezite, uyku apnesi ve kronik stres de benzer semptomlara yol açabilir. Bu nedenle altta yatan neden doğru analiz edilmeden yapılan rastgele hormon takviyeleri hem faydasız hem de riskli olabilir."</p>
</blockquote>

<h2>Kişiye Özel Tedavi ve Bütüncül Yaklaşım</h2>

<p>Andropoz yönetiminde modern tıp, "tek tip" tedavi yerine <strong>kişiye özel planlama</strong> üzerinde duruyor. Tedavinin temelini yaşam tarzı değişiklikleri oluştururken, gerekli durumlarda tıbbi müdahaleler devreye giriyor.</p>

<h3>Doğal Yollarla Testosteron Desteği:</h3>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Düzenli Egzersiz:</strong> Kas kütlesini korumak hormon üretimini tetikler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kaliteli Uyku:</strong> Testosteron sentezinin büyük bölümü uyku sırasında gerçekleşir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sağlıklı Beslenme ve Kilo Kontrolü:</strong> İdeal kiloda kalmak, hormonal dengenin korunması için kritiktir.</p>
 </li>
</ol>

<p>Tıbbi gereklilik durumunda ise uzman kontrolünde jel, enjeksiyon veya farklı formlarda <strong>testosteron replasman tedavisi</strong> planlanabiliyor. Uzmanlar, bu süreçte düzenli takibin ve eşlik eden diğer sağlık sorunlarının (psikolojik faktörler, metabolik hastalıklar vb.) birlikte ele alınmasının başarı şansını artırdığını belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/erkeklerde-sessiz-donem-andropoz-hakkinda-her-sey</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 12:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/andropoz.webp" type="image/jpeg" length="67281"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Endoskopi raporlarında geçen “pangastrit” nedir ne anlama geliyor?]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan gastrit, mide iç yüzeyini kaplayan mukozanın iltihaplanmasıdır. Endoskopi raporlarında zaman zaman görülen “pangastrit” ifadesi ise çoğu hastanın düşündüğü gibi ayrı bir rahatsızlık değil, gastritin midenin daha geniş bir bölümünü tuttuğunu anlatan tıbbi bir tanımlamadır. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Pangastrit, genellikle endoskopi veya patoloji raporlarında kullanılan bir ifadedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Burada kastedilen şey, mide iltihabının midenin farklı bölgelerine yayılmış olmasıdır. Yani bu terim çoğu zaman ayrı bir hastalıktan çok, gastritin dağılımını anlatır” dedi.</strong></p>

<p></p>

<p>Gastritin ve yaygın tutulum gösteren gastritlerin en sık nedenlerinden biri Helicobacter pylori enfeksiyonudur. Bunun yanı sıra özellikle ağrı kesiciler başta olmak üzere bazı ilaçların bilinçsiz ve uzun süreli kullanımı, sigara ve alkol tüketimi, safra reflüsü, bazı otoimmün durumlar ve eşlik eden bazı hastalıklar da mide mukozasında hasara yol açabilir. Hastaların, endoskopi raporlarındaki “pangastrit” ifadesini görünce ciddi ve farklı bir hastalıkla karşı karşıya olduklarını düşünebildiklerini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Oysa önemli olan yalnızca raporda yazan ifade değil; hastanın şikâyetleri, endoskopi bulguları, gerekirse alınan biyopsi örnekleri ve altta yatan nedenin birlikte değerlendirilmesidir” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Alarm veren şikayetler önemsenmeli</strong></p>

<p>Günlük yaşamda beslenme alışkanlıkları, kontrolsüz ilaç kullanımı, sigara, alkol ve çeşitli yaşam tarzı faktörleri mide sağlığını doğrudan etkileyebilir. Mide yakınmaları olan kişilerin; kusma, yutma güçlüğü, istemsiz kilo kaybı, kansızlık, siyah renkli dışkılama ya da mide-bağırsak kanaması düşündüren belirtiler yaşaması durumunda gecikmeden bir uzmana başvurmaları gerektiğini vurgulayan Özel, “Buna karşılık alarm bulguları olmayan birçok gastrit vakası, doğru saptandığında ve uygun şekilde yönetildiğinde kolaylıkla kontrol altına alınabilir” dedi.</p>

<p></p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel gastritten korunmak ve mide sağlığını desteklemek için önerilerini paylaştı:</p>

<p></p>

<ol>
 <li>Öğünler mideyi zorlamayacak şekilde düzenlenmeli, aşırı büyük porsiyonlardan kaçınılmalı.</li>
 <li>Aşırı yağlı, çok baharatlı, kızartılmış ve kişide yakınma oluşturan gıdalar dikkatle tüketilmeli.</li>
 <li>Özellikle ağrı kesici türü ilaçlar; gereksiz, kontrolsüz ve uzun süreli kullanılmamalı.</li>
 <li>Helicobacter pylori açısından gerekli durumlarda hekim değerlendirmesi yapılmalı.</li>
 <li>Sigara ve alkol, mide mukozasını olumsuz etkileyebileceği için mümkün olduğunca sınırlandırılmalı.</li>
 <li>Stres tek başına gastritin doğrudan nedeni olmasa da mide şikâyetlerini artırabileceğinden, yaşam düzeni ve stres yönetimi önemsenmeli.</li>
 <li>Uzun süren veya tekrarlayan mide şikâyetleri ihmal edilmemeli, uygun zamanda hekime başvurulmalı.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/endoskopi-raporlarinda-gecen-pangastrit-nedir-ne-anlama-geliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/pangastrit-nedir.webp" type="image/jpeg" length="67738"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş İpi Kullanırken Dikkat! Yanlış Teknik Diş Etini "Kesebilir"]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler uyardı: Yanlış diş ipi kullanımı diş etlerinde travma ve çekilmelere neden olabilir. İşte doğru kullanım rehberi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağız ve diş sağlığını korumak için sadece diş fırçalamak yeterli değil. Diş fırçasının ulaşamadığı ara yüzeylerde biriken bakteri plağı, çürüklerin ve diş eti hastalıklarının ana kaynağı olarak biliniyor. <strong>Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler</strong>, bu noktada devreye giren diş ipinin kullanımıyla ilgili hayati uyarılarda bulundu.</p>

<h2><strong>"C" Şeklinde Sarma Tekniği Hayat Kurtarıyor</strong></h2>

<p>Diş ipinin sadece iki diş arasına girip çıkması yeterli değil. Dr. Güler, etkin bir temizlik için şu adımları öneriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>İdeal Uzunluk:</strong> Kontrolü kaybetmemek için yaklaşık 30-40 santimetrelik bir ip parçası koparılmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Nazik Geçiş:</strong> İp, dişlerin temas noktasından sert hareketlerle değil, yavaşça ve kontrollü şekilde geçirilmelidir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>C Formu:</strong> İp araya girdikten sonra dişe <strong>"C"</strong> şekli verilerek sarılmalı ve diş etinin 1 mm altına kadar nazikçe ilerletilmelidir.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>Neden Akşam Yatmadan Önce Kullanılmalı?</strong></h2>

<p>Uzmanlar, diş ipi kullanımı için en uygun zamanın akşam saatleri olduğunu belirtiyor. Gece uyku sırasında tükürük salgısının azalması, ağızdaki yiyecek artıklarının hızla bakteri plağına ve çürüğe dönüşmesine neden oluyor. Akşam fırçalama sonrası yapılan ara yüz temizliği, bu süreci durdurmak için en kritik savunma hattını oluşturuyor.</p>

<h2><strong>Doğru Bilinen Yanlış: "Diş İpi Araları Açar mı?"</strong></h2>

<p>Toplumda yaygın olan "diş ipi dişlerin arasını açar" inanışının gerçeği yansıtmadığını belirten Dr. Güler; aksine, yanlış ve sert kullanımın diş etine zarar vererek <strong>diş eti çekilmesine</strong> yol açtığını, bunun da aralık oluştuğu izlenimi yarattığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Dolgulara Zarar Verir mi?</strong></h3>

<p>Doğru yapılmış bir dolgu veya kaplamanın diş ipinden etkilenmeyeceğini vurgulayan Güler, eğer ip dolguya takılıyorsa sorunun ipte değil, dolgunun uyumsuzluğunda olduğunu ve bir hekime danışılması gerektiğini hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/dis-ipi-kullanirken-dikkat-yanlis-teknik-dis-etini-kesebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/dis-ipi-nasil-kullaniir.webp" type="image/jpeg" length="68308"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ses Kısıklığı 3 Haftayı Aşarsa Dikkat]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[16 Nisan Dünya Ses Günü dolayısıyla uzmanlar, ses sağlığının korunması için günlük alışkanlıkların önemine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Maral Yeşilyurt, uzun süren ses kısıklıklarının ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Ses sağlığına dikkat çekildi</h2>

<p>Her yıl 16 Nisan’da kutlanan <strong>Dünya Ses Günü</strong>, insan sesinin hayatımızdaki önemine dikkat çekmeye devam ediyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkan Yardımcısı <strong>Dr. Öğr. Üyesi Maral Yeşilyurt</strong>, sesin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını vurguladı.</p>

<p>Yeşilyurt, “İnsan sesi sadece iletişim için değil; kişiliğimizin, duygularımızın ve kültürel kimliğimizin de bir parçasıdır” ifadelerini kullanarak özellikle sesi yoğun kullanan meslek gruplarının risk altında olduğuna dikkat çekti.</p>

<h2>Olayın Detayları</h2>

<p>Uzmanlara göre toplumun yaklaşık yüzde 7’si yaşamının bir döneminde ses bozukluğu yaşıyor. Öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, avukatlar, sanatçılar ve din görevlileri gibi meslek grupları ise bu risk grubunun başında geliyor.</p>

<p>Dr. Yeşilyurt, ses tellerinin bir kas yapısında olduğunu belirterek, doğru kullanım ve düzenli egzersizlerle bu kasların güçlendirilebileceğini ifade etti. Profesyonel ses kullanıcıları için koruyucu çalışmaların büyük önem taşıdığına işaret eden Yeşilyurt, ses hijyenine yönelik farkındalığın artırılması gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Ses sağlığı için kritik öneriler</h2>

<p>Ses sağlığını korumak için günlük alışkanlıkların belirleyici olduğuna dikkat çeken uzmanlar, özellikle yanlış davranışların ses tellerine zarar verdiğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda Dr. Maral Yeşilyurt şu uyarılarda bulundu:</p>

<ul>
 <li>Sık ve şiddetli boğaz temizleme ile yoğun öksürükten kaçınılmalı</li>
 <li>Günlük yeterli su tüketimi sağlanmalı</li>
 <li>Çay, kahve ve bitki çayları sınırlı tüketilmeli</li>
 <li>Sigara ve alkol kullanımından uzak durulmalı</li>
 <li>Gürültülü ortamlarda bağırarak konuşulmamalı</li>
 <li>Uzun süreli konuşmalarda ses molaları verilmeli</li>
</ul>

<p>Ayrıca reflü ve alerji gibi rahatsızlıkların da ses tellerini olumsuz etkilediğini belirten Yeşilyurt, bu tür sağlık sorunlarının mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Gelişmeler Ne Anlama Geliyor?</h2>

<p>Uzmanlar, ses sağlığına yönelik farkındalığın özellikle pandemi sonrası dönemde daha da önem kazandığını belirtiyor. Artan dijital iletişim, uzun süreli konuşmalar ve stres, ses problemlerinin yaygınlaşmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Erken teşhis ve önleyici tedbirlerin, ileride oluşabilecek ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğine dikkat çekiliyor. Özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklıklarının ihmal edilmemesi gerektiği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/ses-kisikligi-3-haftayi-asarsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 18:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/ses-kisikligi.webp" type="image/jpeg" length="90070"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ASEKET Nedir, Ne İşe Yarar? Kullanım Alanları ve Etken Maddeleri]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Berko İlaç tarafından üretilen ASEKET, deksketoprofen ve parasetamol etken maddelerini içeren reçeteli bir ağrı kesicidir. Orta şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ASEKET, içerdiği 25 mg deksketoprofen trometamol ve 500 mg parasetamol ile çift etkili bir ağrı kesici olarak öne çıkıyor . Reçeteli olarak satılan ilaç, özellikle orta şiddetteki ağrıların tedavisinde kullanılıyor . 2026 Nisan itibarıyla güncel fiyatı 131,62 TL olan ASEKET, Berko İlaç ve Kimya Sanayi Ltd. Şti. tarafından Türkiye’de üretiliyor ve beyaz reçete ile eczanelerden temin edilebiliyor .</p>

<h2>ASEKET’in İçeriğindeki Etken Maddeler ve Etkileri</h2>

<p>ASEKET, iki farklı etken maddeyi bir arada bulunduran kombine bir ilaçtır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Etken Madde</strong></th>
   <th><strong>Miktar</strong></th>
   <th><strong>Etki Mekanizması</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>Deksketoprofen Trometamol</td>
   <td>25 mg</td>
   <td>Non-steroid antiinflamatuar (NSAİİ) - Ağrı ve iltihabı azaltır</td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Parasetamol</td>
   <td>500 mg</td>
   <td>Santral etkili ağrı kesici - Ateş düşürücü ve ağrı giderici</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Deksketoprofen</strong>, vücutta ağrı ve iltihaba neden olan prostaglandinlerin sentezini engelleyerek etki gösterir. <strong>Parasetamol</strong> ise merkezi sinir sisteminde ağrı eşiğini yükselterek ve ateş merkezini etkileyerek çalışır. Bu iki maddenin kombinasyonu, tek bir etken maddeye göre daha güçlü ve çok yönlü bir ağrı kesici etki sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>ASEKET Hangi Durumlarda Kullanılır?</h2>

<p>ASEKET, özellikle aşağıdaki ağrı türlerinin tedavisinde doktorlar tarafından tercih edilmektedir:</p>

<h3>1. Kas ve İskelet Sistemi Ağrıları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Bel ağrısı ve boyun ağrısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Eklem ağrıları (artrit, osteoartrit)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas ağrıları (miyalji)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Travma sonrası oluşan ağrılar (burkulma, incinme, zedelenme)</p>
 </li>
</ul>

<h3>2. Postoperatif Ağrılar</h3>

<p>Ameliyat sonrası dönemde ortaya çıkan orta şiddetteki ağrıların kontrolünde kullanılır. Cerrahi müdahale sonrası hastanın konforunu artırmak için doktor kontrolünde uygulanır.</p>

<h3>3. Diş ve Baş Ağrıları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Şiddetli diş ağrıları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Migren atakları</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerilim tipi baş ağrıları</p>
 </li>
</ul>

<h3>4. Diğer Ağrı Türleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Adet sancıları (dismenore)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Akut gut atağı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Romatizmal ağrılar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sinir ağrıları (nevralji)</p>
 </li>
</ul>

<h2>ASEKET Nasıl ve Ne Zaman Kullanılır?</h2>

<p>ASEKET, ağızdan alınan film tablet formundadır. Kullanımıyla ilgili önemli noktalar şunlardır:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Aç veya tok karnına</strong> alınabilir, ancak mide hassasiyeti olan kişilerin yemeklerle birlikte alması önerilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tablet <strong>bol su ile</strong> yutulmalıdır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doktorun önerdiği doz ve sürede</strong> kullanılmalıdır</p>
 </li>
 <li>
 <p>Genellikle günde 2-3 kez, 8 saat ara ile alınması önerilir</p>
 </li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Önemli:</strong> En düşük etkili dozda ve mümkün olan en kısa sürede kullanılmalıdır. Uzun süreli kullanımda yan etki riski artabilir.</p>
</blockquote>

<h2>Olası Yan Etkileri Nelerdir?</h2>

<p>ASEKET kullanımı sırasında bazı yan etkiler görülebilir. Bu yan etkiler herkeste ortaya çıkmaz, ancak görülme ihtimaline karşı bilinmesi önemlidir:</p>

<h3>Yaygın Yan Etkiler (10 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Baş ağrısı, baş dönmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mide bulantısı, kusma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Karın ağrısı, hazımsızlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>İshal veya kabızlık</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yorgunluk, halsizlik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Uykululuk hali</p>
 </li>
</ul>

<h3>Seyrek Yan Etkiler (1000 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Kulak çınlaması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüksek veya düşük tansiyon</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kalp çarpıntısı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Nefes darlığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cilt döküntüleri, kaşıntı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Işığa karşı hassasiyet</p>
 </li>
</ul>

<h3>Çok Seyrek Yan Etkiler (10.000 hastada 1’den az)</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Ani alerjik reaksiyonlar (yüz ve boğazda şişme)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Mide veya bağırsak ülseri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Pankreas iltihabı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Böbrek iltihabı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kan pulcuğu sayısında azalma</p>
 </li>
 <li>
 <p>Toksik epidermal nekroliz (ciddi cilt reaksiyonu)</p>
 </li>
</ul>

<p>Herhangi bir yan etki durumunda derhal doktora başvurulmalıdır.</p>

<h2>ASEKET’i Kimler Kullanmamalıdır? (Kontrendikasyonlar)</h2>

<p>ASEKET aşağıdaki durumlarda KESİNLİKLE kullanılmamalıdır:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Durum</strong></th>
   <th><strong>Açıklama</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Alerji</strong></td>
   <td>Deksketoprofen, parasetamol veya diğer NSAİİ ilaçlara (aspirin, ibuprofen vb.) karşı alerjisi olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Mide-Bağırsak Sorunları</strong></td>
   <td>Aktif mide veya bağırsak ülseri, kanaması veya delinmesi olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Ciddi Organ Yetmezliği</strong></td>
   <td>Ağır böbrek veya karaciğer yetmezliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kalp Sorunları</strong></td>
   <td>Ciddi kalp yetmezliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kanama Bozukluğu</strong></td>
   <td>Kan pıhtılaşma sorunu olanlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Hamilelik ve Emzirme</strong></td>
   <td>Özellikle hamileliğin son 3 ayında KESİNLİKLE kullanılmaz. Emziren anneler doktora danışmalıdır.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Astım</strong></td>
   <td>NSAİİ ilaçlarla tetiklenen astımı olanlar</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h2>Dikkat Edilmesi Gerekenler</h2>

<p>ASEKET kullanırken aşağıdaki noktalara özellikle dikkat edilmelidir:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Alkol ile birlikte kullanmayın</strong> – Karaciğer hasarı riskini artırır</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doktora danışmadan başka ağrı kesicilerle birlikte kullanmayın</strong> – Aşırı doz riski</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Araç ve makine kullanırken dikkatli olun</strong> – Baş dönmesi ve uykululuk yapabilir</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Güneş ışığından korunun</strong> – Cilt hassasiyetine neden olabilir</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Reçetesiz kullanmayın</strong> – Beyaz reçeteli bir ilaçtır, mutlaka doktor önerisiyle kullanılmalıdır</p>
 </li>
</ol>

<h2>ASEKET ile İlgili Sık Sorulan Sorular</h2>

<h3>ASEKET ağrı kesici midir?</h3>

<p>Evet, ASEKET içerdiği deksketoprofen ve parasetamol sayesinde güçlü bir ağrı kesicidir.</p>

<h3>ASEKET kaç TL?</h3>

<p>2026 Nisan itibarıyla ASEKET 25/500 mg 20 tabletlik ambalajın güncel eczane satış fiyatı <strong>131,62 TL</strong>’dir .</p>

<h3>ASEKET reçetesiz alınır mı?</h3>

<p>Hayır, ASEKET <strong>beyaz reçete</strong> ile satılan bir ilaçtır. Reçetesiz temin edilemez .</p>

<h3>ASEKET’in eşdeğerleri (muadilleri) nelerdir?</h3>

<p>ASEKET’in aynı etken maddelere sahip eşdeğer ilaçları arasında DEXAPHEN ve DEXPADU bulunmaktadır .</p>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Özellik</strong></th>
   <th><strong>Bilgi</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>İlaç Adı</strong></td>
   <td>ASEKET 25/500 mg Film Tablet</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Etken Maddeler</strong></td>
   <td>Deksketoprofen trometamol (25 mg) + Parasetamol (500 mg)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Üretici Firma</strong></td>
   <td>Berko İlaç ve Kimya Sanayi Ltd. Şti.</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Reçete Durumu</strong></td>
   <td>Beyaz reçeteli</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kullanım Şekli</strong></td>
   <td>Ağızdan, aç veya tok karnına</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Güncel Fiyat (Nisan 2026)</strong></td>
   <td>131,62 TL</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Geri Ödeme</strong></td>
   <td>Geri ödemede değil</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Ana Kullanım Amacı</strong></td>
   <td>Orta şiddette ağrı tedavisi</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/aseket-nedir-ne-ise-yarar-kullanim-alanlari-ve-etken-maddeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 19:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/aseket-ne-ise-yarar.webp" type="image/jpeg" length="45112"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[El ayak ağız hastalığında uzmandan 5 kritik uyarı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Coxsackie virüsünün yol açtığı el ayak ve ağız hastalığı 5 yaş altında hızla yayılıyor. Uzman Dr. Atlan, nadir görülen ciddi risklere karşı erken doktora başvuru çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Son dönemde çocuk sağlığı açısından önemli bir gelişme yaşanıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen el ayak ve ağız hastalığı, özellikle kreş ve okul öncesi dönemde hızla yayılıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, genellikle 7-10 günde kendiliğinden geçen bu viral enfeksiyonun nadiren sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, ebeveynlere 5 kritik uyarıda bulundu.</p>

<h2>Hastalık hangi belirtilerle kendini gösteriyor?</h2>

<p>El ayak ve ağız hastalığına en sık Coxsackie virüsü ve halk arasında “bağırsak virüsleri” olarak bilinen enterovirüsler neden oluyor. Uzmanlar, 5 yaş altındaki çocuklarda bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi nedeniyle bu yaş grubunun daha fazla risk altında olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını belirterek ilerleyen süreci şöyle anlatıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>

<h2>Virüs nasıl bulaşıyor ve neden hızla yayılıyor?</h2>

<p>El ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Virüsün bu denli hızlı yayılmasının temel nedeni, bulaşma yollarının çeşitliliği. Hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor.</p>

<p>Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, el ayak ve ağız hastalığı, suçiçeği veya kızamık kadar yüksek bulaşıcılık oranına sahip olmasa da, kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla yayılma potansiyeli taşıyor. Dr. Atlan, bulaşma riskine karşı ebeveynlere şu çağrıyı yapıyor: “Çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir.”</p>

<h2>Tedavide neden antibiyotik işe yaramıyor?</h2>

<p>Hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmuyor. Bu noktada ebeveynlerin en sık düştüğü hata, viral enfeksiyona antibiyotik kullanmaya çalışmak. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığının altını çiziyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavinin temel amacı, çocuğun konforunu artırmak ve şikayetlerini azaltmak. Uzmanlar, döküntülerin birkaç gün içinde azaldığını ancak ağız yaralarının biraz daha uzun sürebildiğini belirtiyor. Dr. Atlan, tedavi sürecine ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.”</p>

<h2>Ebeveynler hangi durumlarda yeniden doktora başvurmalı?</h2>

<p>Çoğu zaman hafif seyreden el ayak ve ağız hastalığı, nadiren de olsa ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, özellikle sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi risklere karşı aileleri uyarıyor.</p>

<p><strong>Ne olacak sorusunun cevabı</strong> ise erken teşhisten geçiyor. Uzmanlar, aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden yeniden doktora başvurulması gerektiğini vurguluyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yüksek ateş uzun sürüyorsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Belirgin halsizlik varsa</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa</p>
 </li>
</ul>

<p>Dr. Atlan, “Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir. Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyerek sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-uzmandan-5-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/04/coxsackie-virus.webp" type="image/jpeg" length="74837"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her 31 Çocuktan 1’i Otizmli: Herkesle Eşit Haklara Sahip Olabilmeleri İçin Farkındalığı Eyleme Dönüştürme Zamanı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otizm günümüzde her <strong>31 çocuktan 1’inde</strong> görülüyor. 1985 yılında her 2.500 çocuktan 1’i otizm tanısı alırken bugün ulaşılan bu orana rağmen, otizmli bireyler nitelikli eğitim ortamlarına erişmekte zorluk yaşıyor, iş yerlerinde kabul görmüyor, sosyal hayatın dolayısıyla yaşamın bir parçası olma konusunda büyük sorun alanları ile mücadele etmek durumunda kalıyorlar. Otizmli bireyler, diğerlerinden farklı özelliklere sahip olabilirler ancak herkesle eşit haklara ve özgürlüklere sahipler.</p>

<p>Türkiye’de 2003 yılından bu yana otizmde erken tanının önemine dikkat çekilmesi, bilimsel temelli eğitimle otizmli bireylerin topluma kazandırılmalarına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması için çalışan <strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bu yıl da toplumu farkındalıktan eyleme geçmeye, otizmli bireyleri hayatın her aşamasında kabul etmeye ve otizme kırmızı ışık yakmaya davet ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Otizm İçin Farkındalık Yetmez, Kapsayıcı Bir Toplum Gerekli</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen <strong>2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü</strong>, otizm konusunda küresel bilinci artırmayı amaçlıyor. Ancak bugün gelinen noktada yalnızca farkındalık yaratmak yeterli değil.</p>

<p>Otizmli bireyler eğitimden istihdama, sosyal hayattan sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda hâlâ eşit haklara erişmekte zorlanıyor. Erken, yoğun, sürekli ve bilimsel temelli eğitim, otizmli çocukların gelişiminde belirleyici rol oynarken; bu hizmetlere erişimde yaşanan eşitsizlikler aileler için büyük bir yük oluşturuyor. <strong>Tohum Otizm Vakfı</strong>, 23 yıldır otizmli çocukların eğitime erişimini ve topluma kazandırılmasını desteklemek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<ul>
 <li>2006 yılında kurulan eğitim kurumlarında bugüne kadar <strong>2 bin 814 otizmli çocuğa</strong> bireyselleştirilmiş eğitim verildi.</li>
 <li>Yürütülen ulusal ve uluslararası projelerle <strong>2,8 milyon kişiye</strong> ulaşıldı.</li>
 <li>Ailelere rehberlik sağlandı, öğretmenlere yönelik eğitim programları geliştirildi ve bilimsel temelli uygulamaların yaygınlaşması için çalışmalar yürütüldü.</li>
</ul>

<p>Otizmde artan görülme sıklığı, bu çalışmaların daha da yaygınlaştırılması gerektiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Türkiye Otizm İçin Kırmızıya Bürünüyor!</strong></p>

<p>2022 yılından bu yana sürdürülen #OtizmeKırmızıIşıkYak kampanyası ile her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye genelinde birçok tarihi ve simgesel yapı kırmızı ışıkla aydınlatılacak. Kurumlar ve bireyler sosyal medyada aynı etiket altında bir araya gelerek otizmli bireylerin yanında olduklarını gösterecek.</p>

<p>Kampanyanın temel mesajı net: Otizmli bireylerin hayatın her alanında yer alabilmeleri eşit şartlara erişebilmeleri ve toplumda hak ettikleri kabulü görebilmeleri için kapsayıcı politikalar şart.</p>

<p><strong>Otizmli Bireylerin Farkındalıktan Daha Fazlasına İhtiyacı Var!</strong></p>

<p>Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Seda Köknel, kampanyanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Her 31 çocuktan 1’inin otizmli olduğu bir dünyada kapsayıcılık bir tercih değil, zorunluluktur. Otizmli bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşamda eşit fırsatlara sahip olması için kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor. Artık farkındalığı eyleme dönüştürme zamanı. Bu kapsamda herkesi, 2 Nisan‘da otizme dikkat çekmek amacıyla kırmızı bir objeyle ya da kırmızı giyerek fotoğraf çekmeye ve sosyal medya hesaplarında <strong>#OtizmeKırmızıIşıkYak</strong> etiketi ile paylaşım yaparak daha adil ve kapsayıcı bir toplumun inşasına katkı sağlamaya davet ediyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/2-nisan-dunya-otizm-farkindalik-gunu.webp" type="image/jpeg" length="26552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda Çocukların Diş Sağlığı İçin Kritik Uyarılar: Lokum ve Jelibon Dişleri Tehdit Ediyor]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Bayramı'nda artan şeker ve tatlı tüketimi, özellikle çocukların diş sağlığı için ciddi risk oluşturuyor. Uzmanlar, lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi yapışkan şekerlemelerin ağızda uzun süre kalarak diş minesine daha fazla zarar verdiğini belirtiyor. Diş Hekimi Elanur Kök, çocukların diş minesinin yetişkinlere göre daha ince olduğunu vurgulayarak, bayram süresince alınması gereken önlemleri sıraladı .]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Bayramda Tatlı Tüketimi Diş Sağlığını Tehdit Ediyor</h2>

<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Diş Hekimi Elanur Kök, şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurguladı:</p>

<p>"Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır" dedi .</p>

<h2>Çocuk Dişleri Neden Daha Hassas?</h2>

<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebiliyor. Diş Hekimi Elanur Kök, bu durumun bilimsel nedenlerini şöyle açıkladı:</p>

<p>"Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir" .</p>

<h2>Şekerli Gıdalar Diş Çürümesine Nasıl Yol Açar?</h2>

<p>Ağızda doğal olarak bulunan bazı bakteriler şeker ve karbonhidratlarla beslendiğinde asit üretir. Bu asit, diş minesini zayıflatarak zamanla çürük oluşumuna neden olur . Şekerin dişler üzerindeki zararlı etkisi, tüketim sıklığına ve şekerin ağızda kalma süresine bağlı olarak değişir .</p>

<h2>Bayramda Diş Sağlığını Korumanın 7 Altın Kuralı</h2>

<p>Diş Hekimi Elanur Kök, bayramda çocukların diş sağlığını korumak için ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları sıraladı:</p>

<h3>1. Tatlı Sonrası Ağız Çalkalama</h3>

<p>Çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, diş yüzeyinde kalan şeker kalıntılarını temizlemenin en basit ve etkili yoludur .</p>

<h3>2. Düzenli Diş Fırçalama</h3>

<p>Günde en az iki kez, özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalamalarına özen gösterilmeli. Gece boyunca tükürük akışı azaldığı için bakteriler daha hızlı çoğalır, bu nedenle yatmadan önce fırçalama çok daha önemlidir .</p>

<h3>3. Tatlıları Ana Öğünlerle Birlikte Vermek</h3>

<p>Tatlıları ara öğün yerine ana öğünlerle birlikte tüketmek, tükürük salgısının daha fazla olması sayesinde asit etkisini azaltır .</p>

<h3>4. Gece Şekerden Kaçınma</h3>

<p>Gece yatmadan önce şeker vermekten kaçınılmalı. Çünkü uyku sırasında tükürük akışı azalır ve şekerin zararlı etkisi daha uzun sürer .</p>

<h3>5. Florürlü Diş Macunu Kullanımı</h3>

<p>Diş minesini güçlendiren florürlü diş macunu kullanılması, çürüklere karşı koruyucu etki sağlar .</p>

<h3>6. Yapışkan Şekerleri Sınırlamak</h3>

<p>Lokum, karamelli şeker, jelibon gibi dişlere yapışan şekerlerin tüketimi mümkün olduğunca sınırlandırılmalı .</p>

<h3>7. Su Tüketimini Artırmak</h3>

<p>Şeker tüketimi sonrası bol su içmek, ağızdaki şeker kalıntılarının temizlenmesine yardımcı olur .</p>

<h2>En Riskli Yaş Grubu: 6-12 Yaş</h2>

<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli" dedi .</p>

<h2>3-4 Günlük Bayram Süreci Hemen Çürük Yapar mı?</h2>

<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, şu önemli uyarıda bulundu:</p>

<p>"3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar" .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle bayram süresince alınacak basit önlemler, uzun vadede çocukların diş sağlığını korumak için kritik önem taşıyor.</p>

<h2>Uzmanlardan Bayram Öncesi Tavsiyeler</h2>

<ul>
 <li>
 <p>Çocuklara şeker verdikten sonra mutlaka su içirin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yapışkan şekerler yerine çikolata tercih edin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gece şeker tüketiminden kaçının</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diş fırçalama alışkanlığını bayramda da sürdürün</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tatlıları ana öğün sonrası verin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bayram sonrası diş hekimi kontrolünü ihmal etmeyin</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>En riskli şeker türleri</strong></td>
   <td>Lokum, karamelli şeker, jelibon (yapışkan şekerler)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Daha az riskli tatlı</strong></td>
   <td>Çikolata (çabuk eridiği için)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En riskli yaş grubu</strong></td>
   <td>6-12 yaş (süt ve kalıcı dişlerin bir arada olduğu dönem)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Koruyucu önlemler</strong></td>
   <td>Su çalkalama, florürlü diş macunu, düzenli fırçalama</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Çürük oluşma süresi</strong></td>
   <td>Haftalar veya aylar (ani değil, zamanla gelişir)</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><i><u>Bayramda diş sağlığı, çocuklarda diş çürüğü, şeker tüketimi diş sağlığı, lokum dişlere zararlı mı, jelibon diş çürüğü yapar mı, diş hekimi bayram uyarıları, çocuk diş bakımı, bayramda tatlı tüketimi, florürlü diş macunu, ağız hijyeni.</u></i></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/bayramda-cocuklarin-dis-sagligi-icin-kritik-uyarilar-lokum-ve-jelibon-disleri-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 14:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1gercek-taraf-haber-samsun-364.webp" type="image/jpeg" length="81658"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mavi Işık Beyin Gelişimini Tehdit Ediyor: Uzmanlardan Kritik Uyarı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle çocuk ve ergenlerde mavi ışığa maruz kalmanın beyin gelişimini olumsuz etkilediğini belirterek, uyku öncesi ekran kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın beynin uyanıklık sistemini yapay olarak tetiklediğini, bunun da uyku kalitesini düşürdüğünü ve uzun vadede nörolojik sorunlara yol açabildiğini söyledi.</strong></p>

<p>Dijital çağın vazgeçilmez parçası haline gelen akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayar ekranları, hayatımızı kolaylaştırırken beraberinde önemli sağlık risklerini de getiriyor. Özellikle yaydıkları mavi ışık, başta çocuklar ve ergenler olmak üzere her yaş grubunda beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor.</p>

<h2>Mavi Işık Beyni Uyanık Tutuyor, Sirkadiyen Ritmi Bozuyor</h2>

<p>Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın gözün retina tabakasındaki özel hücreleri uyardığını belirterek, bu durumun beyin üzerindeki etkilerini şöyle açıkladı:</p>

<p>"Mavi ışık, gözün retina tabakasındaki 'intrinsically photosensitive retinal ganglion cells' (ipRGC) olarak adlandırılan özel hücreleri uyarır. Bu hücreler, doğrudan beynin ana biyolojik saati olan hipotalamustaki suprakiyazmatik çekirdeğe (SCN) sinyal gönderir. Bu süreç, epifiz bezinden salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunu baskılar."</p>

<p>Nörobiyolojik düzeyde mavi ışığın beyni 'gündüz modunda' tutarak uyanıklığı artırdığını ifade eden Alp, kronik maruziyetin sirkadiyen ritmin bozulmasına ve kortizol salınımının dengesizleşmesine yol açtığını kaydetti.</p>

<h2>Ergenlerde Mavi Işık Etkisi Yetişkinlerden Çok Daha Fazla</h2>

<p>Çocuk ve ergen beyninde mavi ışığın etkilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Alp, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Çocuk ve ergenlerin lensleri yetişkinlere göre çok daha şeffaftır, bu da retinaya daha fazla mavi ışık sızmasına neden olur. Nörobilimsel açıdan daha kritik olan durum ise, ergen beyninin prefrontal korteks gelişimi ve sirkadiyen hassasiyetidir."</p>

<p>Alp, ergenlerde melatoninin geç salgılanma eğiliminin mavi ışıkla birleştiğinde uyku kalitesini yetişkinlere oranla çok daha sert bir şekilde düşürdüğünü vurgulayarak şöyle devam etti:</p>

<p>"Bu durum, yalnızca yorgunluğa değil, aynı zamanda beyin gelişiminin temel taşı olan sinaptik budanma süreçlerinin aksamasına da neden olabilir. Sinaptik budanma, beynin gereksiz bağlantıları temizleyerek daha verimli çalışmasını sağlayan kritik bir gelişim sürecidir."</p>

<h2>Mavi Işık ve Hızlı Dijital İçerikler Mental Yorgunluğa Yol Açıyor</h2>

<p>Mavi ışık ve dijital uyarana maruz kalmanın beyin yorgunluğu ile ilişkili olduğunu dile getiren Alp, şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>"'Ekran yorgunluğu' dediğimiz fenomen, sadece göz kaslarının yorulması değil, beynin bilişsel yükünün aşılmasıdır. Mavi ışık uyanıklığı yapay olarak tetiklerken, dijital içeriklerin hızlı akışı beyni sürekli bir 'yönlendirilmiş dikkat' modunda tutar."</p>

<p>Bu durumun nörotransmitter depolarının özellikle dopaminin hızla tüketilmesine ve prefrontal kortekste yönetici işlevlerin zayıflamasına, yani mental yorgunluğa yol açtığını belirten Alp, modern çağın en büyük sorunlarından birinin bu olduğunu ifade etti.</p>

<h2>Nörolojik Hastalıklarda Mavi Işık Tetikleyici Rol Oynuyor</h2>

<p>Migren veya epilepsi gibi nörolojik hastalıklarda mavi ışığın etkileri hakkında da bilgi veren Alp, şunları söyledi:</p>

<p>"Klinik pratikte, özellikle migren hastalarında fotofobi yani ışığa duyarlılık çok yaygın görülür. Mavi ışık, ağrı iletiminde rol oynayan talamik nöronları aktive ederek migren ataklarını tetikleyebilir veya şiddetini artırabilir."</p>

<p>Epilepside ise durumun daha spesifik olduğunu belirten Alp, "Işığa duyarlı (fotosensitif) epilepsisi olan bireylerde yüksek kontrastlı ve titreşimli dijital ekranlar nöbet eşiğini düşürebilir." dedi.</p>

<h2>Beyin Sisi ve Dikkat Dağınıklığında Mavi Işığın Rolü</h2>

<p>'Dijital beyin sisi' olarak adlandırılan dikkat dağınıklığı ve zihinsel bulanıklıkta mavi ışığın rolüne de değinen Alp, şu açıklamayı yaptı:</p>

<p>"Beyin sisi, nöroinflamatuar süreçler ve uyku kalitesindeki düşüşün bir yan ürünüdür. Mavi ışığın sirkadiyen ritmi bozması, beynin geceleri kendisini temizleme mekanizması olan glinfatik sistemin tam performansla çalışmasını engeller."</p>

<p>Atık ürünlerin temizlenemediği bir beynin, ertesi gün odaklanma güçlüğü, kısa süreli bellek zayıflığı ve zihinsel bulanıklıkla reaksiyon verdiğini belirten Alp, bu durumun özellikle öğrencilerin akademik başarısını doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>

<h2>Erken Yaşta Ekran Kullanımı Beyin Gelişimini Etkiliyor</h2>

<p>Erken yaşta yoğun ekran kullanımının, gelişmekte olan beyin üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğini açıklayan Alp, şunları söyledi:</p>

<p>"Erken çocukluk dönemi, beynin nöroplastisitesinin en yüksek olduğu evredir. Bu dönemde ekran üzerinden gelen yoğun mavi ışık ve hızlı dijital uyaranlar, beynin ödül sistemini erken yaşta manipüle eder."</p>

<p>Literatürün, aşırı maruziyetin beyaz madde bütünlüğü üzerinde özellikle dil gelişimi ve sözel işlemleme süreçleriyle ilgili alanlarda farklılıklara neden olabileceğini gösterdiğini ifade eden Alp, "Ancak 'kalıcı' terimi yerine, gelişimsel yörüngenin değişmesi riskinden bahsetmek bilimsel olarak daha doğrudur." dedi.</p>

<h2>Özel Gereksinimli Çocuklarda Mavi Işık Etkisi Daha Ağır</h2>

<p>Otizm spektrum bozukluğu veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sinir sistemlerinin duyusal uyaranlara karşı çok daha hassas olduğuna dikkat çeken Alp, şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Mavi ışığın oluşturduğu 'hiper-uyanıklık' hali, DEHB'li çocuklarda dürtüselliği ve hiperaktiviteyi körükleyebilir. Bu çocuklar zaten dikkatlerini toplamakta güçlük çekerken, mavi ışık etkisiyle durum daha da karmaşık hale gelir."</p>

<p>OSB'li çocuklarda ise uyku regülasyonunun zaten zor olduğunu belirten Alp, "Mavi ışık kaynaklı melatonin baskılanması, uykuya geçiş süreçlerini bir kriz haline getirebilir ve ertesi günkü duyusal işleme süreçlerini olumsuz etkileyebilir." dedi.</p>

<h2>Filtreler Sihirli Değnek Değil, Asıl Çözüm Dijital Hijyen</h2>

<p>Mavi ışık filtreli gözlükler veya ekran filtrelerinin birer 'sihirli değnek' olmadığını vurgulayan Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Bunlar yalnızca destekleyici mekanizmalardır. Filtreler, retinaya ulaşan mavi ışık yoğunluğunu azaltarak dijital göz yorgunluğunu hafifletebilir ve melatoninin tamamen baskılanmasını bir nebze engelleyebilir."</p>

<p>Ancak nörolojik sağlık için asıl koruyucu olanın filtreden ziyade dijital hijyen olduğunu belirten Alp, şu önemli uyarıda bulundu:</p>

<p>"Yani uykudan en az 1-2 saat önce ekranla bağı kesmek, hiçbir filtrenin veremeyeceği nörolojik onarımı sağlar. Bu basit alışkanlık, beynin doğal temizlenme mekanizmalarının çalışmasına izin verir ve ertesi güne daha dinç uyanmayı sağlar."</p>

<h2>Pratik Öneriler</h2>

<p>Uzmanlar, mavi ışığın olumsuz etkilerinden korunmak için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yatmadan en az 1-2 saat önce tüm ekranları kapatın</p>
 </li>
 <li>
 <p>Telefon ve tabletlerde gece modu veya mavi ışık filtresi aktif edin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çocukların yatak odasında telefon, tablet bulundurmayın</p>
 </li>
 <li>
 <p>Dijital cihaz kullanımına belirli süre sınırlamaları getirin</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Gün içinde doğal ışığa maruz kalmaya özen gösterin</p>
 </li>
 <li>
 <p>Düzenli uyku alışkanlığı edinin</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Mavi ışık kaynağı</strong></td>
   <td>Telefon, tablet, bilgisayar, LED ekranlar</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Etkilediği hormon</strong></td>
   <td>Melatonin (baskılanır)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>En hassas grup</strong></td>
   <td>Çocuklar ve ergenler</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Nörolojik etkiler</strong></td>
   <td>Uyku bozukluğu, dikkat dağınıklığı, beyin sisi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kronik etkiler</strong></td>
   <td>Sirkadiyen ritim bozulması, kortizol dengesizliği</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Koruyucu önlem</strong></td>
   <td>Uykudan 1-2 saat önce ekran kullanımını kesmek</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Destekleyici ürünler</strong></td>
   <td>Mavi ışık filtreli gözlükler, ekran filtreleri</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/mavi-isik-beyin-gelisimini-tehdit-ediyor-uzmanlardan-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-346.webp" type="image/jpeg" length="50182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koltuk Altındaki Şişlik Her Zaman Masum Değil: Ektopik Meme Dokusu Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, koltuk altında görülen bazı şişliklerin basit bir yağlanma olarak değerlendirilmemesi gerektiği konusunda uyarıyor. Özellikle adet dönemlerinde ya da hamilelikte büyüme ve hassasiyet gösteren şişliklerin ektopik meme dokusu olabileceğini belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu durumun ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koltuk altında fark edilen şişlikler çoğu zaman yağ dokusu ya da basit bir yumuşak doku artışı olarak düşünülse de, bazı durumlarda altta farklı bir neden yatıyor olabilir. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, anne karnındaki gelişim sürecine bağlı olarak göğüs bölgesi dışında da meme dokusu oluşabileceğini söyledi. Bu durum tıp literatüründe "ektopik meme dokusu" olarak adlandırılıyor.</p>

<h2>Süt Hattı Gelişimi ve Ektopik Meme Dokusu</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar'ın verdiği bilgiye göre, anne karnında bebek gelişimi sırasında koltuk altından kasığa kadar uzanan ve "süt hattı" (meme çizgisi) olarak adlandırılan bir yapı meydana geliyor. Bebek büyüdükçe bu hat üzerinde yer alan yapılar büyük ölçüde kayboluyor ve yalnızca göğüs bölgesindeki yapı kalıyor. Daha sonra normal meme dokusu da bu bölgede gelişimini tamamlıyor.</p>

<p>Ancak bazı durumlarda göğüs dışındaki yapılar tamamen kaybolmadığı için, vücudun farklı bölgelerinde de meme dokusu gelişebiliyor. Prof. Dr. Karacalar, bu durumun en sık koltuk altında görüldüğünü belirtti.</p>

<h2>Belirtiler ve Tanı Süreci</h2>

<p>Hastaların bu yapıyı çoğu zaman basit bir yağlanma veya lenf bezi şişliği zannettiğini ifade eden Prof. Dr. Karacalar, söz konusu dokunun özellikle şu durumlarda belirti verebildiğini söyledi:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Adet dönemlerinde büyüme, dolgunluk ve hassasiyet</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hamilelik döneminde şişlik ve hassasiyet artışı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Emzirme döneminde süt salgısı (nadir durumlarda)</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu tür dönemsel değişiklikler gösteren şişliklerin, normal yağ dokusundan farklı olarak hormonal değişimlerden etkilendiğini gösterdiğini belirten Karacalar, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2>Kanser Riski ve Erken Tanının Önemi</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar, ektopik meme dokusunun bazı vakalarda iyi huylu ya da kötü huylu dönüşüm gösterebileceğine dikkat çekti. Normal meme dokusunda görülebilen tüm patolojilerin, ektopik meme dokusunda da gelişme potansiyeli bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle koltuk altında uzun süredir bulunan, dönemsel olarak büyüyen ya da hassasiyet gösteren şişliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Karacalar, erken değerlendirme ve doğru tanının hem hasta konforu hem de olası risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti.</p>

<h2>Tanı ve Tedavi Yöntemleri</h2>

<p>Uzmanlara göre bu tür şişliklerin kesin tanısı, klinik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle konuluyor. Tanı sürecinde kullanılan başlıca yöntemler şunlar:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Ultrasonografi (USG)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Gerektiğinde biyopsi</p>
 </li>
</ul>

<p>Tedavide ise ilgili dokunun cerrahi olarak çıkarılması kesin çözüm olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Karacalar, cerrahi müdahalenin hem tanıyı kesinleştirmek hem de olası riskleri ortadan kaldırmak açısından önemli olduğunu ifade etti. Özellikle şu durumlarda cerrahi tedavi öneriliyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Şişliğin boyutunda artış</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağrı ve hassasiyet şikayetleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Görünüm kaygısı (kozmetik nedenler)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kanser şüphesi</p>
 </li>
</ul>

<h2>Ne Zaman Doktora Başvurmalı?</h2>

<p>Prof. Dr. Ahmet Karacalar, aşağıdaki durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirtti:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Koltuk altında elle hissedilen şişlik varlığı</p>
 </li>
 <li>
 <p>Adet dönemlerinde şişlikte büyüme ve hassasiyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Hamilelik veya emzirme döneminde şişlikte değişiklik</p>
 </li>
 <li>
 <p>Şişliğin zamanla büyümesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Ağrı, kızarıklık veya ciltte değişiklik</p>
 </li>
</ul>

<h2>Kısa Bilgi Kutusu</h2>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th><strong>Konu</strong></th>
   <th><strong>Detay</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Rahatsızlık</strong></td>
   <td>Ektopik meme dokusu</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Görüldüğü bölge</strong></td>
   <td>En sık koltuk altı (nadiren kasık, sırt, karın)</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Kaynağı</strong></td>
   <td>Anne karnındaki "süt hattı" gelişimi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Belirtiler</strong></td>
   <td>Adet/hamilelikte büyüme, hassasiyet, dolgunluk</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tanı yöntemleri</strong></td>
   <td>Ultrason, MR, biyopsi</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Tedavi</strong></td>
   <td>Cerrahi olarak çıkarılma</td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>Risk</strong></td>
   <td>İyi veya kötü huylu doku dönüşümü potansiyeli</td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.gercektaraf.com.tr/koltuk-altindaki-sislik-her-zaman-masum-degil-ektopik-meme-dokusu-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 10:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gercektarafcomtr.teimg.com/crop/1280x720/gercektaraf-com-tr/uploads/2026/03/1samsun-gercek-taraf-haber-345.webp" type="image/jpeg" length="68952"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
